Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Goriot Baba PDF Yazdır e-Posta

Kitap

GORIOT BABAHonore de BALZAC

Tahsin Yücel’in önsözünden “İnsanlık güldürüsünün eşsiz evrenine girmek için en elverişli kapının Goriot Baba olduğu söylenebilir.

Daha henüz “Maison Vaugen” sakinlerinin tanıtıldığı bölüm üzerindeydim. Dikkatimi çeken ilk şu oldu. Balzac sadece kelimeler ile metin yazan, edebi eserler yaratan bir dahi değil; aynı zamanda satırları ile resim yapabilen bir sanatçıdır. Çini mürekkebine daldırdığı ince tarama uçları ile beyaz kağıtlara herşeyi en ince detayı ile resmeder; boş sayfada ilk önce anlamsız gibi gelen karalamalar daha sonra oluşturdukları bütünle görsel br şaheser ortaya çıkarır; detaylar, kalemin vuruşlar ile ortaya çıkardığı eserden gözünü alamaz okur. Hem okur, hem görür. Yazılanlar o kadar gerçektir ki, okur yaratılan trajedide kendine yer arar; bulur ve hatta yerleşir eserin içine. Artık herkes romanın bir kahramanı olmuştur .
Bir şehrin  kendi içinde yaşayanları acımasızca öğüttüğü, yabancılaştırdığı, sefilleştirdiği bir ortamda anlatılır Goriot Baba ve diğer İnsanlık Komedyası hikayeleri...Kitaba ismini veren kahramanlarda ziyade bu kahramanın yakın çevresi üzerinden hikayeyi anlatır Balzac.  Çünkü durum ve hal açıktır. Goriot Baba’nın hikayesini bir paragrafta anlatıp bitiriverir. “Bu babanın başına gelenler, en çok sevdiği erkekle olan ilişkisinde en güzel kadının da başına gelebilir; aşkıyla kafasını şişirecek olursa, adam çekip gider; ondan kurtulmak için alçaklıklar bile yapar. Bütün duygular böyledir.Yüreğimiz bir gömüdür; birden boşalttık mı battık demektir. Bir insanın beş parasız olmasını bağışlayamadığımız gibi bir duygunun olduğu gibi ortaya dökülmesini de bağışlayamayız.  Bu adam herşeyini vermişti. Tam yirmi yıl boyunca yüreğini, aşkını vermişti; bir gün içinde servetini vermişti. İyice sıktılar limonu, posasını da sokağın köşesine bıraktılar...

Öykünün merkezine yerleşmiş mekan “Vaguer Pansiyonu”dur. Bir tür sığınaktır pansiyon; her sakinin birgün kaçıp gitmek istediği bir barınak belki. İnsani duyarlıklar şehri terk ettiği için aslolan tek şey bencilliktir. Vahşi kent doğasında duyguları olanlar, olmayanlar tarafından lime lime edilir.  “Ben kızlarımı Tanrı’nın dünyayı sevdiğinden daha çok seviyorum; çünkü dünya Tanrı’dan daha güzel değil; fakat kızlarım benden daha güzel. Onlar ısınıyorsa ben üşümem; onlar gülüyorsa, ben sıkılmam” diyen Goriot Baba bu düşünceleri ile kendini avcısına teslim etmiştir.

Yozlaşmış kent yaşamının ve yarattığı sosyal ortamın baskısına direnen  insanlar anlatılır romanda. Her karakterin hedefi bir üst sınıfa mensup olmaktır; ama kimse mevcut sosyal çevresini değiştirmek için bir çabaya girmez. En üst nokatya tırmanmak için birbirini ezerek geçenlerin, bir başkası tarafında ezilmeleri resmedilir. Bu hikaye ve benzerler İnsanlık komedyası boyunca farklı yer ve mekanlarda, farklı karakter ve konularla devam eder.

Ne Okusam

Balzac’ın ömrünü adadığı 150'ye yakın eserle , 2504 kişiyi sığdırdığı İnsanlık Komedyasının Töre İncelemeleri bölümünde  Özel Yaşamdan , Taşra Yaşamından, Paris Yaşamından, Siyaset Yaşamından, Askerlik Yaşamından ve Köy Yaşamından Sahneler başlıkları bulunur. Her kesit ve her katmandan insanın tasvir edildiği İnsanlık komedyasını tüm boyutları ile kavrayabilmek için Balzac okumak kadar Balzac hakkında yapılan araştırma ve çalışmaları da değerlendirmek gerekir. Ki ne yazık ki eserlerinin bütünülük ilişkisine bakıldığında türkçe kaynakalrın ne kadar yetersiz olduğu kolaylıkla görülecektir.

Bu nedenle iki kitap tavsiye ediyoruz bunlardan biri Mehmet Rifat'ın hazırladığı, ilk basımı 1994 yılında yapılan “Romancının Evreninden Sahneler”.
“Rifat çalışmasında, Fransa'da Balzac üzerine yayımlanmış en önemli kitapları, inceleme yazılarını, anıları, antolojileri, -Balzac üzerine 'parlak sözler' üretmiş olanları değil de, Balzac'ı okumayı, çözümlemeyi, yorumlamayı amaç edinmiş olanları- görsel belgeleri bir araya getirmiş. Kısa bir süre önce, gözden geçirilmiş ve genişletilmiş biçimiyle yeniden basılan kitapta, 'Balzac Evreni', 'Balzac Üzerine', 'Balzac'tan Seçmeler' olmak üzere üç ana başlık yer alıyor. “

Bir diğer çalışma ise bir ustanın bir başka ustaya olan hayranlığının ürünü Stefan Zweig’in kaleme aldığı Balzac – Bir Yaşamöyküsü isimli eserdir.

Hikmet Temel Akarsu’nun kaleme aldığı konuyla ilgili tanıtım yazısı o kadar başarılı ki üzerine tek bir cümle eklemek haksızlık olur.

Şebnem Sunar ve Yeşim Tükel Kılıç tarafından Almanca aslından Türkçe’ye çevirilerek, Can Yayınları’nca basılan Stefan Zweig’in Balzac biyografisi pekçok yönden incelemeye değer, çok önemli bir eser. Konuya nereden başlanacağına karar vermek ise tam bir mesele. Çünkü nereden girseniz yüksek edebiyatın, başdöndüren, yüceler yücesi bir noktasında buluyorsunuz kendinizi.

Unutulmuş, ihmal edilmiş ya da daha doğru bir tabirle ifade edersek ülkemizde başarılı örneklerine nadiren rastlayabildiğimiz çok önemli bir edebiyat türü olan biyografinin dünyadaki en büyük ustası tartışmasız Stefan Zweig’dir. Zweig’in, edebiyatın tüm diğer alanlarında verdiği çok önemli eserleri bir yana, son yıllarda art arda Türkçelerini okuduğumuz Rotterdamlı Erasmus, Macellan, Amerigo gibi biyografileri bile sözcüğün tam manasıyla birer başyapıttı. Her biri muhteşemdi. Bu değerli edebiyatçıdan, bir başka büyük edebiyatçı olan ve 19. Yüzyıl Fransız ve hatta dünya edebiyatının zirvesini teşkil eden Balzac’ın biyografisini okumak ise gerçek bir zevk. Gerçek bir edebiyat şöleni. Bu şöleni kaçırmamanızı tavsiye ederim.


Fakat bu büyük edebiyat şölenini kaçırmazken; bir saygı duruşu olarak; insanın burnunun ucunu sızlatan, kesif bir hüzün buklesini, kederle, acıyla değerli yazarın aziz hatırasına sunmaktan geri duramıyor insan. Çünkü II. Dünya Savaşı kaçgunları sırasında pekçok yer değiştirmenin ardından kendini güvenli gördüğü Brezilya’ya atan Zweig burada Avrupa’nın içine düştüğü duruma tahammül edemeyerek karısı ile birlikte yaşamına son verdiğinde (1942) elinde henüz tamamlanmamış Balzac biyografisi vardı. Sayısız güvensiz sınırdan kaçırılmış müsveddeler, hazin bir ölüm, yok olup giden yaşamlar ve tüm bunlar arasında edebiyatın yüce ideallerine sadakat. Sanırım bu hikayeyi duyup da hüzünlenmek bir yana; kahrolmamak mümkün değil. İşte böyle koşullar altında çıkmış ortaya Balzac biyografisi. Zweig’in, uzun soluklu ve görkemli bir yapıt, bir büyük biyografi, bir şaheser bırakma arzusunun bir tezahürü olarak kaleme alınmış. Peki bu başarılabilmiş mi? Evet! Bihakkın! Dört dörtlük bir şaheser olarak!… Gel gör ki son noktayı koymak, bir tragedyanın ardından, yakın dostlara nasip olmuş.


Zweig’in Balzac biyografisinin değerini bilebilmek için, Balzac’ın edebiyatta ne kadar önemli bir yer işgal ettiğini bilmek, onun eşsiz edebiyatının tadına varmış olmak gerekir. Bilindiği gibi, Honore de Balzac yaşamı boyunca kaleme aldığı eserlerini “İnsanlık Komedyası” üstbaşlığı altında topladı. Denebilir ki bu “İnsanlık Komedyası” tabiri büyük yazarın yaşamını özetlemek için de kullanılabilecek en elverişli iki sözcüktür. Şahsen, çocuk yaştan beri Balzac’ın eserlerini büyük bir etkilenmişlik ve büyü altında okurum. Hiçbir yazardan, onun eserlerinden aldığım zevki alamamışımdır. Sözün açığı; Balzac benim yazarımdır. Sönmüş Hayaller, Taşralı Bir Büyük Adam Paris’te, Bir Yaratıcının Çektikleri, Vadideki Zambak, Goriot Baba, Eugenie Grandet gözyaşlarına gömülerek yuttuğum, başımı kaldırmadan, ara vermeden, boğulurcasına duygulanarak okuduğum kitaplardır. Hiçbir yazarda, ondaki zarafeti, kıvrak anlatımı, coşkuyu, ruhsal uçmuşluğu, betimleme varsıllığını ve hayal gücünü bulamamışımdır. İşte bu muhteşem yazarın biyografisinin türdeş bir yazınsal beceri ile kaleme alındığını görmek ne kadar etkileyici!…


Orta burjuva ahlakına sımsıkıya bağlı bir ailenin dar görüşlü dünyasında yetişen Balzac’ın annesinin öldürücü baskılarının ardından, tahsilini tamamladığında avukat ya da noter katibi olacağına kesin gözle bakılırken her şeyi elinin tersi ile itip yazarlığı seçmesi o gün için bile inanılması zor bir cüretti. Fakat bütün hayalci genç adamlara olduğu gibi Balzac’a da bazı sürprizleri olacaktı hayatın. Ailenin kısa süreli desteğinin ardından Paris’te bir başına kaldığında acemilik yapıtlarının çöktüğünü, derin bir ilgisizlikle karşılandığını görmek ilk felaketti. Fakat yılmak bilmeyen Honore’ye hayatın başka çağrıları vardı: hayalet yazarlık, takma isimlerle ticari kitaplar yazmacalar, para kaygısıyla girişilen binbir ucuz iş ve matbaacılığa kadar giden serüvenler. Sonunda uğranılan iflas ve ondan sonra ömrü boyunca yakasından düşmeyecek borçlar, alacaklıların sinsi takipleri ve yanısıra zengin olma düşleri.

Tüm kitabı burada size anlatacak değilim. Fakat Zweig’in ne tür bir araştırma süreci yürüttüğünü doğrusu merak ettim. Görünmez melek olup da Balzac’ın bir omuzunda yaşayıp onun tüm hayatını gözlese bu denli ayrıntılı bir biyografi edinemezdi. Denebilir ki Zweig’in kitabı adeta bir amel defteri kadar güçlü olmuş. Adeta Balzac’ın ruhunun fotokopisini almış, yaşamına gizli kamera koymuş gibi yazıyor her şeyi. Burada yürütülen biyografist vasfına hayranlık duymamak olanaklı değil.

O zarif, o derinlikli, o zeka parıltıları taşıyan muhteşem bilgelik yazıtlarının yazarı Balzac’ın vasat tipi, sınıf atlama telaşları, süfli kadınların peşinde yaşadığı zilletler, sırnaşık alacaklılara karşı bir ömür sürdürdüğü namütenahi köşe kapmaca, ailesi ile ilişkileri, soylu gözükme merakı, gülünç denebilecek lüks düşkünlüğü gibi binbir şaşırtıcı insansal durumu ise Zweig öyle bir anlatıyor ki; nasıl söyleyeyim; her şeyi anlıyoruz. Balzac’la hemhal olup birlikte çırpınıyoruz. Zoraki kendi ismine soyluluk takısı “de” ekleyerek Honore de Balzac adını alan taşralı, Tours’lu orta burjuva çocuğu Honore Balzac’ın tüm ruhsal takıntılarına sevecen bir ruhla ortak oluyoruz. Tüm hayranları, onu daima, o çok arzu ettiği soylu takılı adı ile: Honore de Balzac adı ile anmayı bir nezaket ve saygı ögesi olarak içselleştirmiştir. Kuşkusuz biz Türk okurlar da hep aynı şekilde davrandık. Onun, o soylu sıfatı herkesten çok hakeden biri olduğunu herkes gibi biz de biliyorduk.


Bu değerli kitap hakkındaki methiyelerim henüz bitmedi. Çevirmenler Şebnem Sunar ve Yeşim Tükel Kılıç’ın kullandığı Türkçe düzeyinde bir edebiyat dilini kullanabilen fazlaca Türk edebiyatçısı, romancısı sayamam. O denli güçlü ve edebi bir dil kullanıyorlar… Buna bir de Zweig’in gerçekten de oylumlu olan edebiyatını ve Almanca gibi zor bir dilin özgün şartlarını ekleyin. Çevrimenlerin bu kitapta olağanüstü bir iş becerdiklerini ve muhteşem bir edebiyat dili ile bu kitabı bize sunduklarını söylemek, bu iki değerli şahsiyete yürekten teşekkür etmek zorundayız. Belki düzeltilerde bildiğimiz Can ölçütleri aşılarak biraz fazlaca kaçak verilmiş olabilir ama o kadar kusur kadı kızında da olur. Müteakip baskılarda düzeltilir.

Stefan Zweig’in Balzac biyografisi son zamanlarda okuduğum en değerli edebiyat kitaplarından biri.”

Ne İzlesem

Vidocq

Yönetmen : Pitof
Senaryo : Jean-Christophe Grangé , Pitof
Oyuncular Gérard Depardieu (Vidocq) , Guillaume Canet (Etienne Boisset) , Inés Sastre (Préah) , André Dussollier (André Dussollier) , Edith Scob (Sylvia)

Balzac’ın Goriot Baba isimli eserindeki önemli ve ilginç karakterlerden biri de Vautrin’dir. Ve Balzac, Vautrin’in yazarken Eugène François Vidocq’dan esinlenir. Ve Vidocq, Jean Christophe Grange ‘ın senaryosu ile 2001 yılında sinemaya aktarılır.
Bir suçlu, suçun bizzat yaratıcısı olan Vidocq devlet eli ile suçluları yakalamak üzere görevlendirilir. İşini öylesine başarılı yapar ki literatüre birçok kavram onunla birlikte girer. Filmle ilgili ilginç notlar var. Mesela 2300 sahneden oluşan Vidocq’un 800′ü dijital ortamdan geçmiştir ve ilk dijital film olma özelliğini taşır. 1830 yılında Paris’te geçen hikaye, beslenmek için bakire kanına ihtiyaç duyan bir simyacının peşinden koşan Vidocq onu yakaladığı anda yaşamını yitirir.  Vidocq’un biyografisini yazan genç yazar Etienne bu işle ilgilenmeye başlayacak ve Vidocq’un yolunu takip edip katile ulaşmayı dener.

Yazar

Fransız romancısı Honore de Balzac (1799-1850) coşumculuk akımının egemen olduğu yıllarda yaşamasına karşın gerçekçiliğin öncüsü ve kurucusu olmuştur. "Bir kitap yazmadan önce yazar, ya karakterleri çözümlemeli, bütün törelerin içine girmeli, dünyayı gezmeli, bütün tutkuların yaşantısına katılmalı; ya da tutkular, ülkeler, töreler, karakterler, doğal olgular, ahlâk olgulan, bütün bunların hepsi yazarın zihninden geçmelidir." diyen Balzac, bu doğrultuda davranmıştır. Yapıtları bireyin yaşamıyla toplum yaşamını, tarihle toplum gerçeğini bir bütün içinde çizmeyi ve yansıtmayı içermiştir. Eugenie Grandet, Goriot Baba, Vadideki Zambak, Cesar Birotteau, la Cosine Bette, le Cosin Pons adlı romanlarında dönemine  eleştirel bir ayna tutmuştur.

Aşağıdaki yazı http://edebiyat.sakaryaegitim.net/biyografiler_yazi.php?isl=oku&id=55 adresinden alınmıştır. Adrese ulaşmak için TIKLAYIN
“ 1799’da Tours’da dünyaya geldi. Basası Bernard François Balss elli bir yaşındayken on dokuz yaşındaki bir genç kızla evlenmişti; Balzac’ın imparatorluk yönetiminde memur olarak çalışan ve Fransız Devrimi’nin evladı olan babası Bernard François Balss elli bir yaşındayken, ondokuz yaşındaki bir genç kızla evlenmişti. Bu evlilik 1799’da Tours’da doğacak olan Balzac’ın tüm yaşamı boyunca derin izler bıraktı. Zira Balzakc’ın romanlarında kötü evlilik yapmış kadınlar, özel yaşamın dramları ve çiftlerin yozlaşması vardı. “Dönemin ilerici ideallerine bel bağlamış liberal bir babanın karşısında, kuşkusuz zorla doğurmuş çocukları fazla sevmeyen ve yalnız bir yaşamın üzüntüsüyle kendi içine kapanan bir anne yer alıyor” Balzac’ın yaşamının ilk dönemlerinde.

Aile 1814’te Paris’e taşındı ve Honore de Charlemagne Lisesi’nin öğrencisi oldu. Babası onun noter olmasını istiyordu. Fakat Balzac babasının çizdiği hayatın dışına çıkarak, önce Hukuk okudu ve sonra da yazar olmaya karar verdi. Dönemin siyasi şartları ve moda olan Saint-Simonculuk onu da etkilemişti. Liberal bir babanın karşısında dönemin solculuğunu yaşamak Balzac’ın hayatında yalnızlık ve yoksulluğa sebep oldu. Ve bu da yazarlık hayatı boyunca etkin olacak ikinci durumu doğurmuştu.
İlk eseri Cromwell bir tiyatro eseriydi. O dönemde edebiyatta başarılı olmak için tiyatro eserleri yazmak, hikaye ile uğraşmak gerekiyordu. Cromwel de böyle bir şartta ortaya çıktı. Fakat eser tam bir başarısızlık örneğiydi. Bu dönem parasızlık dönemiydi Balzac için. O da takma adlarla kısa romanlar yazıyordu. Bu romanların genel karakteri de romantizme yergi içermesiydi.

Bu sıralar özel hayatı da çok çalkantılı geçiyordu. İki kız kardeşi evlendi ve bunlardan Laurence, evlilikte bir cehennem hayatı yaşadıktan sonra 1825’te terk edilmiş olarak öldü. Balzac’ın hayatının üçüncü aşaması da bu dönemde gerçekleşti. Kendisinden oldukça yaşlı bir kadın olan Laure’de Berny’e aşık oldu. “Bu kadın onda her şeyin yerini tutacaktı; anne, metres, onu topluma sokan ilk kişi ve yapacağı tehlikeli girişimlerdeki mali destekçisi. Madame Balzac, karışlaştığı ilk ‘otuz yaşındaki kadın’ idiyse, Madame Berny de Balzac’ın dünyasından hiç çıkmayan, olgun, çoğunlukla hayal kırıklığına uğramış (kendileri çoktan yaşadıkları halde), esas olanı öğrettikleri genç insanları seven bütün o kadınların modeliydi: Madame de Mortsauf (Vadideki Zambak) veya Madame de Bargeton (Sönmüş Hayaller).” İşte böyle bir zeminde özel yaşamı ile edebi kişiliği arasında gidip gelen hayatı onun ilerideki eserlerinin de ilhamı olacaktı. Zira bu dönem çok başarısız bir edebi yaşam söz konusuydu. Ve bundan sonraki hayatı da başarısızlıkların yargılanması üzerine inşa edilecek ve ileriki eserler de bu dönemin karakterleri çok usta bir üslupla anlatılacaktı.

Başarısız birkaç iş denemesinden sonra Balzac, “Şuanlar” adlı eserini kaleme alır. Bu eser tarihi bir romandır. Bunun hemen akabinde evlilik müessesesini sorgulayan Evliliğin Fizyolojisi ve Özel Yaşamdan Sahneler’i yayımlar. Yine bu dönemde Le Voleur’da “Paris Mektupları” adlı politik fıkralar yazmaya başlar. Modern gazeteciliğin doğuşuna tekabul eden bu dönemde, Balzac bir hayli ünlenir. Onun hayatında hep yer edecek bir meslektir artık gazetecilik. Otuz yaşının üzerinde gerçekleşen bütün bu olaylar, “bütünleşme ve onaylanma” düşleri olan Balzac’ı kamçılar ve çok cüretkar bir tutum içine sokar. Sık sık aristokratik çevrelere girip çıkmaya başlar. Ve hatta metres olarak Castries markizini isteyecek kadar götürür onu.

Balzac, bütün bunların verdiği hızla, günde on sekiz saat çalışmaktadır; haziran 1832’de delirmenin eşiğine gelir. Otobiyogratif bir roman olan Louis Lambert bu bunalımın izlerini taşır; yaralanmış, coşkulu ve romantik bir entelektüel tip olan Louis delirerek ölür.
Balzac aslında bu gidip gelmeler arasında artık bir efsaneye dönüşmüştür. Romanlar birbirini izler. Ve esas önemli olan dönemin şartlarıyla ilgili tahlilleridir. Balzac’a göre Fransız Devrimi adaletsizlikleri ve eşitsizlikleri son vermek bir yana bunları daha güçlendirmiş, binlerce insanı dışlamış, marjinalleştirmiştir. “sefalet nedeniyle suç işleyenler, gelecekten umudu kalmamış gençler, Napolyon yasalarıyla çocuklaştırılmış kadınlar. Modern dünya acımasızdır; erkekler ve kadınlar bu dünyada acı çekmektedir. Liberalizm bencilliklerin artışını ve çıkarcı ahlakı teşvik etmiş bir yalandır. Köy hekimi (Köy Hekimi romanından) Benassiz, birey olarak acı çekmiş olduğu için, içinde bulunduğu toplumu eleştirel bir biçimde yansıtma gücüne sahip yaralı bir yürektir; Balzac’da en romantik olan şey acının vicdanı yarattığı gerçeğidir.” Gerçek dünyada yolunu şaşırmış dahi bir delinin arayışı olan Mutlak peşinde’de kişinin yıkıcı güçlerini ele alır.

Artık bir nevi kendini anlatmaya çalışır Balzac. Bu dönemden sonraki romanlarında hep bu izleri taşır. Ve en önemlisi başarısız dönemdeki kahramanları geri döndürerek onları yeniden hayata geçirmeye çalışır. Ve bu onun meşhur “İnsanlık Komedisi” modelini yaratacaktır. Bu yeniliği ilk “Goriot Baba”da uygulamaya geçirir.

1835’de La Chronique de Paris adlı bir gazeteyi satın olar. Fakat yine hızla yazmaktadır. Gününün çoğunluğunu yazmakla geçiren Balzac yine çıldırı noktasına gelir ve bu dönemde Vadideki Zambak ortaya çıkar. Hemen akabinde de bir kriz geçirir. Yine onun hayatında önemli bir yer işgal eden “sevgili” diye andığı Madame Berny ölür. La Chronique de iflas eder ve Balzac ile yayıncı Bulloz arasında ciddi sorunlar çıkar.

1836 sonunda “Yaşlı Kız”ı La Presse’e on iki fasikül halinde yayımlatarak yeni bir gazeteciliğin başlangıcını oluşturur. Balzac bir hayli yıpranmıştır artık. Fakat İnsanlık komedyası’na hızla devam eder. Bu arada üç sayı çıkacak bir gazetenin sahibi olur.
1845’te İnsanlık Komedyası için bir taslak hazırlar. Bu taslakta 137 roman ve 2000 kişilik karakter söz konusudur. Fakat Balzac bu projeyi hayata geçiremeden 18 Ağustos 1850 yılında ölmüştür.

Ömrünün son döneminde kaleme aldığı Cesar Brittoeau, Bette Abla, Esrarlı Bir Vakıa, İki Gelinin Hatıraları ve Kibar fahişeler onun doruk noktaya çıktığı romanlardır. Bu romanlar aynı zamanda romantik çağın gündüz ve geceden oluşan iki yüzüyle gösterdiği ve artık geceden başka bir şey olmayan bir dünyanın kesin kararmasını anlatan romanlardır. Yani kısaca Balzac romantik çağın sonunun romanın yazar ve arkasında bir çok haciz davası bırakarak ölür.”

Bağlan



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile