Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Frankenstein - Modern Prometheus PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

Kitabın Orijinal Metni için "Bağlantılar" sekmesini tıklayınız..

Mektup I
Sayın Bensiz Evren,

İstanbul'a geleli üç gün oldu. Hava yağışlı, günler kısa, nemli ve küf kokulu. Dolma kalemim sürekli tıkanıyor ve bu kokuşmuş çatı katında çalışmalarıma devam etmeye çalışıyorum.

İnsan doğasının bilinmezlerine olan merakım beni yalnızlığa sürüklüyor. Bu yolda benden önce yürümüş olanların ayak izleri henüz dünya üzerinden silinmemişken, onların düştüğü hatalara düşmeden ve arayı açmadan ilerlemeliyim.

Korkmuyorum.

01 Ekim 2009
U.

Yukarıdaki mektup, Mary Shelley (Wollstonecraft Godwin) tarafından kaleme alınan "Frankenstein" adlı eserden bir alıntı değil, yalnızca masum bir esinlenme.

 

Bir Eserin Doğuşu:

1816 yılının yağmurlu yazında, İsviçre'de Cenevre gölü kenarındaki Villa Diodati'de dostları Lord Byron'u ziyarete giden çiçeği burnunda Bayan Mary Wollstonecraft Godwin ve o zamanlar henüz eşi sıfatını haiz olmayan Bay Percy Bysshe arasında hararetli bir sohbet sürüp gitmekteydi. Hava soğuk ve yapışkan olduğundan, şömine başı sohbetin merkezi haline gelmiş ve odun alevinden çıkan kıvılcımlar ile alevlenen düşünceler konuyu bir cesedin veya vücut parçalarının bir araya getirilmesi sonucu oluşturulmuş bir vücudun hayata dönme ihtimaline;kimyasal etki ile elektrik üretmeye getirmişti. İnsan hayal gücünün sınırları korkunun dağlarında gezinirken, ev sahibi Byron bir teklifte bulundu. Teklife göre herkes birer tane olağan üstü hikaye yazacak ve diğerlerine anlatacaktı. İşte böyle bir gecenin sabahında Mary Shelley, Frankenstein'a gebe kaldı ve bu durumu şu sözlerle ifade etti:

"Günahkar bir öğrencinin, bir araya getirdiği bir vücut önünde diz üstüne çöktüğünü gördüm. Bir adamın korkunc hayalinin çalışmakta olan güçlü bir çeşit motorun üzerinde hayat belirtileri gösterdiğini, huzursuz bir şekilde kımıldadığını ve yarı yaşamsal bir şekilde hareket ettiğini gördüm. Dünyanın Yaratıcısının muazzam mekanizmasını taklit etme çabasının insan üzerindeki etkileri korkunç, çok korkunç olmalı."

Mary Shelley görmüş olduğu rüya üzerine "Frankenstein veya Çağdaş Prometheus"'u yazmaya başladı ve eser ilk defa 1 OCAK 1818 yılında yayımlandı. O günden günümüze kadar da popülerliğini hiç kaybetmeyen eserler arasında yer almaya devam etti.

Eserin konusu:

Victor Frankenstein, Cenevreli Frankenstein ailesinin (anne Caroline, baba Elphonse, kardeşler Ernest, William) iyi eğitim almış oğludur; ailenin evlat edindiği Elizabeth Lavenza ile birlikte büyütülmüş, annesinin kızıl hummadan ölümünden sonra, Ingolstadt Üniversitesine eğitimini tamamlamak üzere yollanmıştır. Victor, gençliğinde, maddenin gizemine olan hayranlığını doğa felsefesinin öncüleri Agrippa, Paracelsus ve Albertus Magnus'un eserlerini okuyarak gidermeye çalışmış ancak daha sonra galvanizm ve elektrik akımına olan merakı onu matematik ve ilgili dallara yönelmiştir. Ingolstadt üniversitesi Frankensteinin hayatında dönüm noktası olmuştur. Burada eğitimini sürdürdüğü dönem içerisinde zaten kafasını kurcalamakta olan birtakım sorular iyice yüzeye çıkmış ve Frankensteinin bilinmeyene olan açlığı, bilimle iç içe geçerek kendisini derin bir uçuruma sürüklemeye başlamıştır. Doğa felsefesi profesörü Krempe ile kimya profesörü Waldmanın öğretileri ve aralarındaki düşünce farklılıkları Frankenstein'in cevap bulmaya çalıştığı birçok bilinmeyen; kimya, doğa felsefesi ve fizyoloji çalışmaları onu yalnızlığa mahkum etmiştir. 

Çaresiz hastalıklara çare bulma arayışı zaman içerisinde, yaşamın sınırlarını araştırma, yaşamın önünde bir dağ gibi duran ölümü inceleme ve onun üstesinden gelme, yaratıcıya meydan okuma ve hatta tanrılaşma çabasına dönüşmüştür.

Uzun ve hummalı çalışmalar sonucunda, Frankenstein, gözlerden uzak atölyesinde, çalışmalarının meyvesinin almıştır. Soğuk ve kasvetli bir kasım akşamında, kederli yağmurun eşiliğinde Frankenstein, emelinin eseri ilk yaratığa hayat vermeyi başarır ve hikaye bundan sonra gerçekten ilginç bir hal almaya başlar. Zira, yalnızca ilim ve hayal unsuru olan Frankenstein'in yaratığı artık daha derin düşüncelerin ve insanın sınırlı iradesinin ötesinde bir bedene ve benliğe kavuşmuştur. Yaratılışla birlikte, felaket tablosu gözler önüne serilir ve güzel hayaller acı gerçeklere dönüşürken, Frankensteinın omuzları bu ağır yük altında ezilir. En büyük hayali, biricik yaratığı en büyük düşmanı ve kabusu haline dönüşüverir.  

Cansız beden artıklarından bir hayat ortaya çıkmış, hilkat garibesi yaratıcısını sorgulamaya başlamıştır. Buna karşılık yaratıcı, eserinin ya da kurbanının istemeden de olsa bir suçluya dönüştüğünü gözlemlerken asıl suçlunun kendisi olduğunu istemsizce reddetmektedir.   

Mary Shelley, eserinde, yaşam, doğum, ölüm kavramlarını tüyler ürpertici bir atmosferde anlatırken bir o kadar da duygusal bir çerçeve çizmektedir. Yaratığın yalnızlığı, içine doğduğu ve kendisini bir türlü kabullenemeyen dünyayı sorgulaması, tüm masumiyeti ve cahilliği içerisinde bir suçlu ilan edilişi, yaratıcısının peşine düşmesi, oldukça etkileyici bir tablo içerisinde gözler önüne serilmektedir. Bu kovalamacada yaratık, Dr. Frankenstein ve çevre arasındaki etkileşim, karşılıklı çekilen acılar ve intikam arayışı, sorgulama ve yok oluş süreci, akıcı ve etkileyici bir üslupla anlatılmaktadır.

Ne var ki, bu derin anlatıma ve konuya rağmen, Franskenstein adlı eser yıllardır yalnızca ve yalnızca bir korku öğesi olarak kullanılmıştır oysa; eserin kaleme alınışında korku unsuru olarak öne çıkan nokta yaratığın kötülüğü, çirkinliği ya da eylemlerinin vahşiliği değil, bilinçsizce yaratılan bir varlığın, doğal yaratılış sürecinin dışında bir anomli oluşu ve bu durumun ne kadar büyük bir çelişki yarattığıdır. Başta da Mary Shelley'den alıntıladığımız gibi bu durumu belki de en iyi yazarın kendisi ifade etmektedir:

"Dünyanın Yaratıcısının muazzam mekanizmasını taklit etme çabasının insan üzerindeki etkileri korkunç, çok korkunç olmalı."

Eser kendini anlatırken:

"... Çözmeyi arzuladığım, yerin ve göğün sırlarıydı. Cisimlerin ana maddesi ya da doğanın özü, insanoğlunun gizemli ruhu kafamı meşgul etse de, merakım aslında doğaüstüne ya da en yüce anlamıyla dünyanın maddesel gizemlerine yönelikti..."

"...Devam ettikçe, ruhumu neredeyse dokunabileceğim bir düşmanla göğüs göğüse boğuşuyormuş gibi hissettim varlığımın işleyişini kuran anahtarlara bir bir dokunuyor, her bir telinden ses çıkıyordu sanki..."

"...Talimatımla olmasa da başıma gelenlerden, bilgiye ulaşmanın ne kadar tehlikeli olduğunu, dünyanın kendi ülkesinden ibaret olduğunu düşünen insanın, doğanın elverdiğinden daha üstün olmaya heves edenden çok daha mutlu olduğunu anla."

"..ve işte onu elde ettiğim anda hayalin güzelliği yok oldu. Kalbim nefes kesen bir korku ve tiksintiyle doldu...uyudum lakin korkunç kabuslar görüyordum. Elizabeth'i gördüğümü sandım, taze bir çiçek gibi sıhhatli, Ingolstadt caddelerinde yürüyordu. Sevinç ve şaşkınlıkla ona sarıldım. Fakat dudaklarına ilk öpücüğümü kondurur kondurmaz, dudakları bir ölününki gibi mora büründü... Korku içinde uyanım."

?...Tam bunları söylerken yanımdaki ağaç yığınından bir suret bana doğru yavaşça ilerledi...Şimşekten gelen ışık nesneyi aydınlattı ve şekli tam olarak ortaya çıktı. Devasa boyuttaydı, insanda olamayacak kadar iğrenç olan biçimi hemen kendini gösterdi ki bu benim hayat verdiğim pis, çirkin iblisti...desteğe ihtiyacım vardı, hemen bir ağaca dayandım. Yaratık hızla yanımdan geçti. Karanlıkta izini kaybettim."

"...hata gerçeğe bu kadar yakınsa, kim kendisine kati mutluluğun garantisini verebilir ki?..."

"Unutma, ben senin kulunum, senin Adem'in olmalıyım. Lakin ben, adeta hiçbir suçum yokken mutluluktan uzaklaştırdığın, günahsız bir meleğim. Baktığım her yerde, sadece benim sonsuza dek dahil edilmeyeceğim, neşe görüyorum...Dinle beni Frankenstein. Beni katil olmakla suçluyorsun, ama sen, vicdan rahatlığıyla kendi yarattığını yok etmek üzereydin..."

"Ölüme giden yolda yapayalnızdım ve yasımı tutacak kimse de yoktu. Yüzüm korkunç ve bedenim ise dev gibiydi. Bu ne demekti? Ben kimdim? Neydim? Nereden geldim? Nereye gidiyordum?"

"...Havva, ne kederlerimi dindirmiştir, ne de acılarımı paylaşmıştı, yapayalnızdım. Adem'in Tanrı'sına yalvarmalarını hatırladım, peki ya benimki neredeydi? Beni terk etti, yüreğimdeki yakıcı acıyla ona lanet ettim."

"Tüm insanoğlu bana günahkar davranırken, suçlu olan tek kişi ben miyim?"

Yorumlar:

Eser hakkındaki şahsi görüşüm, bu eserin tek kelimeyle bir başyapıt olduğu ve kesinlikle okumaya değidiği. Olaylar örgüsü içerisinde Mary Shelley'nin göndermelerde bulunduğu her bir eser zaten başlı başına derin ve hassas konuları sorgulayan, birer baş yapıt oldukları kabul edilen eserler.

"Frankenstein"ın bunca zamandır ilgiyle okunmasının, bir klasik olmasının sebeplerinden en belirginini, yazarın, yaratan - yaratıcı arasındaki ilişkiyi ilk ağızlardan anlatıyor olması ve bunu yaparken de aslında bilim ve hayal gücünün körleştirici ışığı içerisinde yitip giden, zaafları olan bir yaratıcının içine düştüğü ikilemleri net bir şekilde göz önüne sermesi olarak görüyorum. Üstelik bu ilişki çarpıcı bir görsellik ve insanın hayal gücüne hitap eden bir üslupla anlatılıyor.

Eserden bahsedip de eserin gözden kaçan tam adı hakkında birşeyler söylemeden edemeyeceğim. Kitabın asıl adı: "Frankenstein ya da Modern Prometheus". Bilindiği üzere Prometheus, Yunan mitolojisinde, insanoğlunu yaratan Titandır ki aynı titan, ateşi gizlice cennetten çalarak insana vermiştir. Bunu fark eden Zeus ise, onu sonsuza kadar sürecek bir cezaya çarptırmıştır ta ki Herkül onu kurtarana dek. Başka bir efsaneye göre ise Prometheus, çamur ve sudan insanoğlunu yaratmıştır fakat insanoğlu doğanın kanunlarına karşı gelerek yaratıcısına karşı gelmiş ve yaratıcısı tarafından cezalandırılmıştır. Bu iki efsanenin Shelley'nin eseri ile benzerliği de aşikardır. 

Kanaatimce, yazarın, esinlendiği konuların başında yaratılış öyküsü ve Adem ve Havvanın cennetten kovuluşunu anlatan John Milton'un ölümsüz eseri "Kayıp Cennet" gelmektedir. Eserin 15. bölümünde Yaratığın bulduğu kitaplar arasında "Kayıp Cennet" yer alıyor; ayrıca sayfa 106'da Yaratığın kendini Adem, Frankenstein'i da Tanrı olarak gördüğü şu ifadelerle açıkça dile getirilmektedir: 

"...Havva, ne kederlerimi dindirmiştir, ne de acılarımı paylaşmıştı, yapayalnızdım. Adem'in Tanrı'sına yalvarmalarını hatırladım, peki ya benimki neredeydi? Beni terk etti, yüreğimdeki yakıcı acıyla ona lanet ettim." (Türkçe basım, Lacivert Yayıncılık, antik dünya klasikleri, 2009 Mart)

Buna karşılık John Milton'un Kayıp Cennet adlı eserinin onuncu bölümünde Adem Tanrıya haykırır:

"Yüce Tanrım ben senden beni çamurdan yaratmanı istedim mi? Beni karanlıktan kurtarıp bu güzel bahçeye getir dedim mi? Arzum benliğime uymadığına, senin emirlerini yerine getirmediğine göre, beni tekrar toprak yapman, tüm verdiklerini benden geri alman doğru olacaktı. Bunlar yeterli olacaktı da, neden bana sonsuz acılar, üzüntü verdin?" (Kayıp Cennet, John Milton, Pegasus yayınları sf. 215.)

Kitabın ilk bölümlerinde Dr. Frankenstein'in önüne geçilmez bilim aşkı ve bilinmeyen olan merakı ile felakete dönüşen yaratılış süreci anlatılırken, Yaratıcı - yaratan ilişkisini net bir şekilde, onuncu bölümün sonundan itibaren görebiliyoruz. Karşılıklı bir etkileşimle (yaratığın Frankenstein'a; Frankensteinin da yaratıcısına yönelttiği) eleştiriler de bu noktada başlıyor. Bu noktaya varana dek, Frankenstein ve yaratığı kendi acılarını, yüklerini ve sorularını kendileri taşıyorlar.

Belki bilinçli olarak belki de yazarın da görüşlerini yansıtır şekilde, kitabın sonuna dek Dr. Frankenstein bir an bile kendisini olanların baş sorumlusu ya da suçlusu olarak görmemektedir. Öyle ki; yaratık ile uzun konuşmalarında dahi yalnızca bir an ona karşı acıma hissi taşıdığı anlaşılmaktadır, hemen sonra suçlamalar devreye girmektedir. Hatta kitabın sonlarında, Frankenstein Walton'u yaratığın aldatıcı hitabetine karşı uyarmıştır. Kanaatimce, tüm yaşananların sorumlusu Frankensteindir ve yaratık yalnıza kendisinin karanlık gölgesidir. Yaratıcı, yaratma eylemi sırasında, oyuncağına bu dünyaya gelip gelmek istemediğini sormamışsa, onun bu dünya üzerindeki günahlarından da onu sorumlu tutamamalı ya da günah işlememsi için gerekli ortamı hazırlamalıdır. Bu bağlamda, doktor, ikinci büyük hatasını yaratığın kendisine bir Havva yaratma isteğini reddeterek yapmıştır.

Özellikle kitabın son bölümlerine doğru doktor ruhunu yitirmekte ve intikam ateşiyle yanıp tutuşurken asıl ruhsuz yaratığa dönüşmektedir. Buna karşılık yaratık, tüm insani duygulara aç da olsa doktordan daha insandır.

Yorumlarımı daha fazla uzatmayarak son sözü yine Yaratığa vermek isterim zira içinde bulunduğu durumu en iyi şekilde o ifade etmektedir:

"... ilk kez şefkat aradığımda; tüm benliğime dolup taşan erdem duyduğum sevgi, mutluluk hissi ve şefkatti paylaşmak istediklerim. Ancak bu erdem benim için artık sadece bir gölgeden ibaret. ... Tüm insanoğlu bana günahkar davranırken, suçlu olan tek kişi ben miyim? Arkadaşını kapısından hakaretlerle kovan Felix'ten neden nefret etmiyorsunuz? Çocuğunun kurtarıcısı öldürmeye çalışan köylüye neden lanet etmiyorsunuz?... Frankenstein...bana hala intikam besliyor olsaydın, bana hayat verdiğinde doyuma ulaşmalıydın, yok olduğumda değil. Fakat öyle olmadı, daha büyük kötülüklere sebebiyet vermemem için, sonumu dört gözle bekledin."  

Şekle Dair:

Yazarın kitabı, birinci ağızdan anlatımı, esere samimi bir his vermekle birlikte, atmosferin içine girme konusunda da okuyucu üzerinde olumlu bir etkisi olmaktadır zira okuyucu olayları, bir üçüncü kişinin aracılığı olmaksızın (yazar) doğrudan olayın kahramınından dinlediği hissini almaktadır. 

Eserin hem İngilizcesini hem de Türkçesini okuduğumda (Lacivert Yayıncılık - antik dünya klasikleri 2009/Mart), çevirinin (Çevirmen: Neslihan Güler) gayet başarılı olduğunu kendimce söyleyebilirim.

Dilbilgisi kuralları yönünden incelediğimde ise ne yazık ki çeviri için söylediklerimi yineleyemeyeceğim zira neredeyse tüm "ki" bağlaçları yanlış yazılmış. Aynı yorum "de - da" bağlacı için de geçerli. Akıcı anlatım, bağlaçların yanlış yazımı dolayısıyla sakatlanabiliyor ve anlam kaymaları oluşabiliyor.

Şekle dair son olarak da, kitabın bitiminde hiç boş sayfa bırakılmamış olmasının ve hemen yayınevinin diğer kitaplarının tanıtımının yapılmasının olumsuz bir unsur olarak dikkatimi çektiğini de belirtmek isterim.

Eserin Yerli Yersiz Çağrıştırdıkları:

- Frankenstein'ı ilk okuduğumda, Dünyaya yanlış tanıtılmış birkaç eser aklıma gelmişti. Bunlar sırasıyla "Dr. Jeykıll ve Mr. Hyde", "Drakula", "Nosferatu", ve "Notre Dame'nin Kamburu" idi. Zira tüm bu eserlerde asıl verilmek istenen mesaj hep geride kalmış, "yaratık" ve "korku" unsurları öne çıkarılmıştı. Oysa iyi ve kötünün ayrıştırılarak mükemmel varlığın arayışı, sonsuz yaşamın gölgesindeki acı ve katlanılmaz yalnızlık, yaratılıştan gelen kusurlar dolayısıyla toplumun dışına itilip, hor görülmüşlük ne kadar etkileyici bir dille anlatılmıştır bu eserlerde.

- Frankenstein'ı son defa okuduğumda, Mary Shelley'nin tao düşüncesinin silik izlerinden bahsedebiliyor olabileceğini düşündüm: (Elbette ki bunun eserin tamamına yayamam, yalnızca tek bir cümlede bunu yakaladım.)

"Dürtülerimiz sadece açlık, susuzluk ve zevkle sınırlandırılsaydı, neredeyse tamamıyla özgür olabilirdik."

- Yaratığın, Felix'in evini gözlerken izlenimlerini anlattığı bölüm garip bir şekilde günümüz bilgisayar oyunlarında küçük tanrıları oynadığımız SIMS adlı bilgisayar oyununu hatırlattı bana.

Eser'de adı geçen okunası diğer eserler:

- Kayıp Cennet, John Milton
- Genç Werther'in Acıları, Johann Wolfgang von Goethe
- Yaşamlar, Plutarkhos
- Yaşlı Gemici, Samuel Taylor Coleridge

Mektup II

Yarattığım şeylerin gölgelerini takip ederek uzaklaşıyorum, batan güneşin peşi sıra. Peki ya benim peşi sıra gelenler...

Bilmiyorum.

22 Ekim 2009
U.

Film

Frankenstein - 1931: Orijinal eserle ortak noktası çok az olan film, eğlencelik olarak izlenebilir ancak yalnızca bu filmi izleyerek eser hakkında çok yanlış izlenmilere kapılabilirsiniz.

http://www.imdb.com/title/tt0021884/

Frankenstein - 1994:
Yönetmen: Kenneth Branagh

http://www.imdb.com/title/tt0109836/

Müzik

Rime of the ancient mariner - Iron Maiden

Diğer


Frankenstein - NTV yayınları Çizgi Roman Dünya klasikleri: Kitabın özüne sadık kalarak hazırlanmış bir yayım olup hayal gücünü kullanmak yerine görsellikle eser hakkında fikir sahibi olmak için okunabilir.

http://www.ntvmsnbc.com/id/25001082/

Kitap adı: Frankenstein ya da Modern Prometheus - 1816
Yazar: Mary Shelley (Wollstonecraft Godwin) 1797 - 1851

Bağlantılar



Frankenstein orijinal tam metni için:

http://etext.lib.virginia.edu/etcbin/browse-mixed-new?id=SheFran&images=images/modeng&data=/texts/english/modeng/parsed&tag=public

Rime of the Ancient Mariner (Yaşlı Gemici) tam metni için:

http://etext.virginia.edu/stc/Coleridge/poems/Rime_Ancient_Mariner.html

Rime of the Ancient Mariner (Yaşlı Gemici) seslendirilmiş hali için:

http://www.gutenberg.org/etext/12713

Plutrach's Lives (Yaşamlar) tam metni için:

http://www.e-classics.com/

Paradise Lost (Kayıp Cennet) tam metni için:

http://www.everypoet.com/archive/poetry/John_Milton/milton_contents.htm

Mary Shelley ve Frankenstein hakkında:

http://en.wikipedia.org/wiki/Frankenstein

Frankenstein'ın yaratığının modern yansımaları ya da "Galvanizm" hakkında:

http://www.conceptlab.com/frog/

Erasmus Darwin hakkında:

http://www.ucmp.berkeley.edu/history/Edarwin.html



Bu sayfayı ekleyin...
Attachments:
Access this URL (http://www.planetebook.com/ebooks/Frankenstein.pdf)http://www.planetebook.com/ebooks/Frankenstein.pdf[Mary Shelley'in eserinin İngilizce Tam Metni ]922 Kb
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile