Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Ne Kitapsız Ne Kedisiz PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

Yazar adı: Bilge Karasu

Yayın evi: Metis

Okumak bir bağımlılık sorunu yada sendromu olarak tanımlanabilir. ?Kişiden kişiye değişir? demek mümkün elbette. Ancak objektif olarak değerlendirilirse bir okuma bağımlısı, bir çok açıdan herhangi bir alkol yada madde bağımlısının davranış bozukluklarına benzer özellikler taşır ve bu bağımlılıkların benzer yıkıcı sonuçlarını kendinde görür. Çünkü bilindiği üzere ?ölüm? sadece karaciğer çürütmekle gelmez. Eğer toplum, içinde barındırdığı insancıklarını etiketleyerek ahlaklı, ahlaksız, bağımlı, bağımsız diye sınıflayacak, bir insanı sırf alkol veya sigara bağımlısı diye dar çemberinin dışına iteleyecekse; kitabevlerinde saatlerce kararsız ve kaybolmuş gibi dolaşan, evinde o en sevdiği kitabın aynısı olduğu halde kendine hakim olamayarak bir tane daha satın alan, ?bir satıra bin anlam yükleyen? kitap bağımlılarının da dışlanması gerekir.


Yavrusuna götürecek ekmek için üç para beş kuruşu var iken seçimini ha rakıdan yana yapmışsın, ha kitaptan yana. Ne farkeder? İçip içip içine kapanmışsın, ağzın burnun kan kırmızı olmuş, ne söylediğini bilmez hale gelmişsin. Sanır mısın ki bunun tek sebebi  o zehir zıkkım dediğin alkoldür. Sen öyle san. Çok daha perişan etmişliği vardır Bilge Karasu okumanın mesela.  Okudukça okur, devirdikçe devirirsin kitaplarını; farketmezsin ilk başta ama ikinci kitaptan sonra bir bakmışsın ters yüz olmuşsun. En büyük korkuların, farkına vardığın uyanışların olmuş.
İşte buna en güzel örnek kendi dilinden kendi kaleminden...
"...kitap yığdım, hata etmisim; kitap edinmeyi marifet sanmisim. 'aradığım şu kitabı bulmazsam (yaşayamam der gibi) 'işimi yapamam' demenin abartı oldugunu sanıyorum. Hiçbir kitap her güçlüğü çözmeyecektir. Tamam. Ama okudum. Yaşamım boyunca durmamacasına; okumaksızın yaşayamayacağımı duya duya. birçok şeyin ölüp gittiği -ölüp gittiği düşünülen- bu yaşımda bile, en çılgın çeşitliği içinde okumalarımı sürdürmemek, usumdan geçirebileceğim en büyük olmazlık.?

Her bağımlı hatasının farkındadır, her bağımlı saplandığı yüzeyde adım atmaya çalıştıkça daha da beter dibe çökeceğini bilir. Belki en doğrusu oluruna bırakmak, akışına koyvermektir kendini. Ama olmaz işte. İnsanoğlu içinde taşıdığı o bitmek tükenmek bilmez savaşçı ruh ile mücadele eder. Önce kabullenir çıplak gerçeğini. Alkolü seven terapiye, tütünü seven kliniğe koşar. Biraz azim, biraz destekle çıkarır atar hayatından bağımlılığını. Zamanla yeni başlangıçlar, yeni sayfalar açar kendine. Bir de bakmış, geçmişte kalmış tüm o karanlık günler. Kolay mı peki? değil elbet. Sor bakalım bir bağımlıya ?Temizim? dediği gün gelinceye kadar ne kirlenmeler yaşamış ruhunda. Ne kadar çok ayıplamış kendi kendini. Belki işte bu noktada ayrılmalıdır kimyasal ürünler bağımlısı ile kitap bağımlısı.  Çünkü koşacak bir terapisti yoktur kitap bağımlısının; sığınacak bir klinik açmak henüz aklına gelmemiştir hiçbir hayır severin , eşi dostu yardım eli uzatsın diye bekler tarifsiz hüzünleri bakışlarına yüklemiş bir çocuk gibi. Bakan olmaz yüzüne. ?O kadar yoğun çalışıyorum ki, kitap okuyacak zaman bulamıyorum? diyene, televizyonda aynı diziyi yirmi kere seyredene, maç oynaya, izlemeye, konuşmaya gidip gelene, iki durak arasında bile uykuya kendini teslim edene  imrenerek bakar. Çaresizliği kimsenin umrunda değildir. İçine girdiği, atıldığı , düştüğü o hayal aleminde, yuvarlanarak ezdirir bedenini satırlara. Kaç bağımlılık çeşidi gösterebilirsiniz bana esir aldığını tek bir sayfaya baktırıp bin sayfalık düşüncelere daldıran, kitleleri ayaklandırıp sokaklara çıkartan. Kaç bağımlılık çeşidi gösterebilirsiniz yazarına şu satırları yazdıran...
?Bizim bulmadığımız, yaratmadığımız, ama kullandığımız için (kullanırken, kullanmakla) iletmek
istediğimizi en kestirme, en dolu biçimde iletebileceğine inandığımızı belli ettiğimiz, kısacası, öznelleştirdiğimiz bir şey: bir imge...?

İşte bu yüzden zihin yollarını ince bir ışık altında aydınlatarak peşi sıra sürüklediği sadık okur, takip etse sadece, katıksız bir teslimiyet ile bıraksa kendini kelimelerine, önünde kapı üstüne kapı açılsa ve her açılan kapı önünde bir kedi görse, kimi kıvrılıp uyumuş, kimi mağrur dururmuş; ?Ne çok kedisi, ne çok kelimesi var? dese içinden; tüm aklından geçenleri tek bir imgeye yüklese. Elde var Bir Bilge Karasu, Tek Bilge Karasu, Hep Bilge Karasu...

Ve sadık okur, önce adına vurulur... Yürekten doldurur kendi için özenle bırakılmış boşlukları...? Yalan mı ? ? der ... ?Yaşanır mı bu hayat??... ?Ne Kitapsız Ne Kedisiz?.

Yazardan

"Ona bakıyorum. Susuyor. Önüne bakıyor. Çocukluğundan beri bu oyunu oynar: Gözetlenme oyununu."

"Önceleri belki bir suçluluk duygusuydu bu: Kendisine dikilen göz Tanrının, anasının, büyüklerden birinin, sevmediği birinin gözü olur, kınardı o anda yaptığını. Adı konmadan yaşanırdı bu suçluluk. Şimdi ise gerçekten bir oyun: kimi dakikayı, 'bakan, gören varmış gibi yaşamak'... Karasu kendi kendine bir şeyler anlatır, gözetlenme oyunu da o sıra oynanır. Bakan göz o anlatılanı dinlemektedir. Nasıl gözse!.."

"İşte bundan ötürü bakıyorum ona. Baktığımı biliyor, susuyor, önüne bakıyor. Ne düşündüğünü bildiğimi biliyor."

Yazar Hakkında


(1930-1995) Şişli Terakki Lisesi'nde ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde okudu. Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü'nde, Ankara Radyosu Dış Yayınlar Bölümü'nde çalıştı. 1963-64'te Rockefeller Bursu'yla Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde bulundu. 1974'te Hacettepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. İlk yazısı 1950'de, ilk öyküsü de 1952'de Seçilmiş Hikâyeler Dergisi'nde yayımlanan Bilge Karasu, 1963 yılında D. H. Lawrence'ın The Man Who Died (Ölen Adam) kitabının çevirisiyle Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü'nü, 1971'de Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı kitabıyla Sait Faik Hikâye Armağanı'nı, 1991'de Gece kitabı ile Pegasus Ödülü'nü ve 1994'te Ne Kitapsız Ne Kedisiz'le Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü'nü aldı.

Yazarın Metis Kitatan çıkan diğer eserleri:

Troya'da Ölüm Vardı, 1963
Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, 1970
Göçmüş Kediler Bahçesi, 1979
Kısmet Büfesi, 1982
Gece, 1985
Kılavuz, 1990
Narla İncire Gazel, 1993
Ne Kitapsız Ne Kedisiz, 1994
Altı Ay Bir Güz, 1996
Lağımlaranası ya da Beyoğlu, 1999
Öteki Metinler, 1999
Susanlar, 2009

Bağlantılar

 



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile