Ara

Dinle (Podcast)

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Ihlamur Ağacına Dönüş PDF Yazdır e-Posta

"Kötü günler, acılı günler değildir. Kötü günler, acılı geçen günlerle haz arasındaki ayrıcalığı anlamaktan habersiz geçen günlerdir." Rüstem Çelebi (Ordu, 15.12.1995)"

Sevgili KK.NEt okuyucuları, bu defa sizlerle sitemizde tanıtımını bulabileceğiniz bir kitap olan Ihlamur Ağacı'nın yazarı Esin Çelebi'ye konuk olacağız. Bakalım kendisi bizlere neler anlatacak. Taze bir bardak çayınızı veya koyu kahvenizi yanınıza alın ve sıcak sıcak yudumlar alırken bu samimi sohbete buyrun...


KitapKokusu.Net (KK): Esin Hanım sohbetimize klasik bir soruyla başlayalım: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Esin Çelebi (EÇ): 1965 Aralık Ordu doğumluyum... Üç çocuklu bir ailenin ilk çocuğuyum... (kısa bir sessizlik) Bu konuşma bir iş görüşmesi olsaydı sanırım kendimi anlatmam daha kolay olurdu. (gülüşmeler) Finans sektöründe çalışıyorum. 20 küsur yıldır iş hayatındayım. Beş yılı aşkın bir süredir Londra'da yaşıyorum. Bir kızım var...

KK: Bu noktada hemen araya girelim. Finans sektöründe bunca deneyim ve çalışma sürerken, ne oldu da birden kitap yazmaya karar verdiniz? Yazma isteği nereden?
EÇ: Aslında yazmak isteği hep vardı ama neden bilinmez 97 yılının sonlarında 98 yılı başlarında fazlasıyla yazmak ihtiyacı hissettim. O zamana kadar kimseye söylemediğim, kimseyle paylaşamadığım şeyleri olduğunca kağıda dökmek istedim ve yazmaya başladım. Yazmaya başlamamla sürecin tamamlanması çok sürmedi aslında, 1999 yılında kitabı çıkarttık. Hatta o dönem iş hayatımda da oldukça yoğun bir dönemdi,kızım oldukça ufaktı, ama tüm bunlara rağmen, o yoğunlukta yazım. Geceleri herkes yattıktan sonra ve bulduğum her fırsatta yazdım. Ama şimdi anlıyorum ki o bir ihtiyaçtı, terapiydi. İçimdekileri olduğunca dışa vurmuş, bir anlamda içimi dökmüş oldum...

KK: Peki, Ihlamur Ağacı bir tür otobiyografi değil mi?
EÇ: Doğrudur, ancak evlenene kadar olan dönemi kapsar, yani 1965 - 1991 yılları arasındaki dönemi... çocukluk ve gençlik yılları.

KK: Kitabın 1999 yılında basıldığını düşünürsek 1991 - 1999 arası neden yok?
EÇ: Sanıyorum o süreçte, yani 1991 - 1998 arasında 1991 yılına kadar yaşadıklarımın demlenme süreci gerçekleşti. Ne zaman ki bardak artık su almaz oldu, kalemi kağıdı elime aldım.

KK: 1991 sonrası dönemde ne oldu peki? Yazmaya devam ettiniz mi?
EÇ: Sonraki dönemde de birşeyler yazdım, ancak o dönemdeki yoğun yazma isteği ve dolmuşluk hissi olmadı... Zaten bundan sonra yazarsam kurgulayarak yazmak isterim. Ayrıca belirtmek isterim kendimi yazar olmak için yeterli bulmuyorum. Bu kitap özelimi paylaşmaktı. Bundan sonraki adımı atabilecek kadar yeterli olduğumu düşünmüyorum.

KK: Pekala, kitaba dönelim ve Yine klasik bir soru ile devam edelim: kitabın adı neden Ihlamur Ağacı? (Gerçi kitabı okumak da bu sorunun cevabını bulmakta oldukça yardımcı olacaktır ama biz kısa yoldan soralım dedik)
EÇ: Doğduğum ve gençlik yıllarını geçirdiğim evin önünde kocaman bir ıhlamur ağacı vardı. Kendimi sıkıntılı hissettiğim zamanlarda kendimi Ihlamur ağacının yerine koyardım, herşeyden kaçtığım bir sığınaktı o. O nedenle de kitaba verilecek en güzel isim Ihlamur ağacı idi, ben eşittir Ihlamur Ağacı idi. Ihlamur Ağacının benim için anlamı evde mutsuz ve huzursuz olduğum dönemlerde onun içine girip, o olup, eve ve hayata dışarıdan bakabilmemdi. Kendimi öyle anlarda daha mutlu ve huzurlu hissediyordum.

KK: Kitabı okuduğumuzda oldukça samimi bir dil kullandığınızı fark ettik ve bu samimiyet içerisinde aklımıza bu kitapta bahsi geçen diğer kişiler ve onların hayatları geldi. O insanların isimlerini kullanırken, zaman zaman onları rencide etmekten korktuğunuz, çekindiğiniz oldu mu? Ne de olsa bu anlatılanlar, yaşanmış öyküler. Ve yine ilintili bir soru, kitapta karşımıza çıkan her isim kişilerin gerçek isimleri mi?
EÇ: Herşeyi olduğunca anlattım, hatta belki de zaman zaman fazlasıyla açık etmiş olabileceğimi bile düşünüyorum şimdilerde. Yine de isimleri mümkün olduğunca değiştirmeye çalıştım. Ben kitabı yazarken, bunun basılabileceğini düşünmüştüm ancak, beni tanıyan veya burada adı geçenleri tanıyan birileri bu kitabı okuduğunda onların ne düşüneceklerini düşünerek yazmadım. Sadece yazıp, içimdekileri bir an önce ışığa kavuşturmak istedim. Şimdi geriye dönüp baktığımda fark ediyorum ki, bazı isimleri değiştirirken, bazılarını olduğu gibi bırakmışım. Hatta geçenlerde, kitapta adı geçenlerden Yüksel ile sohbet ederken (20 sene sonra), onun ismini değiştirmem gerekirken olduğu gibi kullandığımı fark ettim, yapmamam gerekirken.

KK: Dönelim yine özele...Yaşananları paylaştıktan sonra kitapla ilgili nasıl tepkiler aldınız?
EÇ: Yakın çevremde çok şaşıranlar oldu. Kitabı okuyana kadar dış dünyada yarattığım imajın ötesinde aslında içeride çok farklı olduğumu okuyup şaşıranlar, bu hislerini dile getirdiler. Kitabı okuyup yaşananlar ve iç dünyamda yaşadıklarıma çok üzülenler oldu. Bende hiç fark etmedikleri şeyleri yaşadığımı okumak, bilmek onlara şaşırtıcı geldi.

KK: Peki siz kendinizi bu derece açık ederek, gerek kendinize karşı gerekse dış dünyaya karşı savunma duvarını kaldırmış olmadınız mı? Kitabı okuduğumuzda çocukluğunuzdan başlayarak aslında çok hassas birtakım duyguları açık ettiğinizi görüyoruz...
EÇ: Olumsuz bir etkisi olduğunu söyleyemeyeceğim, hatta tam tersine olumlu etkileri olduğunu bile söyleyebilirim. O dönemde bir bankanın üst düzey yöneticiliğini yapıyordum. O dönem kitabımı departmanımda çalışan herkes okudu. Düşündüğünüzde bu değişik bir deneyim... sıkça rastlanılan bir deneyim değil. Düşünün ki beraber çalıştığınız insanlar - ast veya üst - sizi bir cv'nin anlattığından veya günlük çalışma hayatınızda ortaya koyduğunuz tablonun çok daha ötesinde tanıma fırsatı buluyorlar. Aile sorunlarınıza, aşklarınıza yakından tanıklık ediyorlar. Buna rağmen ben bir sıkıntı yaşamadım. Tam tersine rahatladım.. Nedenini bilmiyorum, mutlaka psikolojik bir açıklaması vardır. Bizim ailede sıkça kullanılan bir deyim vardı: "Kol kırılır yen içinde kalır". Ben sanıyorum bu kuralın dışına çıkmak istedim.

KK: Peki aile? Mesela anneniz nasıl tepki verdi?
EÇ: Annem oldukça üzüldü. Mesela küçüklüğümde hiç unutamadığım, beni derinden yaralayan şeyler vardı. Bunları kitaba döktükten sonra annem bunları okuduğunda geçmişe dönük olarak oldukça etkilendi, üzüldü. O dönem birtkım başka kaygılar nedeniyle geri planda kalan bu etkilenişler yıllar sonra telaffuz edilmiş oldu.

KK: 23 Nisan etkinliğindeki olaydan bahsediyoruz herhalde? (Kitapta yer alan olaylardan bir tanesi. Küçük Esin'in babasının sağlık sorunları nedeniyle 23 Nisan'a heyecanla hazırlanırken, bir yandan küçük kalbindeki heyecanın babasının sağlık sorunları nedeniyle hayal kırıklığına dönüşmesi)
EÇ: Evet... Ama sanıyorum bu bana has bir durum değil, herkes bir şekilde yaşadıkları küçük küçük olaylar nedeniyle doluyor ve rahatlamanın bir yolunu buluyor. Bendeki rahatlama yazarak oldu. Herkes bir şekilde rahatlama yaşanmalı, yaşamalı ki hayatın akışı rahatça devam edebilsin.

KK: Peki, kitaba adını veren Ihlamur ağacı duruyor mu?
EÇ: Evet duruyor. Ordu'ya her gittiğimde onu ziyaret ediyorum. Fakat son dönemlerde artık eski heybetini yitirmeye başladığını görerek üzüldüm. Hatta son gittiğimde, nasıl söylemeli, daha cılız ve zayıf görünmeye başladı bana... belki yaşlanıyor... belki çevre hızlı gelişiyor, büyüyor... (Bu arada dipnot olarak, ıhlamur ağacının kesilmekten son anda kurtarıldığını da belirtelim.)

KK: Yazmak dışında neler yapıyorsunuz?
EÇ: Okuyorum... Eskrimle uğraşıyorum...

KK: Okumak demişken, okumayı kişisel bir uğrası olarak görmekten öteye geçtiğinizi; Thyke - Okuma/tartışma grubunu kurduğunuzu biliyoruz?
EÇ: Thyke hayatta yaptığım en önemli ve güzel şeylerden bir tanesi. Thyke'yi kurarken bugün geldiği noktaya geleceğini belki tahmin etmemiştim, ama yok olmayacağını da biliyordum. Bir iş gezisinde tanıştığım bir yabancı, kendi ülkesindeki kitap gruplarından bahsetti. O zamanlar - 1996 yılıydı sanıyorum - Türkiye'de kitap grubu, bildiğim kadarıyla, yoktu. Okumayı ve paylaşmayı seven bir insan olarak bu fikre sarıldım. İş gezisinden döner dönmez hemen işe koyuldum. Yakın çevremdense farklı çevrelerden insanları bir araya getirmeye çalıştım: kuaförüm, kızımın doktoru, eşimin bir arkadaşı... derken ilk grubu kurduk ve ilk kitabımızı okuduk, tartıştık... Toplantımızda grubun adını "Thyke" olarak belirledik. Thyke şu anda birçok ilde birçok okuyucu ile yoluna bir başarı öyküsü olarak devam ediyor.

KK: 90'lı yıllar sizin için verimli geçmiş... Thyke'de kitabınızı okuma fırsatı bulabildiniz mi?
EÇ: Evet... benim hiç unutamadığım bir deneyimdir. Thyke'de okuduğumuz kitabı didik didik ederiz. Hatta zaman zaman yazarı toplantımıza çağırdığımızda terletiriz. Ben de bu durumun istisnası olmadım. O gün Thyke toplantısından çıktığımda başım ağrıyordu!

KK: Hangi açılardan eleştiri aldınız?
EÇ: Edebi açıdan eleştiriler tabii ki aldım, ama onun haricinde daha çok içeriksel olarak ilginç bir deneyimdi. Beni tanımayan insanların benim özelimi sorgulamaları, çözümlemeler yapmaları oldukça değişik bir deneyimdi.

KK: Esin Hanım sohbetimizin sonuna gelirken, bu aralar hazırda projeler var mı?
EÇ: Aslında yok demeliyim. Zira parça parça yazma denemelerim varsa da bunların bir bütünlük arz etmesine daha çok zaman var. Yazmak haricinde bu aralar Londra'da bir okuma grubu kurmayı düşünüyoruz. (Not etmeden geçmeyelim: Thyke Londra kuruldu...)

KK: Tekrar Ihlamur Ağacına dönersek, kitap için genel olarak ne söyleyebilirsiniz?
EÇ: Kitap, benim için genel olarak bir paylaşımdı, kitabı her seferinde elime alıp karıştırdığımda görüyorum ki hayat felsefem aynı çizgide devam ediyor. Kişinin içinde bulunduğu durum ne olursa olsun, ondan bir çıkış noktası her zaman var... Hiçbir sıkıntı ve dönem kalıcı değil. Annemin hep dediği gibi "su yolunu buluyor." Her karanlığın bir aydınlığı mutlaka oluyor. Ihlamur ağacındaki o küçük çocuk Ihlamur ağacının içinde hep bir mutluluk, bir nefes alma noktası bulabiliyordu. Şimdi yapmaya çalıştığım da bu. İçinde
bulunduğum durumun dışına çıkıp, o tabloya dışarıdan bakmaya çalışıyorum...

KK: Son söz?
EÇ: ... Dışarıdan bakıldığında tüm insanlara bir takım anlamlar yüklüyoruz. O zamanki Esin Çelebi Özelçi ile kitapta anlatılan insan da aslında insanların kafalarındakinden çok farklıydı. Kitap belki de bu görüntüyü yıktı.

KK: Genel algıyı yıkmak kolay olmasa gerek...
EÇ: Aslında o kitaptan sonra Türkiyeden ayrılıp İngilterede yaşamaya başladım. Kimbilir belki de o algının yıkılması Türkiye'deki devrin de kapanışı idi...

KK: Bir devri kapatırken sohbetimize de son veriyoruz. Teşekküler Esin Çelebi...

Ve kitabın arka kapağından bir alıntı:

"Gökyüzü ne renktir sizce? Kimileri mavi der, kimileri gri. Peki bu ayrımı yaratan nedir? Geçmişten geleceğe köprü kuran anıların bir tuval üstündeki yaşamsal uyumu? Ya da kök salan bir ağacın karşılaştığı engellerle dansı? Yol uzar gider...

Nereden geldiği bilinmez ve nereye gideceği. Yolun kenarında küçük bir kız ve ona destek olmak istercesine tüm heybetini de ortaya çıkararak, dimdik, hiç yorulmadan ayakta duran bir ıhlamur ağacı. Yağan yağmurlar ikisine de yaşam katarken zaman da onları ayırmak istemektedir sanki. Sanırsınız ki mitolojinin ihtiraslı tanrıları çarpışıyor. Derken yıllar geçer... o küçük kız bir rüzgarla savrulur... koca ıhlamur aynı yerde kalır zaman tepkisiz.

Artık ne kız küçüktür, ne de ıhlamur eski ıhlamur!!!"

KK.NET - her hakkı saklıdır. 2011 Haziran

 



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile