Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Romanın Hazırlanışı PDF Yazdır e-Posta

Kitap

Kitap adı: Romanın Hazırlanışı

Yazar adı: Roland Barthes

Yayınevi: Sel

Ben, seninle anlaşmak için anadilimi kullanır; anlamlı sesler çıkarır; arka arkaya bildiğim kelimeleri sıralarım. Bazen yetmez, yetişmez, anlam taşımaz söylediklerim; susarım. Görüntüler girer araya bir bakışın, bir duruşun görüntüsü gelir. Bu kez dili kullanmadan anlarım, anlatırım. Bazen oturmaz zihnimde kavramlar bir film izler kavrarım. Bazen bir boşluk olur içimde hiç hesapsız bir müzikle üstünü kaparım. Kimi zaman değil çoğu zaman bir metin okur ve dolayısıyla pek çok şey anlarım. Bir resim, trafik levhası, bir fotoğraf, bir tiyatro gösterisi, bir grafik, bir el hareketi ,bana yabancı bir başka anadil yani gerçekleşme düzlemleri birbirinden farklı sayısız anlatıcı birer göstergedir anlamak, anlatmak ve anlaşmak için.

Edebiyat ve diğer birçok sanat dalında göstergelerin açıklayıcısı, birleştiricisi ve bütünleyicisi olarak Roland Barthes’ı inceliyoruz bu hafta. Sadece bir eserinden yola çıkmak yetersiz kalır ancak dillere destan derslerinden “Yazı”ya meraklı herkes ilham alır...

Roland Barthes’ın College de France Yıllığı için yaptığı Ders Özeti:*
Romanın Hazırlanışı (I):
Yaşamdan Yapıta

Bu Yıl, bir yazarın günümüzde bir roman hazırlamaya girişme tasarısının koşulları (iç koşullar) üstüne belki de uzun sürecek bir sorgulama başlatıyoruz. Ama burada amacımız “Roman” türünü tarihsel ya da kuramsal açıdan çözümleme olmadığı gibi, geçmişteki değişik romancıların romanlarını hazırlamak için başvurdukları teknikler üstüne bilgi toplamak da değil. Ayrıca, sonuçta , bu derslerde “roman”ın söz konusu olup olmadığı da belli değil: Bu eski “roman” terimi, bir yandan yazınla öte yandan da yaşamla olan bağını dile getiren bir yapıt kavramını belirtmede kolaylık olsun diye seçildi. Benimsenen bakış aşısı daözel bir özne tarafından üstlenilen bir yapım’ın bakış açısı oldu: Romanın ne olabileceğini öğrenmek içim, sanki bir roman yazmak zorundaymışız gibi yapmaya çalıştık.

Bu ders programının ilk öğretim yılı, her çeşit yazının başlangıçtaki pratiğine ayrıldı: Not etme. Bir yapıt oluşturmak amacıyla, insan yaşamdan neleri not eder? Bu not etme etkinliği nasıl sürdürülür? Not etme diye adlandırdığımız bu dil edimi nedir? “Romancıların not defterlerini” sorgulamak yerine uzun bir dolambaçlı yol izleyerek, hiç de romansı olmayan, ama dünya yazınlarının tarihi içinde her çeşit not etmenin örnek gerçekleşmesi olarak görünen bir biçimi ele almayı yeğledik: Japonaların Haykusuydu bu.Demek ki, biz haykuyu özellikle, tarihininde dilinin de uzmanı olarak değil de”kısa biçim” olarak inceledik

Haykuyu kendi somutluğu içinde ve kendi yarattığı arzu içinde inceledik. Ardından üç not etme alanını açıkladık; mevsimlerin ve saatlerin bireyleşmesi; an, olumsallık; hafif duygulanım. Son olarak da Haykunun, aştığında kendi özgüllüğünü yitireceği iki sınırı belirttik: concetto ve öyküleme. Derslerimizi bitirirken, haykudan kalkıp daha modern ve daha batılı biçimlere geçerken not etmenin dinamiği olarak, “oluşturulmuş” tümcenin kesin gibi görünen rolünü vurguladık. 

College de France 1978 - 1979

*Romanın Hazırlanışı ( I ) Yaşamdan Yapıta – Sel Yayıncılık

Ne Okusam

Haiku

Haiku dolaysızdır. Eğretilmez, seyreltilmez. Doğru hece ölçüsü yakalansa dahi her üçlük bir haiku’dur denemez. İçerik ve biçimle ilgili daha başka nitelikler taşımalıdır. Bir kere Haiku'nun konusu insanın hal ve durumundan öte tabiatın kendisi ve anın durumudur. Haiku’larda insan değil tabiat üstün ve izlenmeye değerdir. Bir kez olan bir durum, olay veya görüntü anlatılır. Ve tüm bunlar şimdi oluyormuş gibi gösterilir. Haiku'da mevsimlerle bağ kurmak en önemli özelliğidir. Bir üçlüğe sığdırılmış özdür Haiku. Benim kelimelerle çekilen fotoğraftır.

“Japon şiirinin tohumu insan kalbidir ve ondan kelimelerin sayısız yaprakları yeşerir. İnsanlar hayatta birçok şeyi kavrarlar: sonra da hislerini, görüp duyduklarından aldıkları resimlerle ifadeye çalışırlar.”

Roland Barthes'ın Romanın Hazırlanışı adlı kitabında yapıtlar için temel araç olarak japon şiiri - Haiku - çözümlemeleri üzerinde durmuştur. Gösterilen şeyler yaşanmış anların ve bunlara bağlı duyguların temsilleridir. Tabiat ruhu yansıtır. Nesneler temsili ve semboliktir.

Birkaç Haiku:
Bulutların geçişini seyrediyorum.
Yaz odası
-----
Arpa yaprağını ucunda
İlkbahar kırağası.
-----
Çayırla sislidir

Sular sessiz
Akşam vaktidir.
----
Bir işportacıya

Çiçek açmış şeftali ağaçları
----
Öğle uykusu, uyanış,

Geçtiğini duyuyorum
Bileycinin
----
Yılbaşı

Çalışma masası ve kağıtlar
Geçen yılki gibi
----
Çıt yok

Yaz sağanağından başka
Akşam vakti.

Camera Lucida - “Suyu kim icad etti bilmiyorum, fakat balıklar olmadığına eminim”

Roland Barthes fotoğraf makinesini icat etmedi; yeni tekniklerde geliştirmedi; sıradışı fotoğraflar hiç çekmedi. Sadece karşısına bir fotoğraf alıp onu kişisel bakış açısıyla irdeledi. Fotoğrafın ne olduğunu ve neler hissettirdiğini tartıştı. Kendi görüşleri ve sorgulayan zihni ile fotoğraf teorisine iki kavram kazandırıp; fotoğraf üzerine çalışan insanları derinden etkiledi.

Bu iki kavram Camera Lucida’nın temelini oluşturmaktadır.

Studium, fotoğraf içerisinde hangi anlamların yer aldığını anlama, anlamlar arasındaki benzerlikleri ve ilişkileri araştırıp onları kendi bakış açımıza göre değerlendirip fotoğrafı anlamlandırma isteğimizden dolayı hemen hemen her fotoğrafa gösterebileceğimiz ilgiyi anlatır. Yani Studium, inceleme, irdeleme, yorumlama, kafa yorma ve bunların ardından elde edilenler sonucunda fotoğraftaki bir şeye ilgi duymayı, fotoğrafa anlam kazandırma sürecini ifade eder. Studium, fotoğrafın semiolojik (göstergebilimsel) bir incelemesini, fotoğraf içerisindeki simgeler ve semboller ile anlamlar arasında analojiler kurmaya dayalı fikir yürütmeyi kapsar. Örneğin bir fotoğrafın incelenmesi sonucu bulunan her türlü politik, kültürel, tarihi, estetik ya da teknik anlam ve bunlara istinaden yapılan yorum Studium kapsamındadır ve fotoğrafa verilen her türlü tepkinin temelinde “daha önceki bilgilere dayalı anlam bindirme” olayı yatar. Fotoğrafçı ile fotoğraf izleyicisi aynı paydada buluşabilir. Fotoğrafçının fotoğrafa dahil ettiği mesaj izleyici tarafından hemen ve doğru şekilde ortaya çıkarılabilir ya da bunun gerçekleşmesini hızlandırmak için ek bir açıklama ya da spesifik bir bilgi sahibi olmak gerekiyor da olabilir.

Punctum, ise fotoğrafın içerisinden beklenmedik şekilde çıkan ve aniden kişiselleştirilen anlamdır. Barhes Punctum’dan fotoğrafın içinden çıkıp sizi delip geçen anlam olarak bahseder. Bu anlamı barındıran obje fotoğraftaki herhangi bir şey olabileceği gibi bir fotoğraf içinde bu anlamı izleyiciye veren hiç bir şey de olmayabilir. Punctum tamamen kişisel ve açıklanamasına gerek olmayan bir etkidir. Punctum’u analiz edip etkinin sebebini anlamaya çalışmak zaten Studium’a girmeye başlar. Punctum izleyiciyi delip geçen bir esrardır, bir nevi fotoğrafın büyüsüdür. Punctum bence fotoğrafın içerisine gizlenmiş, geldiğini gördüğünüzde çok geç kaldığınız bir yumruktur, bu yumruğu size patlatan fotoğrafların ise sizin için yeri ayrıdır. Punctum tamamen izleyiciye özel bir şey olduğu için bir fotoğraf içerisinde onun varlığı fotoğrafçının insiyatifi dahilinde değildir. Punctum izleyici için sarsıcıdır, fakat bir fotoğrafı sevmek için içinde Punctum ile karşılaşmış olmak gerekmez.
Şimdi sizi bir fotoğraf sergisine giderek Stadium ve Punctum üzerine düşünmeye davet ediyoruz. Unutmayın dışarıda Hayat Var!!!

Ne Yapsam


Meksika Rüyaları
BASHİR BORLAKOV
22 KASIM - 21 OCAK 2012
PİLOT, 22 Kasım-21 Ocak tarihleri arasında, Bashir Borlakov’un “Meksika Rüyaları” isimli solo sergisine ev sahipliği yapıyor.
Borlakov’un 2005 yılından başlayarak ürettiği “kurgusal gerçeklik” olarak tanımlanan panoramik serileri, geçmişin uçucu imgesine odaklanır. Borlakov, kendi yaşam alanındaki görünmez sorunları, sarkastik bir yaklaşımla mercek altına alırken, bir yandan da 1989 sonrası Rusyasının geç kapitalizmle mücadelesini ve eski sistemin çürümekte olan taraflarını şiirsel bir dille görselleştirdi. Kararlı ve titiz bir araştırmacı gibi çalışan ve “çağının meselelerini değerlendirmekte ustalaşmış bir sanatçı” olarak tanımlanan

Borlakov, mesele ettiği konuyu, daraltarak derinleştirmeyi ve genişletmeyi seçti.
Borlakov’un PİLOT’ta ilk kez izleyici karşısına çıkacak olan 8 fotoğraflık serisi, birer fotoğraf olmaktan ziyade, bilgisayar yardımıyla üretilmiş bugünün resimleri. İlk bakışta izleyiciyi yetkin bir görsellikle çarpan çalışmalar, aslında bizleri tarihsel bir jimnastik yapmaya çağırıyor. 1940’lar dünyasından seçilmiş 6 karakter üzerinden, bildiğimiz şeylerin ne kadar bulanıklaşabileceğini, bilmediklerimizin ise bir anda parlayıp aydınlanan bir resim gibi yakalanabileceğini gösteriyor.

Frida Kahlo, Diego Rivera, Troçki, Sylvia Agaloff, Ramon Mercader, David Alfaro Siqueiros arasında yaşanan, yaşanması olası veya hiçbir zaman yaşanmamış olaylar bütünü, Borlakov’un tarihe bakışını ortaya koyan verimli birer elemana dönüşüyor. Aşkın, nefretin, ihanetin, sanatın, politikanın ve ölümün, yani insana dair en temel meselelerin görünür olduğu bu ilişkiler ağı içinde sanatçı, tarihsel bilgimizi yapı bozumuna uğratıyor. Pierre Nora’nın tanımıyla, yaşamın kendisi olan hafıza, anımsama ve unutma diyalektiğine açık, sürekli biçim değiştirmelerden habersiz, her türlü kullanımlara ve el oyunlarına karşı çok duyarlı, uzun belirsizliklere ve ani dirilmelere elverişlidir. Bu anlamda devamlı bir gelişim halindedir. Borlakov’un tarihsel bilinçdışı olarak tanımladığı, tarihin kendisinden çok, olasılıkların genişliğine ve beklenmezliğine vurgu yapan hafıza ve fantazidir.
Borlakov, 20. yüzyılın dağınık ve yazı & film dünyasında tek yönlü olarak ele alınan tarihini görselleştirmekle ilgilenir ve kendini bir minyatür sanatçısı olarak görür. Tarihsel gerçeklikler dönemlere göre değişir ve tarih bugünden yazılır savını öne sürer.

Borlakov’un tarih yazımı, absürdlüklerle dolu bir tiyatro oyunu gibidir. Dokümenterlikten son derece uzak bu anlayışla sanatçı, imkansız bir tarihi yazma görevini üstlenir. Bu anlamda, fotoğraflarında yer alan tuhaf ve tekinsiz karşılaşmalar, bilinçdışının her tür olasılıkları kucaklayan karanlık zemininde yeşerir.

Borlakov, belli bir zaman ve mekanda yaşayan insanlar olarak bizlerin ortak bir rüya gördüğümüzü, bir rüyanın içinde yaşadığımızı düşünür. Ona göre, her çağ, kendi ütopyasının rüyasını görmektedir. Bu anlamda bugün ürettiği resimler, ona ait olmayan ortak bir belleğin görselleştirilmesinden başka bir şey değildir.

Sanat, tüm kişiselliğinin ötesinde, bir tarihsel ve toplumsal belge olarak işlev görür. Borlakov’un kahramanlarından Troçki, rüyalarında Chagall resimleri görür. Mercader, bir Prometheus gibi cezalandırılmıştır. Bir sanatçı, bir katile, ünlü bir ressamın karısı olarak tanınagelmiş biri, 20.yy’ın en önemli kadın kahramanına dönüşebilir. Tarih, içinde bulunduğunuz zamanın öncelikleri, algısı, yaklaşım biçimine göre eğilip bükülebilecek birşeydir.

Borlakov’un daha önce hiç izleyiciyle buluşmamış yeni çalışmalarının birarada görülebileceği PİLOT’taki bu ilk solo sergisi, 22 Kasım-21 Ocak tarihleri arasında ziyaret edilebilir.
Pilot Galeri tanıtımından alınmıştır.

Yazar

Roland Barthes,  20. Yüzyılın önde gelen denemeci, eleştirmen ve göstergebilimcilerindendir.

“Yapıtlarıyla konuşmalarıyla; College de France‘taki dersleriyle, yönettiği seminerlerle; çektirdiği fotoğraflarla, yazdığı önsöz ve sunuş yazılarıyla; bir filmde oynadığı çok kısa Thackeray rolüyle; annesine olan Proust vari tutkusuyla; özel yaşamının “gizemli” yanlarıyla; çok yönlü, duyarlı ve sevecen yaklaşımıyla; ses tonuyla, başka dile çevrilmeyi pek istemeyen anlatımıyla; hem öncü hem de kalsik oluşuyla; yabancı dillere kapalılığıyla; sürekli yeniyi arayanve sürekli dönüşüm geçiren düşünce çizgisiyle;dil, yazı ve metin tutkusuyla; ve de ölümüyle son elli yılın yazarlarını, tiyatrocularını, yayıncılarını, ve okurlarını derinden atkilemiş bir “benzersiz özne”dir Roland Barthes.

“Özgeçmişine baktığımızda Barthes'ın yerleşik akademik eleştiri geleneğinin yanı sıra akademinin disipline edici yönlerini eleştirirken kendisinin de bunun içinde kolayca disipline olmadığını gözlemlemek mümkündür. Doktora tezinin ağır ilerlediği bir dönemde Yazının Sıfır Derecesi ve Michelet, üniversitedeki görevini kaybettikten sonra ise onun en bilinen yapıtlarından biri olan Mythologies yayınlanmıştır. Barthes, 1965 yılına kadar Fransız entelektüel yaşamı içinde marjinal konumunu korumuştur (Culler, 1990).

1980 yılında bir trafik kazası sonrasındaki ani ölümü Barthes'ın akademik çalışmalarının bir soru işareti ile sonlanmasını beraberinde getirdi. Yazmaya devam edebilseydi acaba hangi konulara yönelecekti? Bu sorunun yanıtını son eserleri arasında yer alan Metnin Hazzı ve Camera Lucida'da aramak mümkün.

Barthes, okurunu ideoloji sorunu, gösterge kavramı, metinlerin yapılaşması, metinlerarasılık, metnin okunma süreçlerinin önemi, metnin hazzı, görsel göstergeler ve sözel dilin farklılığı hakkında, dahası Japon haiku'ları, aşk, moda, müzik, sinema ve retorik hakkında düşündürmüştür. Bu konular üzerine düşünüp soru soran okurunun yanında olmuş, bu soruları paylaşmış, okuru kendisi ile birlikte düşünmeye davet etmiş, hemen hiçbir konuda katı, kestirip atıcı bir tavır takınmamıştır.

Ancak onun merakı edebiyat çalışmaları ve metin çözümlemeleri ile sınırlı kalmamıştır. Siyaset bilimine ait sorunlarla dilbilimdeki gelişmeler arasında bir köprü kurarken edebi metinlerin yerleşik anlamları zorlayan örneklerini keşfedip sergilemiştir. Bu yolla, geleneksel, klasik edebi örnekler içinde ortaya çıkan kırılma noktalarını, egemen anlamların yeniden üretimini ve bu üretimin kesintiye uğramasını, toplumsal, tarihsel ve siyasal olan ile ilişkilendirerek tartıştışmıştır. Yerleşik -egemen- anlamlandırma biçimlerini kıran, bozan farklılıkları bir okuma teorisi ile örtüştürmeye çalışmıştır

Aslında Barthes'ın çalışmalarının özgünlüğü bu ait olamamadan, sabitlenememeden ve kendisini, belki kendi de amaçlamaksızın yepyeni projeler içinde buluvermesinden kaynaklanıyor. Barthes'ın Çağdaş Söylenle/de ortaya attığı tartışmaların S/Z'de değiştiği, Camera Lucida'da ise yazarın bambaşka bir yol tuttuğu söylenebilir.” (Ayşe İnal – Bir Avant-garde Yazarı)

Türkçeye çevrilmiş diğer eserleri

Anlatılanların Yapısal Çözümlemesine Giriş (1988), Gerçek:İstanbul.
Ara Olaylar (1999), Kaf Yayıncılık.
Bir Aşk Söyleminden Parçalar (1996), Metis Yayınları.
Camera Lucida Fotoğraf Üzerine Düşünceler (2002), Altıkırkbeş Yayınları.
Çağdaş Söylenler (1990), Hürriyet Vakfı:İstanbul.
Çağdaş Söylenler (1998), Metis Yayınları.
Eiffel Kulesi (1996), İyi Şeyler Yayıncılık.
Göstergebilimsel Serüven (1997), Yapı Kredi Yayınları.
Göstergeler İmparatorluğu (1996), Yapı Kredi Yayınları.
Göstergebilimsel Serüven (1999), Kaf Yayıncılık.
Gostergebilim İlkeleri (1979), Kültür Bakanlığı:Ankara.
Gostergebilim İlkeleri (1986), Sözce:Ankara.
Roland Barthes (1998), Yapı Kredi Yayınları.
Roman ve Gerçek Etkisi (2002), Donkişot Yayınları.
S / Z (2002), Yapı Kredi Yayınları.
Yazı nedir (1987), Hil Yayınları, İstanbul.
Yazı ve Yorum Roland Barthes'dan Seçme Yazılar (1999), Metis Yayınları.
Yazının Sıfır Derecesi (2003), Metis Yayınları.

Bağlan



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile