Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Gün Ortasında Karanlık PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

Arthur Koestler
İLETİŞİM YAYINLARI

BU ESERE İLİŞKİN PODCAST MEVCUTTUR. DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN

Koestler, hesaplşamasına devam ediyor. Spartaküsle başladığı efsaneyi farklı bir hikaye üzerinden devam ettiriyor. Bu eser içerisinde yer alan sorgulamalar, inanmışların, inandıkları değerleri sorgulamaları, gün ortasını karanlığa çeviriyor.

Rubashov, değişen dengelerin ortasında, bir gün önce gördüğü günün bir gün sonraki günle aynı olmadığını, partinin artık kendisini farklı pencereden nasıl gördüğünü ve kendisinin de partiye hep farklı pencereden bakmakta olduğunu kapatıldığı hücresinde ve sorgulanması sırasında keşfediyor. Bu süreç kokuşmuş geçmişin gerçeklerinin su yüzüne çıkmasına sebep oluyor. Rubashov ve İvanov geçmişten iki dost gölge ve onları bugünün karanlığında boğmak üzere hazır bekleyen, jilet kadar keskin ve kızgın Gletkin.

Pınar Kür'ün güzel çevirisi İletişim yayınlarından Koestler'i bir kez daha okumak büyük zevk.

Geçenlerde Arthur Koestlerin de aralarında bulunduğu bir grup tanınmış insanın kendi hayatlarını anlattıkları derleme bir eser geçti elime. Nebioğlu yayınevi tarafından orijinal kitabın kısaltılması suretiyle meydana getirilmiş ve yayınlanmıştır. Kitabın adı: "Mağlup Olan İlah" (The God That Failed) Derleme eserde hayat hikayesi konu edilen isimlerse şöyle:

- Arthur Koestler

- Ignazio Silone

- Richard Wright

- Andre Gide

- Louis Fischer

- Stephen Spender

Bu kitaptan bahsediyorum, zira gelmeye çalıştığım bir nokta var: Arthur Koestler, bir zamanlar sonuna kadar inandığı değerlerin ve bu değerler uğruna savaşan insanların aslında hiç de göründükleri kadar inançlı olmadıklarını görmüş ve savaş alanında kanının son damlasına kadar savaşıp da gururla yenik düşmek üzereyken aslında ta başından beri ihanete uğradığını öğrenen bir kumandanın hislerini hem "Mağlup Olan İlah"ta hem de yazmış olduğu eserlerin baş kahramanlarının ağzından dile getirmiştir.

Uslanmaz bir komünist olarak Nazilere karşı verdiği mücadeleden sonra yenik düşmüşlüğünü, Sovyet Rusyadaki hatıralarını ve komünist partide yaşadığı hayal kırıklıklarını Rubashov'un ağzından anlatıyor Koestler, Gün Ortasında Karanlıkta...

Gün Ortasında Karanlık'tan birkaç alıntı yapmadan önce, Gün Ortasında Karanlığın ardında yatan düşünceyi, yazarın kendi ağzından bir alıntıyla anlamaya çalışalım:

"Bu kısımda, yalnız Parti hayatımdan ve yıkılan hayale bağlılığımdan bahsettim. Bunun sebebi, solculara el'an hakim olan münevver korkaklığına bir misal teşkil etmesinde aranmalıdır. Sovyet efsanesine iptıla, diğer bütün iptılalar kadar belalı ve tedavisi zordur. Hayal aleminde vakti israf edildikten sonra, insan tesir altında kalmaktan kendini kurtaramaz. Zaten Kominform'un idealler karaborsasında, daima yeni etiketler mevcuttur."

Arka Kapak

Gün Ortasında Karanlık, romancılıkta özel bir tür olan hapishane romanlarının kuşkusuz en başarılı örneklerinden biri. Arthur Koestler kitabında, kahramanı Rubashov aracılığıyla iktidar-yetki ilişkisini sorgularken, öznel "iyi" aynı zamanda nesnel "iyi"de olabilir mi ve kişi insanlık adına insan'a kendi özel "iyi"sini dayatabilir mi sorularına da cevap arıyor. Kendi yaşamöyküsü de en az eserleri kadar ilginç olan ünlü romancı, ustaca bir kurgunun içine yerleştirdiği mahkumları, hapishane hücrelerini, sorgu odalarını olabildiğince canlı bir dille anlatıyor. İspanya'da Ölüm Güncesi, Haçsız Haçlılar, Spartaküs gibi kitaplarıyla tanıdığımız Arthur Koestler, romanında okuru kahramanıyla duygu birliği kurarak atılacağı bir iç hesaplaşma macerasına davet ediyor.

Eser Kendini Anlatırken

"Parti, bireyin özgür iradesini reddediyor, ama aynı zamanda ondan sınırsız bir özveri talep ediyordu. Bireyin iki seçenekten birini tercih yetisini inkar ediyor, ama aynı zamanda onun her seferinde doğru seçim yapmasını bekliyordu. Bireyin iyi ile kötüyü ayrıdetme gücünü inkar ediyor ama aynı zamanda suçtan, ihanetten söz ediyordu. Birey, ekonomik fatalitenin ayrılmaz bir parçası, sonsuza dek işlemek üzere kurulmuş, hiç durmayacak, hiç etkilenmeyecek bir saatin dişlisi olarak tanımlanıyor ama Parti dişlinin saate başkaldırmasını, yönünü değiştirmesini istiyordu. Bu hesabın bir yerinde bir yanlışlık vardı; denklemin çözümü yoktu."

Ahlak, zeka çatışması:

"Dünya öyle bir hale geldi ki, zeka ile ahlak birbirine ters düşer oldu; hangi taraftaysan ötekinden vazgeçmek zorunda kalıyorsun. İnsanın kafasını fazla çalıştırması iyi değildir."

Ve umutsuzluk:

"...nereye baksa uzayıp giden çölden ve gecenin karanlığından başka birşey göremiyordu..."

Yazar

 

Budapeşte, Macaristan doğumlu (1905), Yahudi bir ailenin çocuğu. Viyana Üniversitesinde 1922 - 1926 yılları arasında eğitim gördükten sonra, yaşamak üzere Filistin'e gitmiştir. 1929 yılında Almanya'da BZ am Mittag adlı derginin editörlüğünü yapmıştır. 1931 - 1938 yılları arasında Alman Komunist Parti üyesi. 1936 yılında İspanya iç savaşında, Sağ kanada mensup bir Macar gazeteci kimliği ile casus olarak yer almış. 1937 yılında Faşistler tarafından yakalanarak ölüm cezası ile yargılanmış. Fakat sonra kurtularak Fransaya kaçmış. Oradan da ingiltere'ye geçmiş. 1940 yılı ve sonrasında hayal kırıklıkları nedeniyle anti komunist bir söylem benimsemiştir. 1983 yılında intihar ederek ölmüştür. 

Yazarın eserleri saymakla bitmeyecek kadar çoktur, burada yalnızca Türkiye'de yayımlananlara yer vermek isterim:

1. Spartaküs
2. Gün Ortasında Karanlık
3. Geliş ve Gidiş
4. 13. Kabile - Hazar İmparatorluğu ve Mirası
5. Militanlar
6. Ve Özgürlük
7. İspanya'da Ölüm Güncesi
8. Mizah Yaratma Eylemi

Yazar hakkında daha detaylı bilgi ve tam liste için:

http://en.wikipedia.org/wiki/Arthur_Koestler#Biographies_of_Koestler

 

Başka Bir Bakış

Aşağıdaki metin Burçin Özgün tarafından hazırlanmıştır:

Üç Mart bindokuzyüzseksenüç Perşembe günü, bir adam ve bir kadın hiç kimsenin etkisi altında kalmadan ve hiç kimsenin yardımını almadan yaşamlarını sonlandırmaya karar verdiler. Adam ölümcül bir hastalık ile savaşıyordu. Algılarının yavaş yavaş avuçlarından sıyrılarak kapanışını, bir gün gelip de düşünemeyeceğini, yazamayacağını, üretemeyeceğini korku ile biliyor ancak bu bekleyişi kabullenemiyordu. Ömrünü adadığı ve sıkı sıkıya bağlı olduğu ideolojisi ise gözlerinin gördüğü dünyada tutunamıyordu. Yer bulamıyordu kendine bu düzende; kıramıyordu kabuğunu. Dostları hep aynı hayalin birgün gelip gerçekleşeceğini umudederek vermişlerdi son nefeslerini. Üzerine binlerce kelime yazdığı ölümü şimdi kendi elleriyle sarmalamaktaydı bedenini. Bir adam, ölümün kucağına doğru yürüyordu. Bu intiharın nedenlerini tek tek sıralıyordu ardında bırakıp yirmi yıl sonra Bozgun odasında okumam için. Ve bir kadın vardı yanında onunla beraber sona varmak isteyen. En ufak bir sağlık sorunu olmamasına, hiçbir nedeni adamınkiler ile kesişmemesine rağmen. Ölüm ve ölme eylemine geçmenin korkusu tüm yüreğinde iken çok daha kısa bir not bırakmıştı. ??Arthur?suz yaşayamam?? diyordu. Bir adam ve bir kadın üç Mart bindokuzyüzseksendört Perşembe günü Londra?daki evlerinde aşırı dozda ilaç alarak yaşamlarına son veriyordu.

 

Moda?dayız, güzel bir yaz günü dostlar ile toplanmış Sartre hakkında hararetli tartışmalara dalmışız. Bir ara yorulmuş her zaman soğuk içtiğimiz çaylarımızdan birer soğuk yudum daha almışız. Hemen yanımda oturan uzun uzak adam tek kaşını kaldırıp başını hafifçe eğerek ? tavsiye ederim. ? demiş. ?Çok başarılı??. İşte bu tavsiyesi üzerine gözüm kapalı almışım  Koestler?in üç kitabını. 

Spartaküs ile başlıyor İtalya?da kanlı savaşların içinde buluyorum kendimi. Yüreğimde bir umut Güneş İmparatorluğu?nu kurmak için. Ardından Pınar Kür?ün eşsiz Türkçesi ile ?ki sonradan öğrendim ki aynı kitabın bir de Çetin Altan tarafından yapılmış çevirisi varmış- ?Gün ortasında Karanlık"'ı okuyorum. Rubashov ile giriyorum zindanlara, Ivanov ile uzun uzun konuşmalarını dinliyor ve Gletkin?i boğazlamak istiyorum. Ve ardından son olarak ?Geliş ve Gidiş?I okuyorum. Peter ile birlikte tutmamaya başlıyor sağ bacağım. Odetta?ya kızıyor; Sonia?ya şükrediyorum.

Macar asıllı İngiliz vatandaşı olan Koestler otuzlu yaşlarında Avrupa?da yükselişe geçen faşizme, karşı olan görüşü destekliyor ve Marksizmi benimsiyor. Albert Camus, George Orwell, Jean Paul Sarte, Simon Bouvire gibi dönemine damga vurmuş birçok aydın ile  olan dostlukları hem ideolojik hemde edebi açıdan birçok ürünün ortaya çıkmasına, yeni yaklaşımların oluşmasına imkan sağlıyor. İspanya?da iç savaşı gazeteci kimliği ile izlerken Franco birlikleri tarafından yakalanarak idama mahkum ediliyor. Suçu, Rusya adına ajanlık yapmak olarak tanımlanıyor. Öyle veya böyle nasıl olduğu tam olarak anlaşılamasa da ? en azından kendi kaynaklarımdan bunu anlayamadığı söylemek isterim- İngiltere?nin vatandaşı için giriştiği diplomatik çabalar sonuç veriyor ve Koestler kurtarılıyor. Stalin?in rejim üzerindeki tutumu ve Parti?nin ilkelerinden uzaklaşarak baskıcı ve zorba bir tutum sergilemeye başlaması ise Koestler?i intikam alırcasına yazmaya yöneltiyor. Eserlerinin bir çoğu bu baskıcı rejim ve zorbalığın aldığı biçimler ve buna karşı duran insanların çabaları üzerine kuruluyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası Koestler üçüncü eşi Cynthia ile tanışıyor ve birlikte yepyeni çalışmalara yelken açıyorlar. Üstelik rüzgar öyle farklı açılardan esmeye başlıyor ki Koestler adeta yeniden doğuyor. Seksenlerin hemen başında ise bir kaç yıl ara ile parkinson ve lösemi teşhisleri konuyor  Koestler?e. Hayatının son dönemini ötenazinin yasal bir hak olarak kabul edilmesi için savaşarak geçiriyor. Koestler ve sevgili eşi Cynthia, ölüme kendi eller ile gitmekten başka bir çözüm bulamıyorlar sonunda. İşte dünyanın tanıdığı Koestler?i ve bu dünyada bıraktığı izi kısaca böyle özetliyor kısıtlı kaynaklarım.

Benim Koestler?in ise okuduklarım ile şekilleniyor. Bozgun odası konuğu olarak ise Koestler'in bende yarattığı etki; yukarıda anlatılanlarda biraz farklı şekilleniyor. Spartaküs'ü okuduktan sonra şiirsel anlatımı, yazara olan önyargısız yaklaşımımı biçimlendirmeye başlamıştı. Koestlerin Güneş Şehrinin kurulmasını anlatışı, insanların özellikle sınıf ayrımının en üst seviyede olduğu bir dönem efsanesi üzerine kurulmuş olan anlatım biçimi günümüzde biz büyük sermaye sahiplerinin prangasz köleleri olarak aynı öykünün karakterlerinden biri olduğumuzu düşündürmüştü. Sadece artık kollekif yaklaşım yerine bireysel güneş şehirleri kurma hayali ile yaşayan insanlardık. Bu bireyselleşme ise bağlarımızın ve zorunluluklarımızın artmasına neden olmuştu. Özgürlük her geçen gün kayıp gidiyor avuçlarımızdan . Dört tarafı kabullenişlerle kaplı biz insancıklar... Koestler'in tüm hayallere, güce ve kazanılan savaşlara rağmen başarısız olmuş bir kollektif hareketi anlatışı gördüğüm ve bildiğim ama bir türlü kabullenemediğim gerçekleri yüzüme vuruyordu. Edebi olarak doymuş ama şevki kırılmış bir okur olarak başladım "Gün ortasında Karanlık"'a. Rubashov ile çıktığım bu yolculukta ise insanlığın büyük umutlarla çıktıkları yollarda değiştirdikleri biçimler üzerine düşündüm. Bir düzen düşünün ki kurulmak istenen, günün insanlarına rağmen insanlık için, insanlığın geleceği için insanlarını katleden, baskı altında ezen, en ufak bir aykırı sesi geleceği için büyük bir tehlike olarak gören; beraber yola çıktılarını bir süre sonra hain ilan eden. Koestlerin yaşadıklarını, duyduklarını, gördüklerini, davası ile hesaplaşmasını, vicdan azaplarını, doğrularını satır satır işlediği gün ortasında yaşadığı karanlıkta kayboluşunu okuduğum zaman ara vermeden devam ettim üçlemenin son kitabı "Geliş ve Gidiş"e. Bu kez Peter olarak karşıma çıktı Koestler. Terk eden ve terk edilen Koestler beden buldu satırlarda. Bir yazar, bir aktivist, bir düşünür, bir filozof, bir aykırı ve bir kaybeden olarak Koestler, Bozgun Odasının en önemli köşelerinden birinde oturuyor artık. Sessiz ve yılgın. Biliyorum daha çok günlerim onu okuyarak geçecek...

Arthur Koestler Kitaplığı:

1. Spartaküs
2. Gün Ortasında Karanlık
3. Geliş ve Gidiş
4. 13. Kabile - Hazar İmparatorluğu ve Mirası
5. Militanlar
6. Ve Özgürlük
7. İspanya'da Ölüm Güncesi
8. Mizah Yaratma Eylemi

(Bu liste sadece Türkçe'ye çevrilmiş eserlerini kapsamaktadır.)

Ne Okusam

Arthur Koestler deyince:

- Spartaküs mutlaka okunmalı derim... Bir kölenin başkaldırısı ve sonrasında Romayı sarsan bir özgürlük mücadelesinin destansı öyküsü

- Sovyetlerden kaçarak Amerika'ya yerleşen ve karşılıklı herşeyini kaybetmekten, bireyin bir anlamı olmadığı, komünün asıl olduğu bir toplumdan bireyin yüceltildiği topluma hızla adapte olan bir yazarın ağzından, değişik bir bakış açısı için Ayn Rand : Yaşamak İstiyorum - We the Living

- Bir hapishane öyküsü olmak itibariyle "İdam Mahkumunun Son Günü" Victor Hugo

Victor Kravchenko... Komunist parti ile ilgili olarak deneyimlerini ortaya koyan, Stalin dönemi teknokratlarından Victor Kravchenko'nun eseri. Eser ilk defa 1947 yılında basılmış. Bizler Türkiye'de bu kitabı hala bulabilir miyiz bilemiyoruz ancak yurt dışı bağlantısı için Tıklayınız.

"Suçsuz olarak cezaevlerinde ölen talihsiz arkadaşlarıma,
Prag duruşmalarının bütün kurbanlarına,
Daha iyi bir dünya için hayatlarını veren ünlü ya da ünsüz, bütün mücadele arkadaşlarıma
ve
"Sosyalizme insanca veçhesini iade etme" mücadelesini verenlere" Tıklayın

Bağlantılar

 



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile