Ara

Dinle (Podcast)

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Haberdar Olun!

Demir Ökçe (Podcast) PDF Yazdır e-Posta

Kitap Kokusunun izinde kah kafa karışıklığı kah aydınlanmalar derken, her defasında aynı soruyu soruyoruz birbirimize, distopya nedir? Ütopya nedir? Bizim distopyamız nerede ve ne zaman onunla karşılaşacağız? Ya da karşılaşabilecek miyiz? Bu arada okuduğumuz yazarların hepsi birbirinden değerli, okumanın yükü her defasında omuzlarımızda.Sırada kim mi var: büyük büyük büyük usta: JACK LONDON ve kitabı DEMİR ÖKÇE... (Podcastimiz 2 Şubat 2014 Pazar...)

Kitabımız            : Demir Ökçe

Kokusu              :  Burçin - ... // Ali Erdem - Yanık kokusu

Yazarımız            : Jack London

Çevirmen           : Levent Cinemre // Reha Pınar

Yayınevi: İş bankası Yayınları // Öteki Yayınları

Kitabın tam İngilizce çevirisi için GUTENBERG'i Tıklayın

Konuşmamız sırasında atıfta bulunduğumuz konular ve alıntılar:

Tavsiyeler - Ne okusak?

Ambrose Bierce - Şeytanın Sözlüğü

İlya Ehrenburg - Tröst

Edward Bernays - Propaganda

Ayn Rand - Atlas Vazgeçti

Lu Sin - Çığlık

Tavsiyeler - Ne izlesek?

Zeitgeist - Resmi sitesi için Tıklayın

Ustaya Saygı - Ahmet Cemal

Saygı duyduğumuz çevirmen: Ahmet Cemal ve kendisi ile yapılan söyleşi için Tıklayın

“Çeviri için çok sevdiğim bir tanım var. ‘Doğru ve yerinde feda etme sanatı.’ Hiçbir edebiyat metnini bir başka dile yüzde yüz çeviremezsiniz. Çünkü her dil ayrı bir dünyadır. Önemli olan, dünyalar arasında ne kadar yakınlık kurabildiğinizdir. Dünyaları birbirine çok yaklaştırabilirseniz bu iyi çeviridir. Dolayısıyla iyi çevirmen, doğru ve yerinde feda etme sanatını en iyi gerçekleştirendir." - Ahmet Cemal

“Ülkemizde genel anlamda editörlük olması gerektiği gibi yerleşmiş değil. Fakat ‘Niteliksiz Adam’da ben çok şanslıydım. Editörüm Fahri Güllüoğlu’ydu. Çok bilgili bir insan. Dil konusunda da çok donanımlı. Onunla çok güzel çalıştık. Editör çok önemli. Zamanında Stefan Zweig’ın denemelerini çevirirken rahmetli Erdal Öz’e ‘Ben bu kitabı çok seviyorum, düzeltmelerini ben yapayım,’ demiştim. Ses çıkarmadı. Sonra ortaya çıktı ki insan kendi yaptığı yanlışı, ‘doğru’ okuyor. Yazım yanlışlarının yüzde 50’sini bırakmışım. İnsan yaptığı işe çok aşina olduğu için yanlışı görmüyor.” - Ahmet Cemal

Ahmet Cemal ile diğer bir söyleşi için Tıklayın

Kategori Dışı bir Tavsiye:

Sırtlan Kitap - TODD: Dünyanın En Çirkin Çocuğu Tıklayın

Sinema kökenli bir çizgi roman yazarı olan Ken Kristensen ve daha önce Vertigo etiketiyle çıkan Cairo grafik romanı ve 2009 yılında Eisner ödüllerine aday gösterilen Air serisiyle adını dünyaya duyuran M. Kutlukhan Perker’in işbirliği sonucu çıkmış olan dikkat çekici bir çizgi romanla yayın hayatına başlıyor

Peki kimdir bu Sırtlan Kitap?

Sırtlan Kitap, Kasım 2013 tarihinde, İstanbul’da kuruldu.
Sırtlan ismine karar vermemiz oldukça uzun sürdü. Sırtlan, aslında bize hep “kötü” olarak sunulmuş bir hayvan olduğu için, neden bu ismi seçtiğimize dair çeşitli sorularla karşılaştık. Cevabımız şuna benzer bir şey oldu genelde: Biz bu hayvanı çok seviyoruz. Çünkü doğada karşısına çıkabilecek bütün zorluklara kafa tutabilecek kadar gözü kara ve cesur olması, takım çalışmasını çok iyi becermesi, dayanıklılığı ve istediğini alana kadar pes etmeyecek kadar inatçı olması, dış görünüşü [birçok insanın nazarında] çirkin olduğu için gözden kaçmış tonlarca iyi özelliğinden sadece birkaçı.
Yayım politikası olarak, çizgi roman başta olmak üzere birçok görsel/kültürel esere yer vermeyi seçtik.

İki farklı çeviriden yaptığımız alıntılar ve orijinal metin karşılaştırması:

İş Bankası Yayınları Çevirisi

Bakın samimiyetinizden şüphe etmiyorum.diye devam etti Ernest. "Samimisiniz.

İnandığınız şeyi anlatıyorsunuz. Zaten kapitalist sınıfın gözünde sizin gücünüz ve değeriniz

de buradan. Ama günün birinde görüşünüz değipşip müesses nizamı tehdit eden şeyler düşünmeye

başlarsanız, artık vaazlarınız işvereniniz nezdinde kabul edilebilir olmaktan çıkar ve siz

de kiliseden dışlanırsınız. Arada sırada içinizden birileri işte çıkarılmıyor mu?" Haksız

mıyım?"

Öteki Yayınları Çevirisi

“Vicdanlı olduğunuzdan hiç kuşkum yok. Hiç kuşkusuz hepiniz namuslu kişilersiniz. Hepiniz

inandığınız şeyler üzerine vaaz veriyorsunuz. Zaten kapitalist sınıf için asıl gücünüz ve

değeriniz de burada kendini gösteriyor. İnancınıza bugünkü düzene tehlikeli sayılabilecek

bir yön verdiğiniz takdirde, vaazlarınızı hoş karşılamayacaklar ve sizler görevlerinizi

bırakmaya zorlanacaksınız. Arada bir böyle olaylarla karşılaşıyorsunuz, öyle değil mi?”

Orijinal Metin

"Oh, I am not challenging your sincerity," Ernest continued. "You are sincere. You preach what you believe. There lies your strength and your value—to the capitalist class. But should you change your belief to something that menaces the established order, your preaching would be unacceptable to your employers, and you would be discharged. Every little while some one or another of you is so discharged.* Am I not right?"

...

PİSKOPOSUN ÖNGÖRÜMÜ

Arabamla sokaklarda dolaşıyordum. Vakit geçeydi. Arada pencereden dışarı bakıyordum. Sonra

bir anda gözlerim açıldı ve herşeyi olduğu gibi görmeye başladım. Önce o berbat manazarayı

görmemek için ellerimle gözlerimi kapadım ama sonra karanlığın içinde aklıma bir soru

takıldı: Ne yapmalı? Ne yapmalı? Efendimiz bu durumda ne yapardı? Ve bu soruyla beraber

etrafımı parlak bir ışık doldurdu. Saul'un Şa'a giderken gördüğü gibi, yapmam gereken şeyi

gün gibi apaçık gördüm.

 

Arabayı durdurup indim ve birkaç dakikalık sohbetten sonra iki sokak kadınını benimle

birlikte arabaya binmeye ikna ettim. Şsa Efendimiz haklı idiyse bu iki bahtsız kadın benim

bacılarımdı ve arınmak için tek umutları benim ilgi ve merhametimdi.

 

San Francisco'nun en güzel yerlerinden birinde yaşıyorum. Yüz bin dolrlık bir evde

oturuyorum. Mobilyalarım kitaplarım ve sanat eserlerim çok daha fazla eder. Evim büyük bir

konaktır. Daha doğrusu, içinde bir sürü hizmetkarın olduğu bir saraydır. Sarayların ne iş

yaradığını hiç bilememiştim. İçinde oturmaya yarar sanıyordum. Ama artık biliyorum. İki

sokak kadınını sarayıma aldım, artık benimle birlikte yaşayacaklar. Sarayımın bütün

odalarını onlar gibi bacılarla doldurmayı umuyorum. "

RAHİBİN ÖZ SEZİŞİ

Rahip Morehouse ayağa kalkıp herhangi bir giriş yapmadan konuşmaya başladı:

“Dün arabamla dolaşırken ara sıra dışarıya bakıyordum. Birdenbire gözlerimin önündeki perde

kalktı ve her şeyi olduğu gibi görmeye başladım. Önce ellerimle yüzümü kapadım. Sanki o

korkunç görüntülerden sakınmak istiyordum. Sonra karanlıktan doğru bir ses duyuldu: NE

yapmalı? Aynı soru biraz sonra başka bir biçimde tekrarlandı: İsa efendimiz olsaydı, bu

durumda ne yapardı? Bu soruyla birlikte ortalık birdenbire nurlandı, pırıl pırıl aydınlandı.

Ve ben, tıpkı Şam yolundaki “Saul” gibi, görevimin ne olduğunu açıkça anladım. Arabayı

durdurup hemen dışarıya fırladım ve iki düşkün kadını arabaya binmeye kandırdım. Eğer, İsa

Hazretleri haklıysa, bu kadınlar benim kız kardeşlerimdi. Bu takdirde kurtuluşları için tek

umut yolu onlara göstereceğim sevgi ve şefkatti. San Francisco’nun en seçkin semtlerinden

birinde oturuyordum. Yüz bin dolar değerinde bir evde oturuyordum. İçindeki mobilya,

kitaplık ve sanat yapıtlarının değeri evin değerinden de fazladır. Sözün kısası fevkalade

güzel bir ev, hatta bir sürü uşağıyla birlikte bir saray olduğu bile söylenebilir.

Sarayların ne işe yaradıklarını şimdiye dek düşünmemiştim. Ama artık ne işe yaradıklarını

çok iyi biliyorum. Oysa önceleri sarayların yalnızca oturmaya özgü yerler olduğunu sanırdım.

İki sokak kadınını, sarayıma aldım ve bundan sonra onları yanımdan ayırmayacağım. Bundan

böyle, sarayımın tüm odalarını onlar gibi kardeşlerimle dolduracağını umuyorum.”

THE BISHOP'S VISION

"I was in my brougham, driving through the streets. It was night-time. Now and then I looked through the carriage windows, and suddenly my eyes seemed to be opened, and I saw things as they really are. At first I covered my eyes with my hands to shut out the awful sight, and then, in the darkness, the question came to me: What is to be done? What is to be done? A little later the question came to me in another way: What would the Master do? And with the question a great light seemed to fill the place, and I saw my duty sun-clear, as Saul saw his on the way to Damascus.

"I stopped the carriage, got out, and, after a few minutes' conversation, persuaded two of the public women to get into the brougham with me. If Jesus was right, then these two unfortunates were my sisters, and the only hope of their purification was in my affection and tenderness.

"I live in one of the loveliest localities of San Francisco. The house in which I live cost a hundred thousand dollars, and its furnishings, books, and works of art cost as much more. The house is a mansion. No, it is a palace, wherein there are many servants. I never knew what palaces were good for. I had thought they were to live in. But now I know. I took the two women of the street to my palace, and they are going to stay with me. I hope to fill every room in my palace with such sisters as they."

...

BİR HAYALİN MATEMATİĞİ

O halde size hayal olmayan bir şey göstereyim. Buna Oligarşi diyeceğim. Sizse plütokrasi

diyorsunuz. İkimiz de aynı şeyi ifade ediyoruz, büyük kapitalistleri ve tröstleri. Günümüzde

iktidarın kimde olduğunu irdeleyelim. Bunun için toplumu sınıflara ayıralım.

 

Toplumda üç büyük sınıf var. İlki, Oligarşi. Zengin bankerlerden, demiryolu sahiplerinden,

büyük şirketlerin yönetici ortaklarından ve tröst patronlarından oluşuyor. ikincisi, orta

sınıf, sizin sınıfınız. Çiftçilerden, tüccarlardan, küçük iş adamlarından, zanaatkarlardan

oluşuyor. Üçüncü ve son sınıfsa benim sınıfım, proletarya. Ücretli işçilerden oluşuyor."

 

Günümüzde Amerika'da asıl gücün servete sahip olmaktan geçtiğini siz de kabul edersiniz.

Peki, bu üç sınıf serveti nasıl paylaşmış? İşte rakamlar: Oligarşi 67 milyar dolarlık

servete sahip. Çalışanlar arasında yapılan hesaplara göre ABD'de nüfusun sadece 0,9'u

Oligarşi sınıfına mensup olduğu halde toplam servetin yüzde 70'i onların elinde. Orta

sınıfın elindeki servet, 24 milyar dolar. Çalışan nüfusun yüzde 29'u bu sınıfa mensup ve

toplam servetin yüzde yüzde 26'sı onların elinde. Kalan servetse proletaryanın. Toplam 4

milyar dolarlık varlığı var...

BİR DÜŞÜN MATEMATİĞİ

“Şu halde, size düşle ilgili olmayan bir şey göstereyim. Ben göstereceğim bu şeye oligarşi

demeyi uygun buluyorum. Oysa siz buna zengin erki adını verirsiniz. İki deyimin de amacı

aynıdır. Amaç, büyük kapitalistler ya da daha düzgün bir deyimle tröstlerdir. Şimdi bakalım

güç kimin elindedir. Bu amaçla da toplumu sınıflara ayıralım. Topluda üç büyük ana sınıf

vardır. Birincisi, burjuvazi. Burjuvazinin egemenliği bankerlerden, demiryolu krallarından,

büyük kuruluşların yöneticilerinden ve tröstlerden oluşur. İkincisi, orta sınıf, yani sizin

sınıfınız. Sizin sınıfınızda çiftçiler, tüccarlar, ufak tefek fabrikatörler ve meslek

sahiplerinden oluşur. Üçüncüsü ve sonuncusu ise benim sınıfım, yani ücretli emekçilerden

oluşur. Bugün ülkemizde varlığın gerçek bir güç olduğunu inkar edemezsiniz. Peki, ya varlık

bu üç sınıf arasında nasıl bölünmüştür? Size bunu rakamlarla kanıtlayacağım. Zengin erkinin

varlığı yaklaşık altmış yedi milyar tutarındadır. Birleşik Devlet’lerde çalışanların ancak

onda biri zengin erki sınıfına dahildir; ama, genel varlığın yüzde yetmişi onların

elindedir. Orta sınıfın yirmi dört milyarı vardır. Tüm iş ve sanat ustalarının yüzde yirmi

dokuzu orta sınıfa dahildir. Genel varlıktaki payları ancak yüzde yirmibeş oranındadır.

Sonunda geriye emekçiler kalıyor. Emekçiler sınıfının elinde kırk milyar vardır.

THE MATHEMATICS OF A DREAM

"I'll show you something that isn't a dream, then," Ernest answered. "And that something I shall call the Oligarchy. You call it the Plutocracy. We both mean the same thing, the large capitalists or the trusts. Let us see where the power lies today. And in order to do so, let us apportion society into its class divisions.

"There are three big classes in society. First comes the Plutocracy, which is composed of wealthy bankers, railway magnates, corporation directors, and trust magnates. Second, is the middle class, your class, gentlemen, which is composed of farmers, merchants, small manufacturers, and professional men. And third and last comes my class, the proletariat, which is composed of the wage-workers.

You cannot but grant that the ownership of wealth constitutes essential power in the United States to-day. How is this wealth owned by these three classes? Here are the figures. The Plutocracy owns sixty-seven billions of wealth. Of the total number of persons engaged in occupations in the United States, only nine-tenths of one per cent are from the Plutocracy, yet the Plutocracy owns seventy per cent of the total wealth. The middle class owns twenty-four billions. Twenty-nine per cent of those in occupations are from the middle class, and they own twenty-five per cent of the total wealth. Remains the proletariat. It owns four billions.

Bağlan



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorumlar  

 
0 # 2014-02-04 13:38
Podcast'i en yakın zamanda bekliyoruz. Burçin bey ve Ali Erdem bey, umarım çok iyisinizdir?
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
0 # 2014-02-06 16:39
Bülent Bey, Burçin bey güzel kardeşim, küçük bir kaza geçirdi. Onun kendine gelmesini bekliyoruz, ancak kısa zaman sonra karşınızda olmayı umuyoruz. Kitapları okuduk... yorumlar hazır, makineler çalışıyor. Mücadele devam, kokular yayılıyor.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
0 # 2014-03-13 18:17
Beklemeye değdi. Burçin bey, çok geçmiş olsun, harika bir dönüş yaptınız. Çok güzel bir podcastti. Özellikle çeviri karşılaştırması kısmı .ok dikkatimi çekti. İlk Distopya'ları(?) bitirdiğinize göre artık türün ağır kitaplarına geçmeye başlayacaksınız sanırım. Merakla bekliyorum.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile