Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Siddhartha PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

Yazar : HERMANN HESSE

Yayınevi: Can

Her kitabı okumaya başlamam o kitabın içine hemen girmem anlamına gelmez benim için. Hepsinin ayrı bir kırılma noktası vardır. Sadece Nazım okurken ikinci sayfadan itibaren bu giriş gerçekleşir. Onun dışında da hiç bir kitapta bunu başaramamışımdır. Hep zaman ister, sayfaların arka arkaya devrilmesi gerekir. Kiminde küçük parçalar halinde kendime bir kapı yapar, tokmağını koymayı unuturum; kiminde camlı bir kapı yapar dışarıdan içine bakarım. Ama bazı kitaplar vardır ki usta çırak ilişkisi ile birlikte tezgahtan geçirir; değme sanatkarlara taş çıkaran kapıların oluşmasına tanıklık eder ve o kapıdan içeri girerim. Bu kitap için giriş kapısı, Siddhartha'nın soylu ailesini, servetini ve sahip olduğu herşeyi bırakıp bir Samana olmaya karar vererek gitme isteğini babasına söylemesi ile başlar. Babası şiddetle karşı çıkar. Ancak Brahman'ın oğlu Siddhartha kararlı "duruşu" ile onu ikna eder.

"Ormana gideceksin ve bir Samana olacaksın. Baktın ki ormanda mutluluğa kavuştun, dön gel ve öğret bana mutluluk neymiş. Düş kırıklığına mı uğradın, yine dön gel, yine seninle birlikte tanrılara sungular sunalım. Git şimdi, anneni öp, nereye gittiğini söyle ona. Bende artık ırmağa yollanayım, kutsal suyla arınayım, ilk ibadetimi yerine getireyim."

İşte bu satırlardan sonra hemen aklıma Defne geldi. Eğer o günleri görürsem, birgün - o gün bunu istemeyeceğimden adım gibi eminim ama - istemesem de kızım karşıma geçip gitmek isteyecektir. İşte bende Defne'me kararı ve bu kararının sonucu ne olursa olsun; onu her zaman bekleyeceğimi ve güvenle dönüp gelebileceği bir evi olduğunu böylesine güçlü hissettirmek isterim.

Ve hikaye işte böylece başlar.

"Gerçekten tuhaf bir yaşam sürdüm, diye düşündü Siddhartha. Dolambaçlı yollardan geçtim. Çocukken tanrılar ve onlara sunulan sungularla uğraştım yalnızca. Delikanlılık çağımda yalnız rizayetle, düşünme ve meditasyonla ilgilendim. Brahman'ı arayıp durdum. Atman'da ölüsüzlüğe taptım. Gençliğimde çilekeş keşişlerin peşine takıldım, ormanlarda yaşadım, soğuğa sıcağa katlandım, aç kalmayı, nefsimi öldürmeyi öğrendim. Derken yüce Buddha'nın öğretisi birmucize gibi açtı gözlerimi, dünyanın birlik ve bütünlüğüne ilişkin bilginin kendi kanım gibi damarlarımda dolaştığını duydum. Ama Buddha'dan da, o büyük bilginden de yine kendimi koparıp yola düştüm. Kamala'dan sevme sanatını öğrendim. Kamaswami'den ticaret sanatını; paralar biriktirdim, paralar harcadım, midemi sevmeyi, nefsime keyif vermeyi öğrendim. Yıllar yılı zekamı yitirmeye, düşünme sanatı denen şeyi, birlik ve bütünlük dene şeyi unutmaya çalıştım. Yvaş yavaş dolambaçlı yollar izleyerek bir büyük adamdan bir çocuğa, düşünen biriyken bir çocuk insana dönüşmüş değil miyim? Ama yine de bu yolu izlemem çok iyi oldu, yine de yüreğimde şakıyan kuş ölmedi yaşıyor.Ama yol da yoldu doğrusu !Yine bir çocuk olup yeniden başlayabilmek için pek çok budalalıkta buldum, pek çok kötü huy edindim, pek çok hata işledim, pek çok iğrençlik, düş kırıklığı ve umarsızlık yaşadım. Ama iyi oldu böylesi, yüreğim yaptıklarımı onaylıyor, gözlerim gülümseyerek onaylıyor. Esenliğe kavuşabilmek, Om'un sesini yeniden işitebilmek yine doğru dürüst uyuyup doğru dürüst uyanabilmek için umutsuzluğa kapılmam, düşüncelerin en aptalcasına, intihar düşüncesine kafamda yer verecek kadar alçalmam gerekiyordu..."

Hesse'nin Siddhartha'yı yazdığı yıllar göz önüne alındığında Hinduçin'in Avrupa tarafından keşfedilişi ve aynı dönem yazarlarından olan Schopenhauer'in teosofiye ilgisi hiç de yadırganmaması gereken bu eserin ortaya çıkması için yeterli oluyor. Üstelik küçük bir araştırma ile yazarın Sri Lanka ve Endonezya'da bir dönem yaşadığını ve Jung felsefesi ile psikanalize ilgi duyduğunu da öğrenince taşlar biraz daha yerine oturuyor.

Sonuç, ortaya toplumsal olmayan bir "Kutsal Kitap" çıkıyor. Toplumsal olmayan diyorum çünkü tamamen bireysel bir açlığın ve arayışın kitabı Siddhartha. Ahlak öğretisi yok. Hatta insanın kendini bulması için ahlaksızlığa da bulaşması gerektiği bile öğretiliyor diyebiliriz. Zaten öğretiyi farklı kılanda, kitap boyunca devam eden de bu ikilem oluyor. Yine küçük araştırmalar sonucu öğreniyorum ki Hesse her ne kadar I. Dünya Savaşın'da Alman Hükümetine gönüllü şavaşmak için başvurmuş dahi olsa 2. Büyük Savaşta bu hatasından vazgeçerek - ki bu dönemde Budist felsefeyi benimsediğini görülüyor - bir Nazi karşıtı olarak sürgünde yaşamak zorunda kalıyor. Fikir ve yazıları için ise iki büyük destekçisi var Hesse'nin, Bertolt Brecht ve Thomas Mann. İşte bu savaş karşıtı tutumu, dünya görüşü ve eserleriyle 946'da Nobel Edebiyat ödülünü alıyor.

Hesse'nin Siddhartha'sından anladığım ise, öğreti ne olursa olsun insanın yerleşik kalıplardan sıyrılıp kendisini arama macerasının bir ömre bedel olacağıdır. Ayn Rand'ında bu çıkış noktasını referans alarak eserlerini yarattığını düşünüyorum. Sonuçta Budizm ve Zen felsefesi temelde insanın kendini bulması ve kurtarmasına dayalıdır. Kendi yaşamını kurtaran ve çözen; kendiyle barışık bir birey ve bu bireylerden oluşan bir toplum -Rand için bu her türlü bedeli ödemek ile aynıdır ve kapitalizm'in temel taşıdır.- gerçek anlamda özgür olacaktır. Cevabını bulamadığım tek soru şudur: Budizm, Zen, Hinduizm v.b. doğu felsefe ve/veya öğretileri neden yayılmak için Batı'nın entellektüel kesimine ihtiyaç duymuştur. Yoksa yayılmak gibi bir kaygısı yok mudur?

Çağrışımlar

Dolaştığım kıyılarda bir sürprizle karşılaştım. 9 şubat 1904 tarihinde Hermann Hesse, Stefan Zweig'e bir mektup yazmış.

?This dreadful winter, which does not even deserve to be referred to as such, is getting on my nerves. We had snow for a short time ? I enjoyed that very much and was even out with the sled for half a day. Since then it has thawed and rained. It is warm and wet, foehn wind always blowing, a most characterless weather. Confound these times, when the summers are cool and the winters warm: it is repugnant to my very soul, which loves extreme heat or cold, vivid colours and clear light.?

Satranç ve Amok koşusucusundan sonra bu detay ile karşılaşmak şaşırtıcı.

Ne okusam?

Siddhartha okumuşken, uzak doğu felsefesi ile ilgili yukarıda da bağlantısını verdiğim "Tao Sessizdir" adlı kitabı okuyabilirsiniz.

Dostlarla Mektuplaşmalar ? Stefan Zweig

Mektuplar yazmak, ilişkiler kurmak, onlara uzun yıllar sadık kalmak, 20. yüzyılın en büyük edebiyatçıları arasında sayılan Zweig için yaşam boyu bir gereksim olmuştu. İlk eserleri ile üne kavuşmaya başladığında yirmi yaşlarında genç bir yazardı. O yıllarda tanıştığı, kendinden daha yaşlı ve ünlü yazarlarla yapmış olduğu mektuplaşmalar günümüze kalmış çok değerli belgelerdir. Rainer Maria Rilke, Arthur Schnitzler, Hermann Bahr, Maksim Gorki, Sigmund Freud ve Hermann Hesse ile 1904'de başlayan mektuplaşmaları 1942'de ölümüne dek sürmüştür.

Yazar

Herman Hesse - Yazar Hakkında aşağıdaki bilgi Wikipedia'dan alınmıştır.  Metnin tamamı için tıklayınız

20. yüzyılın en önemli yazarlarından biridir. İlk şiirini yirmi beş yaşında yazmıştır. 1904'te serbest yazarlığa başlamış olup romanları, öyküleri, denemeleri, şiirleri, politik makaleleri ve kültür alanındaki eleştirel yazılarıyla tüm dünyada 100 milyonu aşkın okura ulaşmıştır. Kendini kanıtlama, kendi olma, yazarın kendini yansıtması, bireyin kendini aşması gibi temaları içeren Bozkırkurdu, Siddharta, Peter Camenzind, Demian, Narziss ve Goldmund, Çarklar Arasında ve Boncuk Oyunu romanları yazarın en tanınan edebi eserleridir.

Bağlantılar



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorumlar  

 
0 # 2012-12-15 12:34
siddharta'da anlatılan en önemli düşünce insanın kendi bencil düşüncelerini yenerken sadece iyi olan düşünce ve eylemleri yapıp bunları aşamıyacağıdır. insan eğer kendini aşmak istiyorsa kötüyüde tanıyıp bilmelidir. iyi ve kötü hep verdı ve var olacaktır. önemli olan insanın doğada ve kendi kişiliğinde varolan bu özü iyi tanıyıp bilmesidir. belkide kitabın en etkili cümleleri her insanın bilgeliğe ulaşırken aynı yolu izleyemiyeceğid ir.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile