Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Satranç PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

Stefan Zweig

Hayatımda oynarken en çok sıkıldığım oyunlardan biridir satranç. Kimi zaman karın ağrısı, kimi zaman iç sıkıntısı verir bana. Hele karşımdaki dünyanın en önemli rakibiyle, en önemli oyununu oynuyormuş gibi uzun uzun düşündükçe; kaleyi alıp kafasına geçirmemek; fili üstüne oturtup ezmemek için kendimi zor tutarım. Şiddet ile Satranç hiç örtüşmüyor elbette. Bu yüzden bende oynamıyorum. Oynayanların yanına pek yaklaşmıyorum.

Bir yandan da bu ilkel fikirlere sahip olduğum için kendimi suçlu hissediyorum. Hatta hayatımın bir döneminde kendime şans bile verdim ama olmadı; olamadı; olamayacak. Bu bir yetenek ve disiplin meselesi. Ben bunu başaramıyorum. Şimdi ki çocukları bilmem ama benim çocukluğumda Satranç oynamak bir yetenek ölçme, bir değer biçme kriteri idi. Satranç oynayan, oynarken tablaya dakikalarca bakan çocuk için öğretmeni velisine "mühendislik okutun efenim" derdi, "bu çocuk, konsantrasyonu yüksek; öngörüsü açık bir çocuk olacak". Ama çocuk olacak işte adam olmayacak...

 

Her neyse yine sardım gidiyorum. Ben Satranç oynamak yerine; Zweig'den Satrancı okumayı tercih ederim. İç karartıcı ve ruh sıkıcı bir kitap olduğunu düşündüğüm Zweig'in "Acımak" eserini okuduğumda ki bugün hesap yaptım tam onbir yıl olmuş. Bir daha da Zweig'in yanına yanaşmam demiştim. Ancak kadim dostum Bahadır'ım bu ay Zweig'in Satranç'ını secmiş; üstelik sayfaca hafif gelmiş üstüne bir de "Amok Koşucusu"nu seçmişti. Boynumuz ince Thyke ne derse o olur dedik ve aldık elbette. Ve çok ama çok memnun kaldık...
Satranç, Can yayınlarının deyimiyle bir "Uzun Öykü".(ne demekse anlamadım; öykü öyküdür. Uzunu kısası nasıl olur bunun bilemedim.). Benim deyimimle hacminin bin katı ağırlığında içeriğe sahip bir eser.
Kitapta iki karakter var; biri şans eseri dehasını keşfeden ve "her alanda evrensel bir kültürsüzlük içinde" olan Mirko Czentoic. Diğeri "siyah olan ben ve beyaz olan ben" diyen Dr.B. Bu iki karakter New York'tan Buenos Aires'e giden bir yolcu vapurunda karşılaşıyor ve tarihe geçmesi gereken bir oyun oynuyorlar.
Mirko, bir Satranç şampiyonu, cahilliğini kabalık ve küstahlık ile örtmeye çalışan bir deha. Yeni bir turnuvaya giderken vapurda; zengin bir tüccarın oyun teklifini para karşılığı kabul ediyor. Üstelik oyunu izleyen herkese karşı tek başına oynuyor. Amacı açık; yenilmeye doymayan bu zengin tüccarı varacağı limana kadar soyup soğana çevirmek.
Dr.B. Avusturya'da yaşayan zengin bir ailenin çocuğudur. Aile mesleği gereği kilise ve sarayın gizli politik görüşmelerinde aracılık yapar ve birçok bilgiye sahiptir. Hitler yönetimi ele geçirince Dr. B bu bilgiler nedeniyle gözaltına alınır. Fiziksel bir işkence görmemesine karşın yalnızlığa mahkum edilir. Bir otel odasında yapayalnız günler geçirir. Uzun sorguların birinde bir SS subayının cebinde bir kitap çalar ve odasına dönünce mutluluktan ne yapacağını bilemez. Körleme hayatı artık renk bulacaktır. Kitabı açar ve görür ki bu bir Satranç Teknikleri kitabıdır. Yalnızlığı onu satır satır satranca sürükler. "Üstelik siyah olan Dr.B'dir ve beyaz olan yine Dr.B"dir. Günler ve gecelerce Satraç okur bu kitaptan. Defalarca ve defalarca. oyun kurgular kendi kendine siyah ve beyazı kendi olan.
Ve bu iki insan B.Aires vapurunda karşılıklı oynama fırsatı yakalar. Yakalar ki herhalde böyle bir oyun başka hiçbir yerde oynanmamıştır.
İki imge vardır kitapta kabalık ve küstahlık ile iz bırakan Mirko, Adolf Hitleri temsil ediyor. Siyah ve Beyaz olan Dr. B ise kişilik bölünmesi yaşayan Avrupa'yı. Bu bölünme öylesine bir noktaya getiriyor ki Dr.B'yi kendi kendini yok edecek kadar sınırları zorluyor.
Kitabın bir diğer güzel tarafı anlatım dili. Çünkü anlatıcı o vapurda ki bir üçüncü kişi; Dr.B ile tanışıp hikayesini öğreniyor ve okura aktarıyor. Bu çok önemli bir teknik bence. Notlarımın ikinci bölümünde üzerinde duracağım.
Zweig bu şaheserine rağmen benim için imgelerinin altını sağlıklı doldurabilmiş bir yazar değil. Çünkü yazdıklarından dolayı başına bir iş gelmesinden duyduğu endişeyi her satırda hissediyorsunuz. Tabi bunu bir de o korku dönemi içerisinde değerlendirmek gerekiyor.

Psikanaliz ile ilgili açılımları ve kişilik bölünmesine yaklaşımı ise mükemmel. Bir insanın adım adım çıldırma sürecine, bölünüp darmadağın olma sürecine bizzat tanıklık ediyorsunuz.

Ayça Sabuncuoğlu'nun akıcı çevirisi ise okumaya ayri bir keyif katıyor.
Artık yoruldum daha sonra devam edeceğim...

Burçin Özgün

 

Bağlantılar

 



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile