Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

İsa'ya Göre İncil PDF Yazdır e-Posta

Kitap

Yorumu okurken Tutku filminin müziklerini dinlemek için tıklayınız.

Yazar adı: Jose Saramago
Yayınevi: Turkuvaz

"Savaşı kaybedeceksin, ama her dövüşten galip çıkacaksın."

Kitaptan bir alıntı ile başlamak istedim Jose Saramago'nun son okuduğum kitabı ile ilgili yorumlarıma: "İsa'ya göre İncil." Dört resmi versiyonu olan bir din kitabının (incil - Matta, Markos, Luka, Yuhanna) bu defa gayrı - resmi ve kabul görmemiş bir yorumunu ortaya koymuş yazar. Aslını sorarsanız, hikayenin sıradışılığını bir kenara bırakırsak - ki bırakmak gerekir zira fikir hiç de yazara özgü değildir!!! - Saramago'nun nükteli ve sivri dili ile ortaya zevkle okunan, ama mükemmel denemeyecek bir roman çıkmış.

Hikayeyi kısaca özetleyecek olursak işimiz kolay: İsa peygamberin hayatı. Biraz daha detaylı bir anlatım yoluna gitmek istersek, İsa'nın doğmadan önce ve doğumundan ölümüne dek bir komplo teorisine nasıl karıştığını anlatan bu eserde, görünmez bir elin maşası olan unsurların nasıl olup da kendi hayatlarına şekil veren yaratıcı gücü keşfettiklerini yavaş yavaş gözlemliyoruz. Bu süreçte "sorgu - sual etmeden kabul etmemiz gereken" bir takım gerçeklerin eleştirel bir bakış açısıyla sorgulandığında aslında nasıl da büyük soru işaretlerini doğurduğunu rahmetli Saramago'nun (umarız inançları doğrultusunda kendine uygun gördüğü şekilde muamele görüyordur.) dilinden dinliyoruz.

İsa'nın doğumuna, hatta çoban kılığına giren şeytanla karşılaştığı bölüme kadar, heyecan verici saptamalarla karşılaşmadığımızı söyleyebilirim. Sadece yukarıda belirttiğimiz gibi yazarın sivri dili ve akıllı soruları zaman zaman kafa karışıklıklarına yol açabiliyor. Örneğin sayfa 171'deki şu saptama, kendi kendini yutmaya çalışan bir yılan misali bir boğulma hissi yaratmaktadır:

"Bir de şunu düşünün, bu kutsal kitabın kahramanları birbirlerini ne kadar az tanıyor, İsa anası ve babasıyla ilgili herşeyi bilmiyor, Meryem oğlu ve kocasıyla ilgili herşeyi bilmiyor ve Yusuf, ölü ve hiçbirşey hakkında hiçbirşey bilmiyor. Oysa biz, yapılan, söylenen ve düşünen herşeyi biliyor, herkesi tanıyoruz, yine bizim de bilmiyormuş gibi davranmamız gerekiyor."

 

Aslında bu sıradan bir roman olsaydı ve bilinen bir hikayeyi yeniden anlatıyor olsaydı, belki de bu cümleye o kadar da takılmamız gerkemeyebilirdi. Oysa bahis konusu olan Hıristiyanlık ve onun kutsal kitabı olan İncil olunca, baş karakterler olan "Meryem, Yusuf ve İsa"nın birbirleri hakkında belli başlı konulardan haberdar olmamalarına rağmen herşeyi tüm detayıyla anlatan bir anlatıcının bunu bize ulaştırması mucizevi bir sonuç olarak mı yorumlanmalıdır, yoksa mantık örgüsünde bir hata olduğu çıkarımına mı varılmalıdır? Yazar belki de bu iki sonuçtan birine bizi sürüklemeye çalışmaktadır.

Kitabı okumaya devam ettiğimizde, Şeytan'ın sahneye çıkmasıyla, daha doğrusu konuşmaya ve birtakım bildirimlerde bulunmasıyla, hikayenin daha da canlandığını ve sürükleyicilik kazandığını, herşeyin aslında göründüğü gibi olmayabileceğini hissetmeye başladığımızı belirtmeden edemeyeceğim. Bakın nasıl anlatıyor yazar:

"Şeytan Tanrıya yakınlığı sayesinde Adem ve Havva'nın yaradılışına şahit olmuştu. Nasıl yapıldığını öğrenmiş, yeraltı dünyasında kendisi için ayrı bir çift erkek ve kadın yaratmıştı, ama bu dünyanın diperinden bir fakrı vardı, Tanrının aksine şeytan, erkek ve kadına hiçbir şeyi yasak etmemiş, bu sebeple de şeytanın dünyasında ilk günah diye birşey asla olmamıştı. Hatta yolculardan biri şöyle demişti bunun üzerine, O dünyada ilk günah olmadığına göre, başka günah da olmamalı."


Ne dersiniz? Mantıklı değil mi? İlki yoksa, sonrakiler de olmayacaktır... Bu durumda birşeyleri yasaklayan mı yoksa yasaklamayan mı kötülük yapmıştır? Kötülüğü yapan birincisi ise neden ikincisi hep kötü olmakla suçlanmıştır? Gerçi şeytan ve Tanrı arasındaki münasebet ilerleyen sayfalarda daha net bir şekilde karşımıza çıkıyor. Özellikle de kitabın sonlarına doğru, sisler arasındaki üçlü zirve toplantısında (Tanr- Oğlu - Şeytan), Tanrının ve Şeytan'ın büyük resimdeki yerleri bir hayli net bir şekilde çiziliyor yazar tarafından.

Kitabı okurken, aslında dikkatimi çeken unsurlardan bir tanesi de İsa'nın peygamberlik yolunda tam bir teslimiyet içine hiç girmemiş olması, daha doğrusu Tanrı'nın oğlu olduğunu bilmeyişinden dolayı olup bitenin sonuçlarını bir türlü kavrayamamış olması ve en nihayetinde de kendini kandırılmış hissederek, gözlerinin önüne serilen tablo karşısında kızgınlığını dizginleyememiş olması ve kendini adeta Tanrının amaçları uğruna kurban edilmiş bir kuzu olarak görmüş olmasıdır. Daha doğrusu yazar durumu bu şekilde ifade ederek, gerçekte dinin insanlara aktardığı tablonun asıl yüzünün bu olduğunu ifade edişi gerçekten vurucu olmuştur. Gerilimin tırmanışı sonlara doğru iyice artıyor ve kitabın çözülme bölümünde hatta bitiş bölümünde İsa yakarışlarıyla son noktayı koymaktadır: "Ey insanoğlu, affet O'nu, çünkü ne yaptığını bilmiyor." Aslında, yalnızca bu cümle bile Saramago'nun afaroz edilmesine yeter de artar niteliktedir, zira Tanrının yolunu göstermek üzere seçilmiş olanın, kendisini seçen mutlak iradeye karşı güvensizliği ve O'nun hata yaptığına inancı tamdır!!! Peki İsa bu noktaya nasıl gelmiştir? Bu sorunun cevabını burada vererek, kitabı okumayı düşünenlerin hevesini kaçırmak istemiyorum.

Kitabı okuduğum sıralarda televizyonda tesadüf ettiğim bir filmden de bahsetmek isterim: "On Emir". Bu filmde de Hz. Musa'nın hayatı anlatılmakta. İşin garip tarafı Saramago'nun betimlediği İsa figürü ile filmdeki Musa figürü oldukça benzerlik göstermektedir. Musa, kendisine gönderilen emirleri anlamakta ve uygulamakta iken seçilmişliğinin yükü altında ezilmektedir. Kendisine doğrudan iletilen emirleri uygularken, sıradan bir insan olarak, emirleri günlük hayata uygulamakta güçlük çekmekte ve büyük acılarla kıvranmaktadır.

Dini tartışmalar girmek burada bize düşmez, kitabı ve onun yorumunu yapmakla yetinelim. Saramago'nun bu kitabının şöyle bir özelliği daha var - İncili yeniden yazmak gibi büyük bir girişimin kitabın temel özelliği olduğunu göz önünde bulundurarak -: Orijinal kitabın yazılışının ardından yüzyıllar geçtikten sonra, geçmişten geleceğe uzanan bir dinin geçen yüzyıllar içerisindeki etkisini görerek, bu bilinçle, bir insanoğlu yaratıcısını daha sert bir dille eleştirme hakkını kendinde bularak birtakım çıkarımlarda bulunuyor. Üstelik bunu din adına yapılan savaşların yıkımına dayandırarak yapıyor. Kitabın sonlarına doğru, İsa Tanrı'nın kendisine verdiği görevi kabul ederken bir ricada bulunuyor, ricası bu yeni doğan dinin sonuçlarının ne olacağını Tanrı'nın tüm açıklığı ile kendisine anlatması, sonuç: sonuç kitabın dört sayfasını alan ölümler, işkenceler, savaşlar ve ne yazık ki "bu ve benzerleri" ile biten bir anlatım. Yazarın söylemeye çalıştığı, eleştirisinin temel yapıtaşı, Tanrı'nın kendi bencilliği içinde insanoğlunu sonu gelmez bir kaosa sürüklediği.

Tabii, yazarın Tanrı'yı sorgulaması İsa'nın ağzından sürüp gidiyor. Sayfa 307'de yine kendi kendini yutmaya çalışan yılan kısır döngüsü, bir irade kaçamağı ile sonlandırılıyor:
İsa: Şeytan şimdi nerede?
Tanrı: Hiçbir fikrim yok. ... Benim Şeytanın işlerini takip ettiğimi nereden çıkarttın.
İsa: Tanrıysan, herşeyi bilmelisin.
Tanrı: Bir yere kadar; bir yere kadar.
İsa: Nereye kadar peki?
Tanrı: Canım bilmezlikten gelmek isteyene kadar.

Eserin tamamı ilginç olmakla beraber özellikle iki nokta kafa karışıklığı yarattı. Bunlardan bir tanesi - kitabın kuşkusuz en iyi bölümü olan ve sayfa 305'ten başlayan Tanrı - İsa ve Şeytan arasındaki konuşmanın olduğu bölümde - sayfa 312'de ilk defa kullanılan ve sonrasında uzayıp giden bir tartışmaya konu olan "TANRILAR" ifadesi. Üstelik yazar tanrılar ifadesini Tanrı'nın ağzından sarf ettiriyor! Bu kullanımın açıklaması, tanrının birliğini yadsıması olarak değil de farklı insanların inançlarının varlığını kabul etmesi olarak alabiliriz belki de...

Diğer kafa karıştırıcı nokta da yine bu "tanrılar" tartışmasının devamı niteliğinde aslında. Sayfa 329'da, hepimizin nefesini kesen bir olay oluyor:
"...İsanın cevap verecek hali yoktu. Tanrı'ya gelince o da sesizdi ve sessiz kalacaktı, ama sisin içinden gelen bir ses dedi ki, belki de bu Tanrı ile gelecek olan Tanrı aynı tanrıdır. İsa, Tanrı ve Şeytan, üçü birden duymazdan geldiler, ama korkuyla birbirlerine bakmadan da edemediler, korkunun birliği böyledir, düşmanları dost kılıverir."
Kanaatimce bu paragraf kocaman soru işaretleri ile dolu. Bir kere tanrı - şeytan ve İsa konuşurken, özellikle de "tanrılardan" ve Hıristiyanlıktan sonra gelecek olan İslamiyet'ten konuşurken, dördüncü ses kime aittir ve ne ima etmiştir? Üstelik, yazar "KORKU" ile neyi ima etmektedir? Neden korkulmaktadır? Ve İsa ile Şeytan'ı bir kenara bırakırsak, Tanrı nasıl olup da korkmaktadır?

Jose Saramago kuşkusuz ki çok büyük bir işe kalkışmış ve peşinen bu kitabı yazmakla alacağı tepkileri göze almıştır. Bunu göze almış bir yazar olarak da aslında, ortaya elle tutulur hiçbirşey koymamış olsa idi dahi takdiri hak ederdi. Buna karşılık eserin bütününe bakıldığında, birçok insanın yapamadığı bir şekilde soruları, şüpheleri ortaya koymuş, üstelik bunu yaparken de küfür etmemiş, kırıcı olmamış, keskin zeka ile, kıvrak yaklaşımlarla yapacağını yapmıştır. Ustanın kalemi kılıçtan keskin olduğunu ispatlamıştır.

Eser hakkındaki yorumlarımı daha fazla uzatmadan şekilsel olarak da birkaç hususa değinmeden geçemeyeceğim. Eserin içerisinde yer alan birçok diyalog için konuşma işareti kullanılmamış, diyaloglar alt alta yazılmamıştır. Bunun sonucunda zaman zaman kimin ne söylediği anlaşılamamakta, birbirine karışmaktadır. Okuyucu gereksiz yere yorulmakta, görüntü yoğunluğu yaşanmaktadır. Bununla birlikte, bunun yayınevinin mi yoksa yazarın mı seçimi olduğunu bilememekteyim. Jose Saramago'nun İş Bankası yayınlarından çıkan "Kayıp Adanın Öyküsü" adlı öykü kitabında da aynı tekniğin kullanıldığını düşündüğümde bunun yazarın tercihi olabileceği sonucuna varmaktayım, ama her ne olursa olsun, sonuç okuyucu açısından keyif verici değil, yorucudur kanaatindeyim.

"Quod scripsi, scripsi."
"Ne yazdıysam, yazım." Pontius Platus

Ne Okusam

Jose Saramago'nun "İsa'ya göre İncil" adlı eserini ve bu eserin aldığı tepkileri ile duyduğum andan, kitabı bitirdiğim ana kadar aklımdan çıkmayan ve okunması gerektiğini düşündüğüm eser, Kazancakis'in Günaha Son Çağrı adlı eseridir. Kazancakis bu eseri nedeniyle Hıristiyanlıktan afaroz edilmiştir. Bakın Nikos Kazancakis ne diyor:
"Sevgiyle bu kitabı okuyacak her özgür insan, eskisinden daha çok, eskisinden çok daha iyi bir şekilde İsa'yı sevecektir."
Kitap adı: Günaha Son Çağrı
Yazar adı: Nikos Kazancakis

Eserin içerisinde yer alan Tanrı - İsa sohbetleri yine yıllar önce okuduğum bir başka kitap serisini hatırlattı bana. Bu seride, soruları soran seçilmiş değil, sıradan bir insandı ve a'dan z''ye tüm sorular, Saramago'nun eserindeki aksi Tanrı tiplemesinin aksine sevecen bir Tanrı tarafından her yönüyle cevaplanmaktadır.
Kitap adı: Tanrı ile Sohbet
Yazar adı: Neale Donald Walsch

Bu defa tavsiye edeceğim kitap, Hıristiyanlık ile doğrudan alakası olmayan Budizm ile ilgili olacak. Burada da bir yolculuk anlatılmakta. Bu yolculukta da İsa'nın yolculuğuna benzeyen birçok macera anlatılmakta. Mecdelli Meryem ile İsanın ilişkileri, çoban - isa ilişkisi bu eserde farklı şekillerde karşımıza çıkmakta.
Kitap adı: Siddhartha
Yazar adı: Hermann Hesse

Son olarak, Adem ile Havva'nın hikayesine Türk bir yazarın gözünden bakabiliriz. Her ne kadar roman benim favorilerimden olmasa da konu itibariyle ilgi çekici olduğunu düşünmekteyim:
Kitap adı: La Sonsuzluk Hecesi
Yazar adı: Nazan Bekiroğlu

Sitemizde yer alan bir diğer Saramago kitabı olan Körlük için Tıklayın

Ne İzlesem

Söz konusu olan İsa'nın çarmıha giden yolunu anlatmak olunca son yılların en çok ses getiren/ tepki çeken filmlerinden olan, yönetmenliğini Mel Gibson'un yaptığı, Tutku adlı filmden bahsetmeden geçmek büyük hata olur. Tıklayınız.

Yukarıda bahsettiğim, 2006 yılı yapımı olan "On Emir" adlı filmde Hz. Musa anlatılmaktadır. Saramago'nun kitabı ile paralellikler içermesi açısından izlemeye değer bir film olarak beğeninize sunuyoruz. Tıklayınız.

Dini filmlerden bahsetmişken "Çağrı" filmi de İslamiyetin doğuşunu anlatan dev yapıtlardan biri olarak karşımıza çıkmakta. Tıklayınız.

Ne Dinlesem

Passion of Christ adlı filmin müzikleri için tıklayınız.

Yayınlandığı dönemde büyük ses getiren ve konuya farklı bir açıdan yaklaşan Madonna'dan "Like a prayer" keyifli bir dinlence sunabilir. Tıklayınız.

Chris de Burgh'ten "Spanish Train" İsa ve Şeytan arasındaki insan ruhlarını kazanmak üzerine oynan poker oyununu betimlemesi açısından ilk anda aklımıza gelen şarkılardan... Tıklayınız.

There's a Spanish train that runs between
Guadalquivir and old Saville,
And at dead of night the whistle blows,
and people hear she's running still...

And then they hush their children back to sleep,
Lock the doors, upstairs they creep,
For it is said that the souls of the dead
Fill that train ten thousand deep!!

Well a railwayman lay dying with his people by his side,
His family were crying, knelt in prayer before he died,
But above his bed just a-waiting for the dead,
Was the Devil with a twinkle in his eye,
"Well God's not around and look what I've found,
this one's mine!!"

Just then the Lord himself appeared in a blinding flash of light,
And shouted at the Devil, "Get thee hence to endless night!!"
But the Devil just grinned and said "I may have sinned,
But there's no need to push me around,
I got him first so you can do your worst,
He's going underground!!"

"But I think I'll give you one more chance"
said the Devil with a smile,
"So throw away that stupid lance,
It's really not your style",
"Joker is the name, Poker is the game,
we'll play right here on this bed,
And then we'll bet for the biggest stakes yet,
the souls of the dead!!"

And I said "Look out, Lord, He's going to win,
The sun is down and the night is riding in,
That train is dead on time, many souls are on the line,
Oh Lord, He's going to win!.."

Well the railwayman he cut the cards
And he dealt them each a hand of five,
And for the Lord he was praying hard
Or that train he'd have to drive...
Well the Devil he had three aces and a king,
And the Lord, he was running for a straight,
He had the queen and the knave and nine and ten of spades,
All he needed was the eight...

And then the Lord he called for one more card,
But he drew the diamond eight,
And the Devil said to the son of God,
"I believe you've got it straight,
So deal me one for the time has come
To see who'll be the king of this place,
But as he spoke, from beneath his cloak,
He slipped another ace...

Ten thousand souls was the opening bid,
And it soon went up to fifty-nine,
But the Lord didn't see what the Devil did,
And he said "that suits me fine",
"I'll raise you high to a hundred and five,
And forever put an end to your sins",
But the Devil let out a mighty shout, "My hand wins!!"

And I said "Lord, oh Lord, you let him win,
The sun is down and the night is riding in,
That train is dead on time, many souls are on the line,
Oh Lord, don't let him win..."

Well that Spanish train still runs between,
Guadalquivir and old Saville,
And at dead of night the whistle blows,
And people fear she's running still...
And far away in some recess
The Lord and the Devil are now playing chess,
The Devil still cheats and wins more souls,
And as for the Lord, well, he's just doing his best...

And I said "Lord, oh Lord, you've got to win,
The sun is down and the night is riding in,
That train is still on time, oh my soul is on the line,
Oh Lord, you've got to win..."

Resim

Yıllar önce İngiltere'de bir kilisede İsa'nın Çarmıha gerilişini anlatan bir sergi gezmiştim. Eserler gerçekten muhteşemdi. Duygu oldukça yoğundu. İnternette gezinirken bir nokta da özellikle dikkatimi çekti, google'da yaptığım aramalarda karşıma çıkan eserlerin çoğu ticari amaçlarla sergileniyordu. Aşağıda iki bağlantı veriyorum. Bunlardan çarmıha gerilişi anlatan birtakım resimlere ulaşabilirsiniz. Yine de bunlar, Saramagonun kitabının girişinde betimlenen tablonun aynısı olmaktan uzaklar...

1. İtalyan resminde İsa'nın çilesi Tıklayınız.
2. İsa'nın çilesinin sanattaki yeri Tıklayınız.

Yazar

Geçtiğimiz Haziran (2010) ayında hayatını yitiren Portekizli yazar Jose Saramago 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmıştır. Saramago'nun ülkemizde birçok eseri yayımlanmıştır. Bunlar içerisinde:

- Körlük

- Kayıp Adanın Peşinde

- Kopyalanmış Adam

gibi eserler yer almaktadır. Saramago "İsa'ya göre incil" adlı kitabı nedeniyle Katolik Kilisesi tarafından ağır eleştirilere maruz kalmıştır. Yazar hakkında ayrıntılı bilgi için tıklayınız.

Jose Saramago vakfı için tıklayınız. (Portekizce)

Bağlan



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile