Ara

Dinle (Podcast)

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Çevirmen Söyleşi PDF Yazdır e-Posta

Uzun bir aradan sonra Beşiktaş'a gelmiştim. Vapurdan indiğim andan itibaren hatıralar çevremi sardı: üniversite yılları, Beyoğlu geceleri sonrası yürüyüşler, güneşli günlerde çay, simit ve peynir; Define Büfe döneri... Ender Beyle buluşmama nereden baksanız 15 dakika vardı, ben de Beşiktaş'ın içinde bir tur atıp öyle gideyim dedim buluşma noktamıza. İyi de yapmışım. Beşiktaş'ın canlı akşamında işten çıkanların, öğrencilerin arasına karışarak balık pazarından dolandım ve Alkım Kitapevinin 2. katında kitaplar arasında yer alan kafede beni bekleyen Ender Beyle buluştum. Birer filtre kahve söyleyip başladık sohbete... siz de buyrun:

KK.Net: Sohbete başlamak her zaman zor olmuştur, söze nereden başlamalı, ne yapmalı? Planımız şu: önce sizden başlayalım, oradan çevirmenliğe geçelim ve oradan da tekrar size dönerek sohbetimizi nihayete erdirelim. Ender Bey, nasıl başladınız çevirmenliğe? Sizi dinliyoruz...(Bu arada belirtmeden geçmeyelim, Ender Beyle hukukumuz eskiye dayandığından hoş beş faslını kısa tutuyoruz ve doğrudan konuya giriyoruz.)

Ender Nail (EN): Aslında benim eğitimim ingilizce öğretmenliği, fakat kitap okumam kitaplarla haşır neşir olmam ortaokulda başlıyor. Aslında daha da geriye gidersek bunun ucu hastlığa dayanır... ben küçükken uzun süren bir böbrek rahatsızlığı geçirmiş ve hastalık sürecini evde yatarak geçirmiştim. İşte bu mecburiyet döneminde kitaplarla dostluğumu bir hayli ilerletmiştim. Zaman içerisinde kitaplarla haşır neşir oldukça ve işin içine İngilizce öğrenimi de girince sanıyorum okurlukla çevirmenlik kafamda aynı çizgiye geliverdi. Öğrencilik yıllarımda ufak ufak çeviri denemeleri de yapıyordum. Sonra 1998 yılında, dedim ki kendi kendime: "Ben çeviri yapmak istiyorum." Bunun üzerine de kalktım Cağaloğlunda Altın Kitaplara gittim; O zamanlar Stephen King, Dean R. Koontz okuduğum ve bu kitapları da Altın Kitaplar bastığı için bildiğim, sevdiğim yayınevi olarak onlara gitmeyi tercih ettim. Altın Kitaplarda Oya Hanım vardı, genel yayın yönetmeni, ona dedim ki: "Ben çeviri yapmak istiyorum, ancak ne yapacağımı bilmiyorum." Bana hemen orada 2 sayfalık bir deneme çevirisi, bir de sözlük verdi. "Çevir bakalım." dedi. O zamanlar İngilizce seviyemin nasıl olduğunu bilmiyordum, fakat şimdi anlıyorum ki, bir hayli kötüymüş. Neyse, deneme çevirisini bitirince Oya Hanım'a geri verdim, ne yalan söyleyeyim ben bile tatmin olmamıştım! Ama düşünsenize küçücük bir odada, giren çıkanlar arasında köşeye sıkışmış ve çeviriyi yapmaya çalışmıştım. Oya Hanım, şöyle bir baktı metne, yaklaşık dört saniye kadar... "Tamam" dedi ve bana ilk çeviri işimi verdi: V.C. Andrews (Çatı serisinin yazarı) - İngilizcesini şimdi hatırlayamadığım: Kimsesiz Kelebek (Biz araştırdık: Butterfly Crystal) Hiç içime sinmeyen bir çeviriydi, çok uzun sürdü tabii: bir kere o zamanlar bilgisayarda PW (Professional write) kullanıyorduk, ben öğrenciydim, bilgisayar benim değil arkadaşındı ve yalnızca bilgisayar boş olduğu zamanlarda yalvar yakar kullanabiliyordum! 

KK.NEt: "Çok uzun süre"???

Yazının devamı için TIKLAYIN

  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 Sonraki > Son >>

Sayfa 3 / 7