Ara

Dinle (Podcast)

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Çevirmen Söyleşi PDF Yazdır e-Posta

Uzun bir aradan sonra Beşiktaş'a gelmiştim. Vapurdan indiğim andan itibaren hatıralar çevremi sardı: üniversite yılları, Beyoğlu geceleri sonrası yürüyüşler, güneşli günlerde çay, simit ve peynir; Define Büfe döneri... Ender Beyle buluşmama nereden baksanız 15 dakika vardı, ben de Beşiktaş'ın içinde bir tur atıp öyle gideyim dedim buluşma noktamıza. İyi de yapmışım. Beşiktaş'ın canlı akşamında işten çıkanların, öğrencilerin arasına karışarak balık pazarından dolandım ve Alkım Kitapevinin 2. katında kitaplar arasında yer alan kafede beni bekleyen Ender Beyle buluştum. Birer filtre kahve söyleyip başladık sohbete... siz de buyrun:

KK.Net: Sohbete başlamak her zaman zor olmuştur, söze nereden başlamalı, ne yapmalı? Planımız şu: önce sizden başlayalım, oradan çevirmenliğe geçelim ve oradan da tekrar size dönerek sohbetimizi nihayete erdirelim. Ender Bey, nasıl başladınız çevirmenliğe? Sizi dinliyoruz...(Bu arada belirtmeden geçmeyelim, Ender Beyle hukukumuz eskiye dayandığından hoş beş faslını kısa tutuyoruz ve doğrudan konuya giriyoruz.)

Ender Nail (EN): Aslında benim eğitimim ingilizce öğretmenliği, fakat kitap okumam kitaplarla haşır neşir olmam ortaokulda başlıyor. Aslında daha da geriye gidersek bunun ucu hastlığa dayanır... ben küçükken uzun süren bir böbrek rahatsızlığı geçirmiş ve hastalık sürecini evde yatarak geçirmiştim. İşte bu mecburiyet döneminde kitaplarla dostluğumu bir hayli ilerletmiştim. Zaman içerisinde kitaplarla haşır neşir oldukça ve işin içine İngilizce öğrenimi de girince sanıyorum okurlukla çevirmenlik kafamda aynı çizgiye geliverdi. Öğrencilik yıllarımda ufak ufak çeviri denemeleri de yapıyordum. Sonra 1998 yılında, dedim ki kendi kendime: "Ben çeviri yapmak istiyorum." Bunun üzerine de kalktım Cağaloğlunda Altın Kitaplara gittim; O zamanlar Stephen King, Dean R. Koontz okuduğum ve bu kitapları da Altın Kitaplar bastığı için bildiğim, sevdiğim yayınevi olarak onlara gitmeyi tercih ettim. Altın Kitaplarda Oya Hanım vardı, genel yayın yönetmeni, ona dedim ki: "Ben çeviri yapmak istiyorum, ancak ne yapacağımı bilmiyorum." Bana hemen orada 2 sayfalık bir deneme çevirisi, bir de sözlük verdi. "Çevir bakalım." dedi. O zamanlar İngilizce seviyemin nasıl olduğunu bilmiyordum, fakat şimdi anlıyorum ki, bir hayli kötüymüş. Neyse, deneme çevirisini bitirince Oya Hanım'a geri verdim, ne yalan söyleyeyim ben bile tatmin olmamıştım! Ama düşünsenize küçücük bir odada, giren çıkanlar arasında köşeye sıkışmış ve çeviriyi yapmaya çalışmıştım. Oya Hanım, şöyle bir baktı metne, yaklaşık dört saniye kadar... "Tamam" dedi ve bana ilk çeviri işimi verdi: V.C. Andrews (Çatı serisinin yazarı) - İngilizcesini şimdi hatırlayamadığım: Kimsesiz Kelebek (Biz araştırdık: Butterfly Crystal) Hiç içime sinmeyen bir çeviriydi, çok uzun sürdü tabii: bir kere o zamanlar bilgisayarda PW (Professional write) kullanıyorduk, ben öğrenciydim, bilgisayar benim değil arkadaşındı ve yalnızca bilgisayar boş olduğu zamanlarda yalvar yakar kullanabiliyordum! 

KK.NEt: "Çok uzun süre"???

Yazının devamı için TIKLAYIN

E.N.: 6 Ay! Neyse, çeviri bitti teslim ettim, emeğimin karşılığını aldım fakat çeviri basılmadı! Bekledim ama basılmadı. Benim de çevirmenlik hevesim geçti. O arada okul bitti, atama heyecanı oldu... Derken bir gün Nişantaşında gezerken Remzi kitabevinde gördüm kitabı, mthiş heyecanlandım ve tabii hemen Cağaloğlu'na koştum. Basılan kitaplardan alıp alamayacağımı sordum, 10 tane verdiler bana! Çok ama çok zevkliydi. Kitabın üstünde adım vardı! Ve işte böylece başladı çevirmenlik serüvenim.

Sonra ikinci çevirim için aradan bir süre geçti. Çeşitli yayınevlerine özgeçmişimi gönderdim. O zaman öğrendim ki basılmş bir çevirimin olması çok önemli bir referansmış. Daha sonra "Kozmik Kitaplar"dan çevirilerim oldu. (Bu yayınevini hatırlayamadık ve sonra Ender Nail'den öğrendik ki Kozmik Kitaplar "Neden Kitap" adı altında yayın hayatına devam ediyormuş.) Bunlar tabii çok içime sinen kitaplar değildi. O zamanlar pek seçme şansım yoktu. Ne verirlerse onu çeviriyordum. Çevirisini yaptığım kitaplar içerisinde  "Mistik Ruhlara Sıcak Çikolata", Uzaylılarla ilgili "Onlar Yoktu" gibi kitaplar ve ilgimi çekmeyen konular vardı. O an birşey fark ettim: günlük hayat içerisinde okumadığım tarzda kitaplar çeviriyordum ve yavaş yavaş çevirmenlikten soğumaya başlamıştım. Hatta kendi kendime dedim ki "çevirmenlik bende olmayacak galiba". 2002 veya 2003 yılında kitap fuarında gezdiğim bir gün (ki o zamana kadar 4 - 5 çevirim yayınlanmıştı.) Güncel Yayıncılık'ın standında sohbet ederken çevirmen olduğumu söyledim ve bana çeviri verip vermeyeceklerini sordum. Güncel Yayıncılık kitaplarından yapacağım bir çeviri benim için doruk noktası, sıçrama tahtası olacaktı, zira içeriksel olarak şimdiye kadar çevirdiğim kitaplardan çok farklıydı.Bana çeviri vereceklerini söylediler ve bunun üzerine Genel yayın yönetmeni Aysel Hanım ile görüşmeye gittim. O güne kadar 5 çevirim yayınlanmıştı ve ben kendimi deneyimli bir çevirmen gibi görüyordum. Halbuki çevirdiğim kitaplara dönüp bakınca, Andrews - "Kimsesiz Kelebek" kötü bir çeviriymiş, diğer dört kitap Dünya Kardeşliği, Onlar Yoktu vs. suya sabuna dokunmayan çevirilerdi. Güncel Yayıncılık ise bana "Mektuplarıyla Feynman"ı verdi! Bir fizik profesörünün mektupları... fizikten anlamam (!) üstelik İngilizcem şimdiye göre 10 yıl daha geri! Aldım, çok uğraştım, Fizik öğretmenlerine danıştım, araştırmalar yaptım, ansiklopediler karıştırdım, uğraştım didindim ve bitirdim; Yayınevine teslim ettim ve heyecanla yorumlarını beklemeye koyuldum. Sonuçta çevirmenlik hayatımdaki ilk büyük şoku yaşadım. Bana dediler ki: "Ender Bey çeviriniz berbat!" Yıkılmıştım. Çevirimin çok iyi olmadığını biliyordum, ancak "berbat" da olamazdı, berbat çevirim ilk çevirimdi. Devam ettiler: "Metni anlamamışsınız, tamamen yanlış çevirmişsiniz. Metni bir başka çevirmene daha vereceğiz, tamamlanıp eser yayınlandığında ödemenizi yapacağız. Elbette bu durumda da paranın ancak yarısını vereceğiz size.""Tamam" demekten başka şansım yoktu. (Bu arada Ender Beyin yıkımı yaşadığı, söyleşimiz sırasında ses tonundan anlaşılıyordu!) Bu kitabı hala piyasada bulabilirsiniz.

Ender Beyin çevirilerinden...Bu yıkımın ardından üzüntümü arkadaşlarla paylaşırken, kendisi de çevirmen olan Selim Yeniçeri (150'nin üstünde çevirisi blunuyor), beni Koridor Yayınevi ile tanıştırdı. 2003 yılının sonuna doğru hala beraber çalıştığım Koridor ile çalışmaya başladım. O zamanlar Koridor küçük bir yayıneviydi. Çemberlitaşta başlayan yolculuğumuzda bugün yayınevinin en eski çevirmenlerinden biriyim. Geldiğimiz noktada onlar beni tanıyor ben de onları. Bana benim tarzım olan, seveceğim kitaplar veriyorlar, bu sayede keyifli çalışmalar yapıyorum. Bazen öyle keyifli anlarım oluyor ki, bu çeviriyi yaptığım için bana ödeme yapıyorlar diye şaşırıyor, mutlu oluyorum. Ne de olsa gerçekten haz aldığım bir iş yapıyorum.  

KK.Net:
Peki, bugünden sonrası için kendinize koyduğunuz bir hedef var mı? Çıtanız nerede duruyor? Yarın için ne düşünüyorsunuz?

E.N.: Aslında her çevirmenin bir gün kendi kitabını yazmak hayali vardır. Çevirmenlik, özünde, bir eseri yeniden yazmaktır, ancak yine de tam bir yaratıcılık değildir, ne de olsa elinizde kaynak bir metin vardır. O nedenle o sınırın dışına da çıkamazsınız. Benim de kendi özgün eserimi yaratmak gibi bir hayalim var. Bunun için küçük küçük çalışmalarım yapıyorum. Çevirmenliğe gelince, "şu kitabı çevirmeliyim, şu kitabı Türkçeye kazandırmalıyım." şeklinde bir düşüncem  yok. Şu anda çevirdiğim kitaplar ve çeviri çizgimle mutluyum. En son çevirdiğim "Alamut" (Biz bu söyleşiyi yaparken henüz yayımlanmamıştı.) ise geldiğim en iyi nokta olmuştur sanıyorum. Zira bu kitap bundan 20 yıl sonra da satacak bir kitap olacak ve haliyle benim çevirimde hep raflarda olacak.

KK.Net: Peki, geçen zaman içerisinde çevirisini yaptığınız kitapların yazarları ile bir araya gelme fırsatı buldunuz mu? Çevirmen yazar buluşması ve diyaloğu gibi...

E.N.: Aslında "Zaman Çarkı"nın yazarı ile bir araya gelmek isterdim ama... (Ken Grimwood 2003 yılında vefat etmişti!) maalesef olmadı... (karşılıklı gülüşme ve sonra sessizlik) Hayır böyle bir fırsatım olmadı.

Bazı yayınevleri böyle çalışmalar yapıyorlar, ancak Koridor yayınevi henüz böyle bir uygulamaya girişmedi. Bu arada konu ile doğrudan ilgili olmamakla birlikte, yayınevi piyasasında her yayınevinin yerleşik bir adı ve pazarlama gücü bulunuyor. Mesela bazı kitapları A yayınevi basınca satmıyor da B Yayınevi basınca satıyor. Mesela Harry Potter'ı Dost Kitabevi basınca satmadı da YKY basınca patlama yaptı. Bu tabii biraz da pazarlama. Kitapçılar da bazı yayınevlerinin bastığı kitapların ön yüzünü rafa koyarken bazı yayınevlerinin sadece sırtını okuyucuya gösteriyorlar. Koridor yayınevi son 3 - 4 yıldır kendine birçok kitapçıda yer bulmaya başladı. Yazar konuk etmek de Koridor'un ajandasında bundan sonra yer alabilecek bir konu zannediyorum.

 

KK.Net: Lise öğretmeni olduğunuzu biliyoruz. Çevirmenlik yaptığınızı bilen öğrencileriniz var mı onlardan nasıl tepkiler alıyorsunuz?

E.N. : Öğrencilerimin hepsi benim çevirmenlik yaptığımı biliyorlar, ne var ki benim görev yaptığım lise Güngören'de ve öğrencilerin okumayla, edebiyatla maalesef pek araları yok. Arada tek tük öğrenciler çıkıyor, "öğretmenim bu siz misiniz?" diye soran ama cevabın "evet" olduğunu öğrendikten sonrası genelde gelmiyor. Onlar için bu durum çok enteresan değil.

KK.Net: Peki ya çevreniz?

Ender Bey ve KızıE.N.: Çevremdekiler de artık durumu kanıksadı. Bir tek kızım heyecanla kitaplarımı bekliyor. Her kitabı çıkar çıkmaz öğretmenine götürüyor.

KK.Net: Biraz da çevirmenlik üzerinden gidelim. Çevirileri nasıl seçiyorsunuz? Çeviri yaparken ne gibi yöntemler kullanıyorsunuz?

E.N. : Çeviriye ilk başladığım dönemlerde, yayınevleri bana derlerdi ki, şu kitabı çevireceksin, ben de o kitabı çevirirdim, fakat şimdilerde çalıştığım editörüm benim tarzımı, tercih ettiğim türü biliyor ve bana o yönde çeviriler sunuyor. Örneğin benim çalıştığım Koridor yayınlarında bilinir ki Ender Nail, polisiye, tarihi roman türü çeviriler yapar, bunun yanında felsefi içeriği olan eserler de olabilir ancak salt felsefe olmamalıdır. Editörlerim bana aşk romanı vermezler, çünkü bilirler ki ben romantik bakış açısını yansıtan kelimeler kullanamam. Kadınları konuşturamam...

Çeviri metotlarına gelince: Aslında bu işin yöntemi fakültelerde, bölümlerde öğretiliyor, fakat ben alaylı olduğum için zaman içerisinde kendi yöntemlerimi geliştirdim. Her çevirmenin zaman içerisinde kendine en uygun yöntemi bulması gerekiyor. Teori, metne yaklaşılması esaslarında, çevrilecek metnin başından sona okunması gerektiğini, genel kültür anlayışı, bilgi birikimi doğrultusunda çevirmenin çeviriyi yapıp yapamayacağına karar verebileceğini, bundan sonra da zamanla ilgili bir tasarlama yapılması gerektiğini ve çeviriye bunlardan sonra başlanması gerektiğini söylemektedir. Buna karşılık ben metne nasıl yaklaşıyorum?

Metni fotokopi olarak alırım ve günlük plan yaparım. Diyelim ki kitabın çevirisini 45 günde yapmam gerekiyor ve gün başına 20 sayfa düşüyor. O gün yalnızca yirmi sayfayı okur ve bunun çevirisi üzerine yoğunlaşırım. Zaten devamını da okuyarak çevirinin büyüsünün, kitabın heyecanının kaçmasını istemem. Belki bu teorik olarak yanlıştır, ama ben bu yöntemi tercih ediyorum. Bu yöntemin kimi zaman problemlere neden olduğu da vakidir. Kitabın sonuna geldiğimde kitabın başında yaptığım çevirileri değiştirmem gerekebiliyor. Mesela başta seçtiğim bir kelime kitabın sonuna geldiğimde değişmek zorunda kalabiliyor. Her gün seçtiğim 20 sayfayı ise yolda, okulda, boş vakitlerimde okurum ve aslında metni kafamda çeviririm.

KK.Net: Çeviride dikkat edilesi hususlar nelerdir? Nelere dikkat edersiniz?

E.N. : Yazarı tanımak, üslubunu anlamak ve çeviriye yansıtmak gerekir, aksi takdirde 5 yazar çevirirsin ama üslubu yansıtamazsan, okuyucu 5 yazarın da üslubunun aynı olduğu sonucuna varabilir ki bu da yanlış bir kanaat olur. Örneğin bazı kelimeleri bazı yazarlar ısrarla kullanır. Çevirmenin görevi bu kelimenin karşılığını bularak yazar gibi çeviri metinde kullanmaktır. Çevirmen bunu yapabilirse, okurla yazar arasından çekilmiş olur.

KK.Net: Yazarla okur arasına giren çevirmen görevini yaparken, editörleri nereye yerleştiriyoruz, onların görevi nedir?

E.N. : Editörlerin birkaç görevi vardır. Birincisi çevirmenin İngilizce bilgisiyle ilgili soru işaretleri varsa; metin özel ilgi ve bilgi gerektiriyorsa o zaman metni orijinal metni ile karşılaştırarak okumaktır. Fakat kitaplar yalnızca İngilizce'den çevrilmiyor, birçok dilden çevriliyor.Editörler de bu durumda çevirmene güvenerek Türkçe metin üzerinden cümlelerin bağlanmasına, imla ve noktalama hatalarına, metnin yasalara uygunluğa bakarlar. Editörlerin İkinci ve belki de en önemli görevi de bütün metni baştan sona, yazar eseri Türkçe yazmışçasına okumak, yorumlamak ve eksiklikleri yakalamaktır. Bu çok önemlidir zira çevirmen, yazılanı okumaz, kafasında çevirdiğini görür ve okur, bu nedenle de 3. bir gözün eseri baştan sona kontrol etmesi gerekir. 2 Kez de yetmez, 3, 4 hatta 5 kez okumak gerekir. Bu okumalarda çevirmen göz gezdirir, editörse ince eler sık dokur.

KK.Net: Çeviri edebiyatta okuyucuyu bekleyen en büyük tehlike nedir? Çevirmen sayısının hızla arttığı günümüzde çeviri kalitesinin düşme ihtimalinin de yüksek olduğunu düşünütsek, okuyucu doğru çeviriyi nasıl bulacak?

E.N.: Buna karşılık bir soru da ben sormak istiyorum: Siz John Vernon'un kitabını okumak istiyorsunuz ancak İngilizce bilmiyorsunuz. Bir seçim şansınız da yok, zira tek çevirmenden basılmış bir kitap var ortada. Ne yapacaksınız?

KK.Net: Bu konuda haklısınız, ama okuyucu bu durumda nasıl bir yol izlemeli. Ya çevirmeni tanıyacak ya da yayınevine güvenip, güvendiği yayınevinden çıkan kitaplarla sınırlı tutacak yelpazesini ki bu da oldukça can sıkıcı bir durum. Birden fazla çevirisi olan eser sayısı ise az!

E.N.: Yayınevi konusunda haklısınız. Yayınevi önemli. Yeni kurulmuş bir yayınevinin ucuz çevirmenle çalışması kaçınılmaz. Mesela, şimdi ismini veremeyeceğim bir yayınevinin yayımladığı bir kitabının ilk baskısında çeviride hatalar vardı. Yayınevi bunu daha sonra fark etti ve kitabın yeni baskısında bu hataları düzeltti. Üstelik bu kitap çok satanlar arasına girmişti!

KK.Net: Peki yayınevi bu durumu okuyucularla paylaştı mı, yayınevinin böyle bir sorumluluğu yok mu?

E.N.:Okuycularla bu durmu paylaşmadı, hayır. Sorumluluk konusu ise biraz daha farklı.

KK.Net: İyi ama bu okuyucuyu aldatmak değil mi?

E.N.: Bir anlamda öyle tabii ama Türkiye'de bununla uğraşan okur sayısı da bir elin parmaklarının sayısını geçmez. Sorunuza dönecek olursam, Çevirmen isimlerini ve yayınevini bir arada değerlendirmek gerekir. Mesela "Dost Körpe", çok iyi bir çevirmendir. Onun çevirilerine güvenebilirsiniz. Fakat çeviri eserlerde tüm bunlardan daha çok güvenebileceğiniz bir kişi var: kendiniz. Bir kitabı şöyle bir karıştırırsınız, 20 - 30 sayfa oradan buradan okursunuz, şayet kitap keyifle okunabiliyorsa, beğendiyseniz satın alırsınız. Yok beğenmediniz ama ille de bu yazarı okumak istiyorsunuz, o zaman yapılabilecek birşey yok demektir, Maalesef!!!

KK.Net: Bu tabii oldukça ilginç bir nokta. Ben bir okur olarak, çeviri eseri aldığımda çevirmene ve çeviriye güvenmek isterim, çeviri üzerinden yazarı tahlil edebilmek isterim. Ne var ki, çevirmen ve çeviri konusunda sorular sormaya başladığımdan bu yana huzurum kaçtı. Ben belki de bugüne kadar yazarların gerçek eserlerini okumadım?!? Huzurlu uykumdan uyandım!!

E.N. : Kesinlikle haklısınız, fakat bu dilin doğasıyla alakalı. Her dili bilemeyeceğinize göre çeviri eserleri olduğunca kabul etmek durumundasınız. Klasikleri düşünün. Bunların çevirilerinde özellikle dikkatli olmanız gerekir, zira bildiğiniz üzere yazar öldükten 70 sene sonra telif hakkı serbest kalıyor ve önüne gelen çeviriyi yapıp, yayımlıyor. Bu noktada kitabı almadan durup 2 kere düşünmeniz gerekir. Yayınevini ve çevirmeni irdelemeniz gerekir. Bazı yayınevi ince basımlar yapıyor. Tasvirleri atlıyor!!! Kısacası, okurun yapabileceği çok da birşey yok. Çeviri okumak her zaman bir risktir, çünkü siz aslında yazarı değil çevirmeni okuyorsunuz. Düşünsenize Umberto Eco'yu çevirmeye soyunuyorum ben. Umberto Eco kim Ender Nail kim? Bu kitabı ben çevirsem, ancak Umberto Eco'yu anlayabildiğim kadarıyla çevireceğim. Bir sorun daha var üstelik. Siz, okuyucu olarak Ender Nail'den çok daha zekisiniz ve kavrayışlısınız. Ortaya nasıl bir sonuç çıkacak dersiniz? "Umberto Eco da basit yazmış" olası bir yorum olur ve çevirmenin gazabına uğramış sayılırsınız.

KK.Net: Peki, bir çevirmen gözüyle, iyi çeviridir dediğiniz bir çeviri var mı?

E.N.: Kafka - Kamuran Şıpal. Can Yücel... Dost Körpe... Necib Mahfuz'un Şevk Sarayı'nın çevirmeni mesela.. Muhteşem bir iş çıkarmış. Öyle ki serinin devamını da alıp okudum. Necib Mahfuz'un yabancı olduğunu bilmesem eserin Türkçe kaleme alındığını bile düşünebilirdim. 

KK.Net: Can Yücel'in adı geçmişken. Ustanın sözünü hatırlayalım tekrar: Çeviri kadına benzer, sadık olanı güzel olmaz, güzel olanıysa sadık. Bu vesileyle çeviride sadakat hakkında ne düşünüyorsunuz?

E.N.: Sadakat çevirinin türüne göre önem kazanıyor diye düşünüyorum. Mesela Kutsal kitap çevirisi yapıyorsunuz, her kelime başlı başına bir sadakat savaşıdır, ancak bir polisiye çevirirken sadakat çok da önemli değildir. Mana daha fazla öne çıkar. Çevirinin "çeviri kokmaması" önem kazanır. Örneğin birerbir çevirir ve "Hey ahbap sorunun ne senin" gibi ifadeler kullanırsanız, o çeviri sadık ama çirkin olur. Bir avukatı bir politikacıyı konuşturuyorsanız, onun terminolojisini çevirdiğiniz dildeki karşılığı ile kullanmanız gerekir. Zaten her çeviri, üzerine ne kadar özenle çalışılmış olursa olsun, orijinalinden belli noktalarda uzaklaşır. Çevirmenin ifade gücü, diller arasındaki ifade gücü, dili kullanım yetileri, kelime zenginliği de çevirideki sadakat sorusunun ve sorununun cevaplarını oluşturur. Şu anda elimdeki çeviriden basit bir örnek alalım mesela: diyor ki: "He glanced at his watch." Burada "sadakat" çok da bahis konusu olamayacaktır. Basitçe "Saatine bir göz attı" deyip geçebilirsiniz. "Saatini kontrol etti.", "Saate bir bakış attı" ifadelerini de kullanabilirsiniz. Bunu metnin gelişine göre şekillendirirsiniz. Benim sadakatle kastımsa biraz daha farklı. Birincisi yazarın üslubuna sadık kalmaktır. İkincisi de çevirmenin yazarın nabzını tutmasıdır. Yazar bazen metin içinde sıkılır, bunu çevirmen hisseder. Bazen de çevirmen sıkılır. Şayet çevirmenle yazarın sıkıldığı yerler üst üste gelmez, çakışmazsa, eserin temposu sürekli düşer. Okur da romanı okurken sıkılır. Tasvirler çevirmen için çok zordur. İki dilde karşılıklı kelimeler ve manalar bulunmalı ve örtüşmelidir. Bir de çevirmenin yazarın metin içerisinde yapmış olduğu göndermeleri yakalaması gerekir. Şayet bu göndermeleri çevirmen fark edemezse problem var demektir. Bizden bir örnek verelim. Ben bir Türk yazar olarak politik/güncel bir gönderme ile desem ki "Çiçekleri mi sulamaya gittin?" siz bunu anlar ve gülümsersiniz. Ancak buradaki espriyi anlamadan metni olduğu gibi çeviren bir yabancı çevirmen buradaki espriyi okura aktaramayacaktır. Bu durumdan kaçmaksa her zaman mümkün değildir. Belki birkaç çevirmen eser üzerinden birlikte ve detaylı bir çalışma yaparsa, hatta bunu eserin sahibi ile tartışabilirse daha verimli sonuçlar ortaya çıkabilir.

KK.Net: Böyle örnekler var mı, yani birden fazla çevirmenin üzerinde çalıştığı?

E.N.: Var tabii. Mesela Harry Potter. Sevin Okyay/ Kutluhan Kutlu birlikte çevirdiler çok da güzel oldu. Ama bu iş büyük hassasiyet ister. Normalden fazla mesai harcamak gerek. Başını ben çevireyim sonunu sen çevirle olmaz. İki çevirmen sürekli iletişim halinde olmalı. Üstelik editöre de büyük iş düşer.            
KK.Net: Tekrar size dönersek, kendi çevirilerinizde, bak burayı da çok güzel çevirmişim" dediğiniz parçalar var mı?
E.N. : Bu aslında hep en son çıkan çevirimde oluyor, ama bu his de zamanla geçiyor. Geçimişe bakıp da sürekli "vaay burayı çok güzel çevirmişim" dediğim pek olmuyor. Bu biraz narsistlik olur sanıyorum.

KK.Net: Pekala sohbet tatlı ve uzadıkça uzuyor, ama bir yandan da buna bir son vermemiz gerekecek. Sohbetimizle ilgili ekleyeceğiniz, değinmek istediğiniz konular var mı?

E.N. : Söylemek istediğim her şeyi söyledim sanıyorum. Size sormuş olduğunuz  püf noktalara temas eden sorularınız için özellikle teşekkür ediyorum.

KK.Net: Biz teşekkür ederiz. Bol Kitap Kokulu günler...

Ender Bey'in çevirileri:

  • kimsesiz kelebek altın kitaplar 1998 (2001 de basmışlar)
  • dünya kardeşliği yedinci kapı 2004
  • Onlar Burada kozmik 2004
  • mistik ruhlara sıcak çikolata 1 kozmik  2005
  • mistik ruhlara sıcak çikolata 2 kozmik 2005
  • (bu kitap 2010 yılında neden kitap tarafından aşk ve ihtiras adıyla bir daha basıldı)
  • doğal seleksiyon koridor 2005
  • michelangelo'nun defteri koridor 2005
  • mektuplarıyla feynman güncel yayıncılık 2006 (bilge eser'le birlikte)
  • aşıklar ve oyuncular koridor 2006
  • son tapınak şövalyesi koridor 2006
  • 2040 amerika islam cumhuriyeti koridor 2006
  • psikopat koridor 2006
  • paranoya koridor 2007
  • gölgedeki izler koridor 2007
  • şahitler kulübü koridor 2008
  • mavi defter koridor 2009
  • kusursuz katil koridor 2009
  • ironi koridor koridor 2010
  • luck'y woman (basılmadı)
  • 25. saat koridor 2010
  • ölümden daha derin koridor 2010
  • teklif koridor 2010
  • dogma koridor 2011
  • travma koridor 2011
  • zaman çarkı koridor 2012
  • gözlerini sımsıkı kapat koridor 2012
  • alamut kalesi koridor 2012



 



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile