Ara

Dinle (Podcast)

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Volkan İpek - Şair PDF Yazdır e-Posta

Kırkikindi yağmurlarını maarifli takvimden
öğrenirken
Bir sonbaharın daha geçtiğini
gördüm…
Elimde hâlâ bir çift şeytan bacağı,
kırılmayı bekleyen…

- Şeytan Bacağı, Volkan İpek -

Şair Volkan İpek'in ikinci kitabı çıktı: Bitap... (Bildiğiniz üzere ilk kitabı "Göç" adını taşıyordu ve daha evvel sitemizde siz şiir severlere duyurmuştuk.) Kitap fuarını fırsat bilerek Volkan (Bundan sonra Volkan İpek yerine, yılların samimiyetine dayanarak ondan Volkan diye bahsedeceğiz...) ile uzun süredir gerçekleştirmeyi planladığımız söyleşiyi yapalım istedik. 

Bir yanda Volkan, bir yanda biz Kitap Kokusu ekibi, kitaplarla sarılmış olarak başlıyoruz sohbetimize. (Girizgahta bir süre bocalıyoruz. Öncelikle çoğunlukla düz yazı okuyan kişiler olarak karşımızda bir "şair" olduğunun bilincindeyiz ve yanlış sorularla kendimizi gülünç bir duruma sokmak istemiyoruz, Volkan'ın soran gözlerine maruz kalmak istemiyoruz. Neyse ki bir yerden başlıyoruz...)

Tam metin için tıklayın


KK.Net: Şiir yazmaya ne zaman ve nasıl başladın?
Volkan: Ben şair olacağım veya şiir yazacağım diye yola çıkmadım, zaten bu işler de böyle olmuyor. Yazmak insanın içinde olan bir şey olsa gerek. Mesela ben 2004 yılında teksir kâğıtlarına denemeler yazardım. Bunları hala saklıyorum ve ara ara baktığımda bunların acemice olduğunu görüyorum. 2005 yılında - buna ilham gelmesi denebilir - şu anda var olmayan Karaköy iskelesinde dururken "Şeytan Bacağı" şiirimi yazdım. İlk şiirim oydu, hatta Bitap kitabında da son şiir odur. Bu şiiri yazdıktan sonraki süreçte şiir üzerine daha da yoğunlaştım. Zaten şiir okuyan, seven bir insandım, ama ilk şiirimden sonra şiirin ülkemizde bugüne kadar gelen serüvenini ve yabancı şiirleri incelemeye, şiirler  üzerine derinlemesine tahliller yapmaya başladım. Zaten ilk şiiri yazdıktan sonra arkası da geldi, hatta bu noktadan sonra durmak diye bir tercih olmuyor.

KK.Net: Biraz önce denemeler yazdığından bahsetmiştin, şimdi de şiir... Bu durumu fırsat bilip aklımızdaki bir başka soruya geçelim. Düz yazı ile şiir yazmak arasında nasıl bir fark var? Ya da farklı bir şekilde ifade etmeye çalışırsak: düz yazı planlanarak ama şiir doğaçlama yazılır, ilham üzerine yazılır diyebilir miyiz? Düz yazıda (gerçi türe göre değişir ama) belli bir konu seçer, örgüyü onun etrafında oluşturursun, şiirde de böyle midir?
Volkan: Ortak amaç yazılacak olanın kağıt üzerinde vücut bulması. Bir yerde okumuştum: "Şair  dünyanın yükünü çeker." Bazen haberleri izlerken, iki kişinin öldürüldüğünü duyarsın, rahatsız olursun, seni yazmaya iter. Tabii her şey şiir için ilham verecek diye bir şey de yoktur. Örneğin büyük bir deprem olur, onca acı, ölüm... Yine de içinden yazmak gelmez, ama diğer yanda bir tebessümdür dizeleri yazdıran! O yüzden, bir konu seçeyim, onun etrafında veya üzerine yazayım demedim bugüne kadar. Etkilendiğim olayların üstüne giderek yazarım. Aslında soruya şöyle de cevap verebilirim: düz yazının belli avantajları vardır. Hikâye olsun, deneme olsun, roman olsun bunlarda karakterler girer çıkar, bunlar üzerinde çalışırsın, eserin çatısını kafanda oluşturursun. Şiirde ise bir dize yazarken diğer dizeden haberin yoktur, şiir akar gider. Tabii kimileri var, mekanik yazarlar, bir dize bir hece çıkarıp yerine başkasını koyarlar, şiiri böyle oluştururlar, adeta formül kullanarak şiir yazarlar. Ben şiirlerimi bu şekilde yazmıyorum. Mesela gün içerisinde aklıma bir dize gelir, onu içimden tekrarlarım... Akşam eve geldiğimde ise şiiri oluşturmuş olurum, kâğıda geçiririm.                

KK.Net: Pekala... şiirler ilhamla geliyor, içinden akıp taşıyorlar, ya kitaplar? İlk kitabın "Göç" belli bir tema üzerine yazdığın şiirlerden oluşuyor. Bunca şiir nasıl bir araya geldi? Ve ikinci kitabın "Bitap", onda da "Göç" gibi bir tema var mı?
Volkan: Şöyle söyleyeyim, Göç'ün kendi içinde ayrı bir hikayesi var. Göç'te fotoğraf ve şiir iç içe... Önce Göç - 1'i yazdım ve bıraktım. Bir arkadaş bunu okuduktan sonra, mutlaka devamı olması gerek dedi. Zaten "Büyük Göç"ün kendi içinde bir hikâyesi vardı. Ben de arkadaşımın bu tavsiyesi üzerine bu konuya odaklandım, konu üzerine okumalar yaptım, belgeseller seyrettim, iyice içine girdikten sonra şahısları irdelemeye başladım, göçü yaşayanların yakınları ile görüştüm, göçün içine girdim, göçerlerin içine girdim. şiirlerin devamı gelmeye başladı, Göç 1 - 2 - 3 - 4 derken şiirler fotoğraflarla desteklenmeye başladı. Göçer insanların fotoğraflarını alıp, onlardan esinlenerek yazmaya devam ettim. Ve sonunda Göç bir kitap olarak ortaya çıktı. Bitap ise 2005'te başlayan şiir yazma sürecinden 2011 yılına kadar biriktirdiğim şiirlerden oluşan bir seçki. Ek olarak şunu da söyleyeyim: Şiire bir süre ara vermek istiyorum. Yani üçüncü kitabı yazmayı planladığım öykülerden oluşturmak istiyorum.

KK.Net: Bu kararı nasıl verdin? Yani şiir yazarken, tekrar düz yazıya dönmek?
Volkan: İnsanlarla daha yoğun ilişkiler içine girdiğim bir dönemdeyim. O nedenle de hayatıma gerçekten değişik tiplemeler girip çıkıyor. Bu nedenle de kendimi bu defa düz yazı aynasında görmek istiyorum.

KK.Net: Bu söylediklerinden sosyal ilişkilerinin duygusal yanını sekteye uğrattığını çıkarabilir miyiz? Şiirin daha içsel olduğunu varsayıp, sosyalliğin seni kendi içselliğinden kopardığını söyleyebilir miyiz?
Volkan: Benim söylemek istediğim, şiiri bıraktım, bundan sonra tamamen düz yazı yazacağım gibi birşey değil. Tabii ki şiir yazmaya devam ediyorum. Durumumun duygusallıkla da bir alakası yok aslında, yalnızca şu sıralar hayatımda sıra dışı hikâyeler gelişiyor, ben de bunları düz yazı ile dile getirmenin daha anlamlı olacağını düşünüyorum. Mesela, iki hafta önce, otoparktan çıkarken asansöre yöneldiğimde, iki kişinin asansöre binmek üzere olduğunu gördüm ve koşarak yetiştim. Saat 12.30... Sonra asansör bozuldu. Biraz bekledik baktık gelen giden yok, kimse de sesimizi duymuyor, belli ki saat 13'den önce - yemek dönüşü - kimse gelmeyecek. Çaresiz beklemeye başladık. Sol taraftaki adam dedi ki çantamda 52 destesi var, kağıt oynayalım mı? (Bu noktada birbirimize bakıyoruz ve kahkahaları koyveriyoruz.) Birbirimize baktık, iyi bari oynayalım dedik. Yere çöktük ve saat 1'e kadar oynadık. Saat 1 gibi birisi asansörü çağırdı, apar topar kalktık, sonra da indik ve dağıldık... Bu tip olaylar bu ara sıkça başıma gelmeye başladı ve ben bunları şiirde kullanamam. Bunlar öykülere konu. O nedenle düz yazı diyorum.

KK.Net: Birinci kitapta fotoğraflar var, ikinci kitabın kapak fotoğrafını sen çektin. Birinci kitaptaki fotoğraflar da senin miydi?
Volkan: Hayır, onları ben çekmedim. Bunlar yüzyılın başındaki göçte çekilmiş fotoğraflar, onları kullandım.

KK.Net: Senin fotoğraf hobin olduğunu biliyoruz. Senden önce de bunu konuşuyorduk aslında, bu iki sanat dalı arasında bir paralellik görüyor musun ya da bu iki sanat dalını nasıl bağdaştırıyorsun?
Volkan: Aslında fotoğrafla şiiri birleştirmek gibi bir kaygım yok, ama biliyorum ki ikisi bir araya geldiğinde çok güzel şeyler ortaya çıkıyor. Eskiden kendi çektiğim fotoğraflarla yazığım şiirleri yan yana koyardım. Foto - şiir gibi.
(Bu esnada Volkan bir süreliğine aramızdan ayrılıyor... kendi aramızda laflarken, Şeytan Bacağı şiirini konuşuyoruz. Derken Volkan geri geliyor.)
Volkan: Nerede kalmıştık...benim fotoğrafla ilişkim aslında şiirden de öncesine, üniversite yıllarına dayanır. O zamanlar teknoloji bu kadar gelişmemişti, insanlar daha cefakardı. Fotoğraf karesinin ortaya çıkabilmesi için ciddi bir çalışma gerekirdi. Benim ilk makine Zenith markaydı, hatta bit pazarından almıştım. Onunla fotoğraflar çekerdim. Sonra onu satmak zorunda kaldım ve dört sene fotoğraf çekemedim. Daha sonra el ekmek tutmaya başlayınca yeniden bir makine aldım. Tabii bu defa işin içinde şiir de vardı. Birden fazla sanat dalını bir araya getirdiğinde ortaya daha muazzam sonuçlar çıkıyor. Bir zamanlar farklı sanat dallarını bir araya getirmek üzere bir proje üretmiştik. Bir ressam arkadaşım benim şiirlerim üzerine resim çizecek, diğer bir arkadaş da bunlara kısa film çekecekti, ama sonra olmadı. (Bu noktada kendi aramızda projenin güzel olduğu hakkında hem fikir kaldıysak da şiir ve fotoğraf, şiir ve resim hangi ikili daha güzel olurdu tartışması yaşıyoruz...)

KK.Net: Aslında bu doğal bir sonuç, zira şiiri okumak ayrı bir algı seviyesi gerektiriyor. Zira biraz önce de konuştuğumuz gibi şiir duyguların damıtılmış hali... Hal böyle olunca bir polisiye roman bir aşk romanı okur gibi okunmuyor şiir kitapları. Kaldı ki her şair de açık net anlaşılabilir yazmıyor, fazla soyut yazan şairler de var.
Volkan: Doğru.. yine de şiir her zaman hayatımızda vardı ama insanlar bunu çok da açık etmediler, etmek istemediler. Belki şiir acıları ortaya koydukça insanlar zaten içinde bulundukları buhranlı dönemleri daha da yoğun yaşadılar. Eğlenceli olana, kolay olana kaçmak istediler. Bakma her ne kadar şairler anlaşılmıyor deseniz bile gayet iyi anlaşılıyor ve çoğu gerçeği, hatta unutmak istenilenleri ortaya koyuyor.

KK.NEt: Volkan sence de derdi, sıkıntıyı, acıyı hissettiğinde, hissettiklerini kâğıda dökmek, somutlaştırmak daha kolay olmaz mı? Ya da böyle durumlarda derdini ifade etmek ihtiyacı olmaz mı?
Volkan: Kesinlikle evet, derdi olan, sorunu olan yazar. Standart insan pazar günü kalkar ailecek pikniğe, kahvaltıya gider...

KK.Net: Beğendiğin, değer verdiğin şairler, yazarlar?
(Bu noktada, nedendir bilinmez, sinirlerimiz boşalıveriyor. Bir kahkaha bir gülüşme... bir süre kahkahadan kırılıyoruz ve sonra devam ediyoruz.)
Volkan: Şiir veya düz yazı olarak ayırmayayım. Her zaman değer verdiğim, beğendiğim yazarların ve eserlerin başında Oğuz Atay ve Tutunamayanlar gelir. İlham veren, etkileyen, zaman zaman açıp içinden bölümler okuduğum bir eserdir, Tutunamayanlar. Benim için tam bir başucu kitabıdır. Şairleri ise ayıramam.

KK.Net: Bu noktada biraz da samimiyetimize dayanarak bir soru sormak istiyorum. Şimdi iki kitabın çıktı. Bir şair olarak tanınıyorsun, ama sen ne zaman kendine "ben şairim" dedin?
Volkan: Ben çıkıp "şairim" diyemem zaten. Bu okuyucular tarafından varılacak bir yargıdır. Buradan 2005'e baktığım zaman bir hayli yol kat ettiğimi görüyorum. Acemiliklerimi, değişimlerimi, gelişimlerimi görüyorum. Dün imza gününe gelmeden evvel çok eski bir dostum ile konuştuk, "ben imza gününe gidiyorum" dedim. O dedi ki "biz üç kişiydik, üçümüz de bir şeyler olduk." Şimdi ben de diyorum, ben "oldum"...Bunun için mi yola çıktım? Hayır, ama dere yatağında akan su gibi olaylar beni bu noktaya getirdi.

KK.Net: Bu noktaya gelirken nasıl bir sürükleniş oldu? Kitap nasıl çıktı? Hikâyenin tamamını bizimle paylaşsan?
Volkan: 2005 yılında "Şeytan Bacağı"nı yazdıktan sonra ardı ardına şiirler yazmaya devam ettim. Bunların hepsini bir yerde tutuyordum ve kimseye de okutmuyordum. Hasbelkader bir arkadaşım bunları okudu ve bana bunları yayımlatmam gerektiğini söyledi. Ben de tabii acemisiyim bu işlerin, nasıl yayımlanır bilmiyorum? O sırada takip ettiğim bir şiir sitesi vardı, aklıma o geldi; Şiir.gen.tr. site sahibi Ergin Bey ile irtibata geçtim, hiç tanımadığım bir insandı. Ona yazdım, şiirlerimi göndersem yayınlayıp yayımlayamayacaklarını sordum. O da olumlu yaklaştı, şiirlerimi göndermemi istedi, fakat beğenmezlerse yayımlamayacaklarını da ifade etti. Ben de bunun üzerine 3-4 şiirimi gözden geçirip gönderdim. Sonra "Şeytan Bacağı" ana sayfaya kondu. Bu durum üzerine oldukça gururlandım açıkçası. Yıl 2006 veya 2007. Sonra bir edebiyat sitesinde, forumda, şiirlerimi gün ışığına çıkartmaya başladım. Orada yorumlar, eleştiriler derken, edebiyat sitesi sahibinden bir teklif geldi. Onların sitelerinde şiirlerimi yayımlamak istediklerini söylediler. Orada şiirlerim yayımlanırken, şiir.gen.tr'de de şiirlerim yayımlanmaya devam etti. Neticede, bir şair olarak, adımın birlikte anılmasının hayalini bile kuramayacağım, birçok büyük şairle birlikte benim adım da bir şair olarak geçmeye başladı. Sonra birçok şairin eserlerinin derlendiği "Birinci Elden Mevsimsiz" kitabında "Ölü Ebe" şiirim yayımlandı. Ondan sonra da ikinci kitaba kadar gelen süreç hızla gelişti.

KK.Net: Peki bu derleme kitap yayımlanması ve diğer kitaplarla birlikte üzerinde daha büyük bir baskı hissetmeye başladın mı? Okurların beklentileri? Üretme kaygısı? Bir değişim oldu mu?
Volkan: Şöyle bir şey var, üretken olamadığım zamanlarda, sıkıntı hissediyorum ve bu normalidir. Bir şiir bittikten sonra, aradan bir müddet geçtikten sonra, olaylardan etkilenmeme rağmen bir ürün ortaya koyamıyorsam ciddi anlamda sıkıntı içine giriyordum, giriyorum. Yoksa okurlar şiir bekler düşüncesi ile yazmaya çabaladığım olmadı, ürettiğim zamanlarda mutluyum, fotoğrafçı olarak pazar günleri fotoğraf çektiğim müddetçe kendimi mutlu ve huzurlu hissediyorum. Örneğin 50 kare fotoğraf çekip bunlar içerisinde 5 güzel kare yakalayabildiysem daha ne olsun.

Kk.Net: Kitapların, şiirlerin üzerine okurlarınla, dostlarınla paylaşımların sırasında, "sen burada şunu anlatmak istemişsin ve bunu çok iyi anlatmışsın" yorumu yaptıklarında, hiç kendi kendine "aslında ben bunu değil de tamamen farklı bir şeyi anlatmıştım." dediğin oluyor mu?
Volkan: Şiirleri yazarken, bazı dizeleri kağıda dökerken 15 yıl önceki anıları oraya aktarabiliyorsun, tabii okurlar buradan kaç farklı bir yorum çıkartır, şiir dünyaya kendi penceresinden bakarken okur . Okullarda, edebiyat derslerinde, şiirler yorumlanırken, "şair burada ne anlatmak istemiş, kime seslenmiş?" sorusuna verilen klişe yanıtlarda olduğu gibi değildir aslında arka planda olup biten. Sen şair olarak hatırlar, anı yaşar, duygulanır ve bunları kendince dizelere aktarırsın. Tüm bunlara karşılık, ben şiirlerimde zaten demek istediğimi, kast ettiğimi ve hislerimi anlatıyorum, bir de kalkıp bunu şiiri okuyanlara açıklamak olmaz. Herkes kendi penceresinden bakmaya, algılamaya devam eder.

KK.Net: Herkes şiiri kendi penceresinden okur, yorumlar, görür demişken aklımıza takılan bir başka soruyu da hemen sormak isteriz. Şiirlerin, sesli olarak kaydedilmesine, fonda müzikle destelenmesine ne diyorsun? Tabii bu arada soruyu cevaplarken biraz önce değindiğimiz, bir sanat dalının diğeri ile desteklenmesi konusundaki yorumlarımızı da göz önünde bulunduralım derim.   
Volkan: Ben kesinlikle anlamsız buluyorum bu çabayı, zaten bu bir trenddi geçti gitti. Para kazanmak amaçlı yapıldı, kazanan kazandı. Tabii bir dönem özellikle popüler oldu ve söndü. Şunu da eklemeden geçemeyeceğim, bazı sesleri de kaybetmemek gerekir, örneğin Nazım Hikmet'in sesini duyabilmek önemli bir belgedir.

KK.Net: Şiir haricinde kısa öykülerinin yayımlandığı bir kitap, platform var mı?
Volkan: Hayır, ama kendi sitemde yayımladığım bazı yazılar var. Yine de oldukça ham hali ile yayımlıyorum. Üzerlerine çalışmak gerekiyor.
(Hatırlatalım Volkan İpek'in web sitesi: www.volkanipek.com)

KK.Net: İstanbul ile ilgili bir proje vardı?
Volkan: Şu anda onu rafa kaldırdık...

KK.Net: Volkan biz sorularımızı tükettik, sen birşeyler ekleyecek misin?
Volkan: ... Şiir yazmak insanın içine işleyen bir eylem olmakla birlikte, bir kere başladın mı şöyle diyemiyorsun: "ben şiir yazmayı bıraktım artık evlenip çoluk çocuğa karışacağım..." (Gülüşüyoruz) İşte bunu anladığım anda artık çok geçti, geri dönüşü olmayan yola girmiştim, pişman değilim...  

KK.Net: Bu his bizce üretmekle ilgili. Şayet kişi üretmeye başlamışsa artık atıl olanın huzuruna gıpta ile bakmaya mahkum hale geliyor. Bir derdin varsa "kaygısız yaşama lüksün yok" demektir artık...
Volkan: "Az bilgi iyidir."
(Bu son sözle sohbetimiz ve sinirlerimiz iyice gevşiyor. Yüzümüzdeki gülümseme daha da yayılıyor. Sohbetimiz farklı konulara kayıyor, kitapların arasında fuar ziyaretçilerinin uğultuları arasında yitip gidiyoruz.)

Volkan, bu paylaşım için sana teşekkürlerimizi sunuyoruz. Yolun açık olsun...

 



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorumlar  

 
0 # 2012-10-19 15:24
tatlım herşey gönlünce olsun.sen herşeyin en güzeline layıksın
Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile