Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Tao Sessizdir PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

İnsanı Allah?a götüren pek çok yol vardır. (Mevlana)
En-el Hak (Hallacı Mansur)
Bir dağın zirversine giden birden çok yol vardır, ancak tek zirve vardır. (Zen deyişi)
Her şeyi sever ve besler, ama hiçbir şeyi yönetmez. (Tao)
Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz. (Herakleitos)

Yaşam denen kavrayıcı, kendisini oluşturan parçaların toplamından her zaman daha fazlası olmuştur ve her daim kendisini oluşturanların düşün dünyasında ve var oluşunda da kocaman bir soru işareti oluşturmuştur. Bu soruya verilen cevaplar ne kadar farklı olursa olsun soru hep aynı kalmıştır. Bu soruyu soranlardan biri de Raymond Merrill Smullyan'dır.

Matematikçi,
Piyanist,
Mantıkçı,
Filozof,
Jonglör Smullyan.

Bunca şapkayı bir kişilikte toplayan Smullyan, yıllar yılı sorduğu mantık bulmacalarından çok daha zor bir soru peşinde koştuğu için filozof olmuş veya filozof olacağı için bu soruları soragelmiştir. Şayet siz de yaratılış - yaşam denklemini çözmeye çalışıyorsanız, batının katı düşünüşü ile doğununun mistisizmi (doğu ile batı nasıl ayrılıyor, doğu nerede başlıyor, batı nerede bitiyor?!?) arasında sıkıştıysanız, biraz mizah anlayışını kaldıracak kadar esnek düşünceye sahipseniz, buyrun YOL'a koyulalım.

Eserin Özeti



"Tao Sessizdir"de Smullyan, Tao felsefesini, aydınlanma yolunun bir öğrencisi olarak, zen ve budizmi paralellikleri içinde birtakım sorularla ve örneklerle açıklamaya çalışıyor. Bunu yaparken zaman zaman eşi ile sohbet ediyor; zaman zaman da temel eserlere göndermelerde bulunuyor. Bunu yaparken de tatlı tatlı tebessüm etmemizi sağlıyor. Eser, üstat "Cem Şen"in çevirisiyle yüksek kalitede bir okuma zevki sunuyor.

Eserin özetini çıkarmak güç, zira süregiden bir hikaye örgüsü yok. Bir kavram ve felsefe olarak "Tao"dan bahsedilmektedir. Yine de ifade etmek gerekir ki, tao, zen, budizm gibi kavramlara yabancıysanız ve tanımsal bir açıklama bekliyorsanız (ki bu bile tao felsefesine uzak olduğunuzu gösterir.), bu kitap iyi bir başlangıç kitabı değildir. Kitabın bölümlerine şöyle bir göz atarsak:

1. Bölüm: Tao nedir?

Alt başlıklar ve cevaplar: var mıdır? belirsizdir, biçimsizdir, gizemli bir dişidir, ismi yoktur, konuşmaz, ayna gibidir, her yerdedir, yönetmez, kibirli değildir, kendiliğindendir.

2. Bölüm: Tao iyidir ama ahlaklı değildir.
Alt başlıklar ve cevaplar: temelde iyi midir? ahlakın karşısındadır, tanrı taocu mu?, iyidir, ama ahlak değildir.

3. Bölüm: Tao telaşssızdır
Alt başlıklar ve cevaplar: bahçecilik, köpekler, yönetim sanatı, bencillik, evrensel bilinç, kendi haline bırakmak, bireyi sahip olmayı istememek, çaba sarf etmek üzerine.

4. Bölüm: Tao hoş bir ikilemdir
Alt başlıklar ve cevaplar: çılgın felsefe, bir rüya, astroloji, iki zen olayı, neden bazen yanlış anlarız, aydınlanma, meseleyi anlıyor musunuz?, akşam serinliği, zamanı geldiğinde.  

Eser kendini anlatırken



"Eğer Lao Tzu olsaydım, bu yazının sonuna, Taocu felsefenin özü olduğuna inandığım şu sözleri eklerdim:

Bir bilge uykuya daldığında,
Ne böyle yapması gerektiği için
Ne de böyle olmasını istediği için
Yalnızca uykusu geldi için uyur."

"Bilge, Tao'yu ispatlamaya gerek duymaz; zaten onun tadını çıkarmakla yeterince meşguldür."

"Varoluş üzerine benzer sorular başka konular için de sorulmuştur ve hepsi de aynı derecede hoş sorulardır. Örneğin,kırmızlık, üçlülük, güzellik, iyilik ve bunun gibi evrensel şeylern var olup olmadığı konusunda pek çok metafizik tartışma yapılmıştır. Kırmızılık var mıdır? Eğer varsa nerededir, ağırlığı ne kadardır, biçimi nasıldır, rengi nedir?
(Kırmızı rengin, kırmızının kendisi olduğunu söyler miydiniz? Zar zor!) Kırmızılık gerçekten var mıdır? Bazıları safça,
- tabii ki kırmızılık vardır, diyecektir."

"eğer bir Zen ustasına Tao'nun var olup olmadığını sorarsanız, büyük bir olasılıkla elindeki uzun sopasını sırtınıza yersiniz."

"Tao şekilsiz ve belirsizdir!
gizli, Esrarengiz ve Karanlıktır!
O, herşeyin kaynağıdır. (Lao Tzu)"

"Doğulu: Tao'nun ismi yoktur.
Batılı : Neyin ismi yoktur?
Doğulu : Tao'nun
Batılı : İşte! Ona şimdi isim verdim."

"...eğer Tao'yu evren ile bir bütün olarak görürsek, evreni isimlendirmeye eylemi evrenin içinde yer almış bir eylem olduğu için bu durumda, bu eylemden sonraki eylem, bu eylemden önceki evren ile aynı olmaz... Tao'nun bir ayna gibi olduğu söylenir. Aynaya bakma eylemi, aynanın durumunu gerçekten de değiştiriyor öyle değil mi?"

"Yanlış adam doğru bir şey yaptığında, genellikle yaptığı şey yanlış olur." (Çin atasözü)

"Eğer arıyorsan apaçık gerçeği,
Vazgeç ayrılmaktan doğru ile eğriyi,
Doğru ile eğri arasındaki çelişki,
zihnimizin bir illeti."

"Bir zamanlar bir anaç, genç oğlunu "bencil" olmakla suçluyordu. Son derece akıllı olan genç birden annesine döndü ve şöyle dedi: "Anne, öğrenmek istediğim bir şey var, kim(in hatırı) için bencil olmamamı istiyorsun?"

"Bir şimşek çaktığında,
"yaşam şimşek gibi geçiyor"
demeyen bir insan
İmrenilecek bir insandır." - Basho

"Elma hazır olduğunda ona ağaçtan düşmesi gerektiğini söylemek gerekmez; o zaten kendi durumuna uygun olarak bunu yapacaktır." 

Yorumlar



İnsanoğlu, kendi varlığını sürekli sorgular, zira var oluşun sırlar kapısı kendisine şu ya da bu nedenle açılmamıştır. Buna karşılık, üzerinde yaşadığı gezegene ve gezegenin içinde bulunduğu sistemlere kıyasla yaşamı bir kibrit alevi kadar bile uzun olmayan insanoğlu, bir çok korku ile donanmış halde yaşayagelmiştir. Bu korkuların en temelinde, en değerli şeyi olduğunu varsaydığı yaşamı gelmektedir. İşte, bu en değerli şeyi kaybetmeyi kabullenemeyiş insanoğlunu farklı açıklamalar aramaya zorlamıştır. Bu açıklamaların bir kısmı, yaşam sonrası bilinmeyeni, yaşamın sona ermediği ancak form değiştirdiği açıklamasını kapsamakta, bir kısmı da kibrit alevinin parlayıp söneceği varsayımını temel almakta. Bu açıklamaların taraftarlardan ne yazık ki hiçbir tanesi bu muammayı çözememiş, bu nedenle de bu açıklamalar hep inanç ve felsefe düzeyinde kalmıştır. İnanışların adı kimi zaman, taoculuk, islamiyet, şamanizm olurken kimi zaman da ateizm (inanmayış gibi görünse de tanrıya inanmamakta birşeye inanmaktır), budizm gibi isimler almıştır. Yazar Smullyan'ın mantıkçı, matematikçi yaklaşımıyla zeki ve kıvrak yaklaşımları ile Taoizmi ve Zen düşüncesini esprili bir şekilde ustalıkla ifade etme çabası da aslında yukarıda yapmaya çalıştığım kısa açıklamanın bir sonucudur. Yazarın başarılı olmasını ise jonglörlükten gelen kıvraklığına ve sanatçı ruhuna bağlıyorum. Zira, korkuların en büyüğünden temellenen inancın altından kalkmak her baba yiğidin harcı değildir. Bunun için değil midir ki, filozoflar bir yanda, dogmalarla yönetilen koyun sürüleri bir yandadır ve o filozofların sayısı her geçen gün azalmaktadır. Kolay olan, kaynağı zaten bilinmeyen korkuya sığınmak ve ondan medet ummaktır.

Tao düşüncesi ise bu medet umuşların ötesine geçmektir. Kabulleniş ve uyumdur, ancak bu korkulardan kurtulabilmek anlamına gelmemektedir, bu yalnızca korkulardan kurtulma yolunda bir arayıştır. Ne zaman insan kendisini insan yapan şeylerden arınır işte o zaman insanlıktan çıkacak ve tanrılaşacaktır. Bu da evrenin ta kendisi olmak ve aslında varsızlaşmaktır ki bu da başladığın noktaya geri dönmek ve farkında olmadan ama aydınlanmış bir şekilde yaşayıp girmektir. Bir Zen deyişi hatırlıyorum:

Zen'e başladığından her şey olduğu gibiydi. İlerledikçe, her şey değişmeye başladı. En sonunda herşey olduğu gibiydi. (bu deyişi nerede okudum, orijinali nasıldı hatırlamıyorum ama hatırladığım şekliyle seviyorum.) 

Tanrı ile faninin sohbetinin anlatıldığı 22. bölüm gerçekten de ilginçtir. Bireyin kendisine öğretilen kalıplar içinde düşünmesi ve özgür iradenin kendisine verilmesi halinde dahi sınırları aşamaması güzel bir tespittir. Öyle ki, bu Tanrı - fani kurgusunda, Tanrı, faniyi, kendisine verilen iradeyi sonuna kadar kullanması konusunda ikna edememektedir. Günümüz insanının kendisine öğretilen bilgiler dahilinde veya başka bir deyişle kendisi için - kah korkutarak kah ödüllendirerek - çizilen sınırlar içinde yaşamını sürdürmesi de aslında bu kitabın işaret ettiği noktalardan bir tanesidir. Aslında Tanrı ile fani arasından sohbet yoluyla tek tanrılı dinlerin, cezalandırma korkusu ile bireyi dize getirme yöntemi de eleştirilmiştir. Diyalogtan yapılan şu alıntı oldukça etkileyicidir:

Fani: Özgür iradeye sahip olunca günaha girebilirim ve günahkar olmak istemiyorum!
Tanrı: Eğer günahkar olmak istemiyorsan neden olasın?
Fani: Yüce Tanrım! Neden günaha girdiğimi bilmiyorum, yalnızca günaha giriyorum! Şeytan beni günaha teşvik ediyor ve ne kadar çabalarsam çabalayım buna karşı direnemiyorum.

Neden günaha girdiğini bilmeyen bir birey hangi düşünce zemininde hareket özgürlüğüne sahip olabilecektir? Cevap: hiçbir zeminde. Ve bu şekilde düşünmekten günahla alıkonan birey, artık kolaylıkla yönetilebilecektir. Adı şu din olmuş bu din olmuş; devlet olmuş tirani olmuş, düşünceyi ve ona bağlı ifadeyi ceza ile bastıran her türlü yaklaşım, anlamsız ve kötücüldür. Buradan yola çıkarak ve kitabı kendimize mihenk taşı alarak diyebiliriz ki, Tao - özgürlüktür.

Peki ya yaratanın iradesi? Tao'dan yola çıktığımızda, şu sonuca varılabilir: Tanrı'nın iradesi yoktur. Eğer o kendisini oluşturan herşeyin bir toplamı ise ve onu oluşturan her bir şey bir başına o değilse ve onun iradesine sahip değilse, o halde o nasıl olur da kendisini oluşturan her şeyden daha farklı ve fakat herşeyin ortak iradesinin ötesinden tüm farklı iradeleri oluşturan bir yönetici irade şekline dönüşebilir. Tüm iradelerin etkileşimi, bir bütünü oluştururken, o bütün, ne kendisini
oluşturan her bir şeye göre tek tek hareket etmekte ne de her bir şeyin ötesinde tek bir iradeye sahip olmaktadır. O halde ne cezalandıracak ne de ödüllendirecektir. Ya da kendisini oluşturanların varlığına veya yokluğuna müdahale edemeyecektir. Yalnızca her bir varlıkla varlığı şekillenecek, yokluğuyla da başka bir forma bürünecektir. O nedenle de ona tapmak yerine onunla bir olduğunu hissederek, bütünü var eden diğer varlıkların, varlığına saygı duymak gerekecektir.

Yine de bu düşünüş tarzı tehlikelidir. Çiğ süt etmmiş insanoğlunun sınırlayıcıları olmadan yüksek bir bilinç ve iradi kontrolle varlığını sürdürmesi pek mümkün gelmemektedir bana. O halde ne olacaktır? Aslında birşey olacağı yoktur. Olan çoktan olmuş, dinler var olmuştur. Sınırlar koyulmuş, kurallar binyıllardır zeki olanlar tarafından uygulanagelmiştir. Tek teselli ise, uygarlaştığı varsayılan insanoğlunun kendi oluşturduğu hukuk kuralları dahilinde barbar ve kontrolsüz insanlık karşısında bireyi korumak yolunda br miktar da olsa yol almış olmasıdır. Buna karşılık birey, atalarının koyduğu bu kurallar manzumesi içinde, bir bıçak sırtında yürümektedir.      

"Fedakarlık üzerine" ve "Bencillik ve fedakarık" adlı bölümlerde bencillik ve fedakarlık kavramları üzerine yazar düşüncelerini, Çinli filozofların düşüncleri vasıtasıyla ifade etmiştir. Kanaatimce, her insan bencil olmalıdır ve aslında öyledir de, ancak bunun farkında değildir. Bir insanın bencil olması aslında "ben" kavramının yalnızca başına var olmadığı bilinci ile birlikte önem kazanmaktadır. Bir insan hem bencil hem de akılsızsa vay halimize. O halde, çevresini görmezden gelen birey zaman içerisinde aslında "ben" dediği kavramı da yok ederek, yitip gdecektir. Oysa soğanın kabuklarını soyduğunda, geriye soğan kalmayacağını bilen bir birey, ben kavramının ve kendisinin ne kadar önemli olduğunu ve fakat varlığının ve mutluluğunun ancak ve ancak çevresi ile mümkün olduğunun da farkına varmalıdır. 

"Tao Sessizdir"i okurken aklıma takılan bir başka konuda batılı yazarların (ya da hıristiyan kültürden gelen yazarların) uzak doğu kökenli felsefeleri ve dinleri yererken ya da överken, Hıristiyanlıktan sonra gelmiş bir din olan İslamiyeti hiç hesaba katmıyor oluşları oldu. Özellikle uzak doğu dinlerini hıristiyanlık karşısında yüceltenler açısından baktığımızda, bunun birkaç sebebi olabilir: Bunlardan birincisi "cahillik" olabilir. Yani İslamiyeti veya tasavuufu yeteri kadar bilmiyor olabilirler. İkinci sebebi, hıristiyanlığı kabul ediyor fakat İslamiyeti hıristiyanlıktan sonra geldiği için kabul etmiyor olabilirler. (Böyle dahi olsa, islamiyet olgusunu göz ardı etmiyor olmak gerek, kaldı ki bu yazarların uzak doğu dinlerini övdükleri varsayımıyla yola çıktığımız bir durum için islamiyeti göz ardı ettiklerini düşünemeyiz.) Üçüncü olasılık da bu yazarların tamamıyla kötü niyetli davranmaları olabilir. Dördüncü bir ihtimal, bakış açılarında yetiştirilişlerinden kaynaklı perspektif sorunu olması ve beşinci ihtimal de yazdıkları kitapların hıristiyanların çoğunlukta olduğu bir okuyucu kitlesi tarafından okunacağı varsamıyla hareket etmeleri olabilir. İslamiyet'in dikkate alınmaması neden önemli diye sorarsanız, özellikle tasavvuf açısından konuya yaklaştığımda, dogmalar bütünü olarak hıristiyanlık taozim, zen ve benzeri düşünce sistlemlerine ne kadar uzaksa tasavvufun bir o kadar yakın olduğunu belirterek size cevap verebilirim.   

Çeviriye dair: Cem Şen'e gerçekten teşekkür etmek istiyorum. Kendisiyle hiç tanışmadım ancak uzak doğu felsefesi ile içli dışlılığını bunca senedir okuduğum çevirilerinden ve Tai Chi eğitimi sırasında kendisiyle tanışan dostlarımdan dinlediğim kadarıyla bildiğim Cem Şen'e saygılarımı sunuyorum.  

Eserin Çağrıştırdıkları



- Tao te ching (Yol ve erdemin kitabı)
Tao hakkında kaynak kitap olarak okunabilecek eser olup aşağıda bir kısım bilgi bulunabilir
http://tr.wikipedia.org/wiki/Tao_Te_Ching (Türkçe bilgi)
http://en.wikipedia.org/wiki/Tao_Te_Ching (İngilizce kaynak)

- Basho
Edo dönemi Japonya'sının haikuları ile ünlü şairlerinden.
http://en.wikipedia.org/wiki/Matsuo_Bash%C5%8D

- D.T. Suzuki
Zen, Budizm ve Şintoizm üzerine kitapları olan yazarın eserleri Türkçe'ye de çevrilmiş ve yayınlanmıştır. Yazar hakkında bilgi:
http://en.wikipedia.org/wiki/D._T._Suzuki (ingilizce kaynak)
http://www.nadirkitap.com/zen-budizm-d-t-suzuki-den-secme-yazilar-kitap178482.html (Yazarın benim de çok severek okuduğum bir eseri)
Kısacık bir alıntı: "Özet olarak Zen, insanın kendi iç varlığını, iç yapısının derinliğini görebilme sanatıdır."

ZEN- http://www.yenisayfa.com/Product/Book/Author/Content.aspx?aid=0f7a0327f261638a489412c1bc65976b (Türkçeye çevrilen diğer bir kitabı)

- Tanrı ile sohbet - Neale Donald Walsch
Bu üç kitaplık seriyi de vakti zamanında çok severek okumuş ve kafamı kurcalayan pek çok soruya karşılık aramıştım. Daha doğrusu şöyle söyleyeyim: kendi kendime bir çok soru sorduğum bir dönemde karşıma çıkıvermişti bu seri...

Ne okusam

- Siddhartha - Herman Hesse

Serbest Çağrışım:

- Alice Harikalar Diyarında (Lewis Carroll takma adıyla Charles Lutwidge Dodgson)
Kitabın başlarında bir yerlerde Smullyan'ın kendi bilmece kitaplarından "Alice Bilmeceler Diyarında"dan bahsediyor, Alice

Harikalar Diyarına atıfla.

- Yergi (Satir)
Bilindiği üzere yergi türünde bir eser bu...

- Jonathan Swift - Güliverin Seyahatleri

Yergi deyince bu aralar okumakta olduğum kitap geliyor aklıma.

- Tanya Dudu - Bedii Faik Akın
Oradan da - çağrışım bu sağı solu belli olmaz - Bedii Faik'in Tanya Dudu ve Tekelonya Cumhuriyeti aklıma geliyor.
Kitabın arka kapağından: "Neresi bu Tekelonya? Kadın Başbakan Tanya Dudu, kocası Sinyor Dudu kim? Peki romanın kişilerinden Doğruluk Partisi Genel Başkanı Es Pederes kim? Ya Varlık Partisi Lideri Lazos? .. Ya Solcu Parti Lideri Don Kerevit? .. Kimler yok ki bu kitapta! Çok güleceksiniz, böyle bir ülkeye, yönetimine, liderlerine çok güleceksiniz... Tekelonya'nın ancak hayal ürünü olduğuna karar verip o ülkede yaşamadığınız için şükredeceksiniz."

- Jose Saramago, Bilinmeyen Adanın öyküsü:
Kitabın 150. sayfasında "Bir zamanlar birisi, özgürlüğün isanın sevdiği şeyi yapması, Zen'in ise yaptığı şeyi sevmesi olduğunu söylerek Zen ile özgürlüğü kıyaslamıştı." cümlesi bana Jose Saramagonun kısa öyküsünden benzer bir cümleyi anımsattı:

"Beğenmek, sahip olmanın en iyi şekli, sahip olmaksa beğenmenin en kötü şekli olsa gerek."

Resim

Feng Zikai 1898 - 1975 (Ressam)

Çinli bu ressam benim için özel bir önem arz etmektedir. Kendisinin eserleri ile İngiltere'de bir kütüphanede tanıştım. Duru çizgileri ile o derece derin manalara imza atmaktadır ki, zaman zaman onlarca kitaba ve binlerce kelimeye bedeldir çizimleri. Dönemin dışlanmış bir çizer olmakla beraber, eleştirel ve felsefi yaklaşımları çizgilerine yansımıştır. Ayrıca, çizimlerindeki sadelik, beni hep alıp hüzünlü bir öğleden sonra yalnızlığına sürüklemiştir. Özellikle nehir üstündeki balıkçı ile kapı aralığından bakan kedi çizimi oldukça etkileyicidir. Eğitim sistemini ve rejimleri eleştiren çizimleri de oldukça anlamlıdır.

http://en.wikipedia.org/wiki/Feng_Zikai
http://www.chinaonlinemuseum.com/gallery-feng-zikai.php (bir kısım eseri için)

Bağlantılar

http://www.taoism.net/chuang/home.htm (Chuang Tzu İngilizce Kaynak)



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile