Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Tiffany'de Kahvaltı PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

İki gündür Bayan Holiday Golightly ile birlikteyim. İki kısa gün. Kısacık iki gün. Ama insanın üzerinde bıraktığı etkisi uzun süre silinmeyecek bir kadın Bayan Holiday Golightly. Bir yalancı, bir hayalperest, bir sevgili, bir eş, bir arkadaş Bayan Holiday. Bir kasaba veterinerinin kendi yaşında çocukları olan karısı, aynı zamanda bir mafya babasının tatlı kuryesi, ebleh bir milyarderin uzatmalı nişanlısı, bir ajanın gizli sevgilisi Bayan Holiday Golightly.

Kalabalığın içinde bir yalnız çocuk-kadın Bayan Holiday Golightly. Sahte gerçekler üzerine inşa etmeye çalıştığı yaşamında bitmeyen umudu ile sürekli yeni ve temiz bir sayfa açma müptelası Bayan Holiday Golightly. Mimar filmi için yazdıklarımdan sonra Amerikan bağımsız sinemasının yanısıra, bağımlı sinemasının da ne kadar kötü bir uyarlama meraklısı olduğunu düşündüm. U

zun yıllar evvel Audrey Hepburn'un başrolünü oynadığı, bir Blake Edwards filmi olan Breakfast at Tiffany's filmini izlemiş ve her ortalama insan gibi Hepburn'e hayran kalmış ve filmi çok beğenmiştim. Ama bu filmin kitabını ne yazık ki bu yaşıma kadar okumamıştım. Şimdi goruyorum ki, yine Amerikan Bağımlı sineması güzelim hikayeyi mahvederek bir filmleştirmiş ama işin garip tarafı bu filmi güzel yapmış. "kitabini okudum, filmini beğenmedim" gibi klişe cümleler kurmak istemiyorum. Ama bu konu üzerinde düşünerek bir çözüm bulmaya karar verdim. Ve Breakfast at Tiffany's 'in bu karar aşamasında uygun bir örnek olduğunu düşünüyorum.

Şimdi önce kitaptan başlayalı. Truman Capote Soğukkanlılıkla isimli kitabı kadar tanınan bir eseridir Tiffany'de Kahvaltı. Yazar altmışlı yılların Amerika'sına bir kadını inceleyerek bir yazar gözlüğü ile bakar. Anlatıcı, kahramanı dolaylı olarak tanıyan ama hayatının bir doneminde yakın olmasa dahi yakın hisseden bir ilişki içinde. Hatta yazarın Bayan Holiday Golightly'e karşı platonik bir aşkı da var diyebiliriz. Hatta olasılığı kaldırıyorum. Platonik olarak aşık. Ama hikaye bir aşk hikayesi değil. Bir özgürlük ve yalnızlık hikayesi, bir sahte gerçeklik hikayesi yani bir Amerikan Hikayesi. Capote bazı objeler ve alt hikayelerle bu özgür yalnızlığa sürekli değinmektedir. Mesela Holiday'in iyi kalpli bir taşra veterinerinin karısı iken her sabah evden çıkıp dışarıyı keşfetmesi, her gün biraz daha uzaklaşması ve sonunda bir gün eve dönmemesi kitabın ortasında anlatılan ama çıkış noktası olabilecek bir hikayedir. Veya Holiday'in mağrur kedisine bir isim takmamasına karşın yaptığı açıklama ( o bana ait değil ... ) yine özgürlüğe duyulan bir saygının ifadesi. İki yakın ama iki yalnızın hikayesi. Veya yine Holiday'in kiraya ortak olmak için ev arkadaşı ararken bir lezbiyeni tercih ederim demesi ve bunu kendine göre komik-haklı sebeplerle açıklaması özgür yalnızlığın bir başka açılımı. Ve Holiday'in yakın çevresinde kurduğu sahte gerçekliklerin yerle bir olması üzerine takındığı umarsız ve bilinçli bir şekilde kabulleniş hali bu özgür yalnızlığın bir sonucudur.

Capote'un romanı bireyin kendi ama sadece ve sadece kendi hayalleri peşinde koşarken alabildiğine özgür ve yalnız olduğunun hikayesidir. Her şeyin bir bedeli vardır ve özgür yalnızlar bu bedeli ödeme konusunda bonkör davranırlar... Şimdi gelelim filme, Milliyet Gazetesinden bir alıntı "Özgür ruhlu bir tatlı kaçık olan genç kadın, 60'ların New York'unda şehrin en zengin erkeklerini kendine aşık eder ve hiç bitmeyecek bir partinin deyim yerindeyse tam ortasında dururken, arasıra su yüzüne çıkan hüznü üzerinde durmadan taşıyor. Hüzünlü biten gecelerin sabahında şehrin gözalıcı mücevher dükkanı Tiffay vitrini önünde "kahvaltı eden" Holly, yine böyle bir sabahın devamında yeni komşusu Paul Varjak (George Peppard) ile tanışıyor ve aralarında platonik bir aşk başlıyor. Holly, her hafta ünlü bir mafya babasını bir hapishane olan Sing Sing'de ziyaret edip farkında olmadan şifreli mesajları taşıyorken Paul de zengin ve yaşlı bir kadının "sponsorluğu"nda rahat bir yaşam sürüyor. İkilinin birbirleriyle yaptıkları "pencere ziyaretleri", aynı binada yaşayan Çinli ile yaşanan bitmeyen "gag"lar, filmin unutulmaz müzikleri ve Hepburn'ün tiril tiril eşsiz zerafeti filmin soslarından sadece bir kaçı." İşte budur nerde benim okuduğum Tiffany'de kahvaltı, nerde bu film? O zaman "Kitabını okudum bayıldım ama filmini beğenmedim"

Nokta. mı?

İşte işin gerçeği öyle değil. Ben elime bu kitabı alıp okumaya başladım ve bitirdiğim zaman şu satırları yazarken bugune kadar okuduklarımın, hayat görüşümün, olaylara bakış açımın, az bilgim ve yüzeysel birikimim, algıda seçiciliklerim, yani her şeyiyle benim kendimin süzgecinden gecirdim. Thyke'de de bunu yaşamıyor muyuz? aynı satırı okuyor ama farklı noktalardan yorumlar yapıyoruz. Bu kadar su götürmez bir gerceğin tartışılacak bir kısmı var mı? yok. O halde Bir yönetmen bunu yaptığında niye yadırgıyoruz. O da kendi süzgecinden bu romanı okuyor ve kendi bilgi ve birikiminin süzgecinden geçirip başka bir eser ortaya çıkarıyor. Üstelik bu Capote'a ait olmayan bir eser ve benim bakış açıma sahip olamayan bir eser. O zaman nasıl bunu yargılayabilir ki insan? Üstelik oyuncular performanslarıyla harikalar yaratırken, müzikleri elli yıl sonra bile keyifle dinlenirken nasıl olurda böyle bir çalışmaya kötü bir uyarlama diyebilirim ki? Bunların ikisi de birbirinden bağımsız eserler, ikisi de başka alt yapılarda yetişmiş, başka algılarla emek harcanmış eserler. Peki kötü uyarlama olmaz mı hiç? Herhangi bir kitaptan yapılan uyarlama filmleri eleştirmeyecek miyim veya eleştirirken çiçek böcek iyimserliği ile "canım bu da yönetmenin görüşü işte" kılıfına sığınacağım. Elbette hayır? Kriterleri net ortaya koymak gerekiyor. Yönetmen uyarladığı kitaba sadık kalmayabilir? Ana temasını kendi algısına göre yorumlayabilir. Ama oyuncuların seçimi ve performansları, senaryo, görüntü yönetimi, müzikler, anlatım teknikleri v.b. kriterler o filmin iyi bir uyarlama olup olmadığını belirleyecektir. İşte bunlardan başarılı bir uyarlamaya en güzel örnek geçenlerde Serablog'da okuduğum Being There filmidir. Üzerinde biraz daha düşünmek gerekiyor.

Film

http://www.imdb.com/title/tt0420609/



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorumlar  

 
0 # 2010-01-31 16:14
Kitabı okumamıştım, ama infamous adlı filmi izledim. Başlarda "Capote" itici bir karakter gibi görünse de film ilerledikçe, insanı yönleri ve idam mahkumu ile arasındaki ilişki ilgi çekici hale geliyor. Ayrıca gilmde bir sahnede de bu kitap görünüyordu galiba... Şimdi kitabı da okuyup bakacağım!
Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile