Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Ensor’ın ve Pessoa’nın Maskeli Karakterleri PDF Yazdır e-Posta

Kitap

Ensor’ın ve Pessoa’nın Maskeli Karakterleri

Fernando Pessoa’nın Anarşist Banker/Şeytanın Saati kitabını bitirdiğimde damağımda James Ensor’ın resimlerinden aldığım acı, buruk tat kaldı. Pessoamaske anlamına gelen persona kelimesinden türemiş ve kimse/hiç kimse anlamına geldiğini öğrenince gözlerimin önüne ilk düşen James Ensor oldu. 19.yy’ın ilk yarısı sanat açısından çok verimli bir dönem. Pessoa ve Ensor da bu dönemden. Birbirleri ile tanıştıklarını ya da eserlerini gördüklerini  sanmıyorum. Biri Portekiz’de diğeri Belçika’da iki sanatçı. Pessao Lizbon’da basit bir memur olarak çalışırken aynı zamanda yazar. Yaşarken çok az kitabı basılmış. Ölümünden sonra ise 20 binden fazla eseri sandıklarda bulunmuş. James Ensor hayatının çok büyük çoğunluğunu Belçika, Ostend'de stüdyoya dönüştürdüğü evinin çatı katında geçirir. Sadece üç yıl için evinden ayrılır o da resim eğitimi almak için Brüksel’e gider. Tanınmaya başladığında artık neredeyse bir asırlık yaşamının ikinci yarısıdır.

James Ensor dışavurumculuğun ve gerçeküstücülüğün öncülerindendir. Muhaliftir. Öncelikle de kendine karşıdır. Arkadaşları ve akrabaları onun nazik ve arkadaş canlısı olduğunu söyleseler de eserleri onun kişiliğinin alaycı, kavgacı ve huysuz olduğunu gösterir.Resimleri ilk bakışta canlı renklerle yapılmış bir karnaval havasını andırsa da incelemeye başlandığında tekinsizlik, huzursuzluk ve zalimliğin egemen olduğu görülür. İnsanların kendi yüzleri midir yoksa maske mi takmışlardır çok anlaşılmaz. Toplumun iki yüzlülüğünü vermek ister. Bazen de figürleri maske takmaz. Onun yerine ruhu giden beden gibi karakterlerini iskelet olarak gösterir. Kendisi bu figürlerin içindedir, ailesi ve yakınları da… Toplumsal yergiyi en yakınından başlatır. Maskelerini takınmış en bilinen eserlerinden biriEntrika’yı 1890’da yapar. Eserinde ortada burjuva çift görülür. Karikatürize edilmiş mavi şapkalı yeşil pelerinli figür kızkardeşi, yanındaki ise Berlin’de sanat simsarlığı yapan Çinli nişanlısıdır. Çift kalabalığın, dedikoducu, garip, çirkin figürlerin ortasındadır.Figürler maskelerinin altında güvendedir. Çiftin nişanı kasabada ve Ensor Ailesi’nde skandala yol açmıştır. Karşısında kucağında Çinli oyuncak bebekle şişman bir kadın suçlar şekilde parmağını uzatmaktadır. Aslında çift de maskelidir. Maskelerinin iki amacı vardır: hem zayıfı korumak hem de haini saklamak. Ensor şehirdeki dedikodulara misillime olarak ayrımcılık, iki yüzlülük üzerine bu resmi yapar.

Octavio Paz,Pessoa’nın eserleri için: "…yitik kimliğin aranışı." açıklamasını yapar. Pessoa kimliğini ararken başka yazarlarla karşılaşır içinde. O yazarlar da şiirler yazar. Onlar da şiirlerini imzalar. Ricardo Reis, Alvora de Campos, Alberto Caiero gibi yirmidört farklı yazar görürüz eserlerinde. “Benim hakkımdaki tüm güzel efsaneleri anlatacağım,evrensel ben, eşsiz ben, koca göbekli ben ve mükemmelkonu olabilecek: ben, biz, siz, onlar.”der. (I will tell to all the beautifullegend of the I, the universal I, the unique I, the potbellied I, and the great subject To Be: I am, we are, you are, they are!)Gene bu karşılaşmalardan bir başka roman daha doğar. Hemşehrisi Jose Saramago’nun yazdığı Ricardo Reis’in Öldüğü Yıl.

Pesseo da Ensor gibi aynı iki yüzlülüğü vermek ister. Anarşist Banker eserinde diyaloğubu yüzden bitmiş bir akşam yemeği sonrasına, laf arasına yerleştirir. Çünkü banker de tanıdıktır.Öyküsünde anarşisti “Peki anarşist kimdir? İnsanları doğdukları anda toplumsal bakımdan eşitsizkılan adaletsizliğe isyan eden biri; basitçe ifade edersek özü budur.” diyerek açıklar. Kitabın kahramanı banker, fakir bir ailenin zeki evladı olarak “kurum”ların kaldırılamayacağını vetoplumsal anarşizmin mümkün olmadığını, bireysel anarşizmi yaşayabilmek içinözgür olunması gerektiğini fark eder. Bunun için de zengin olması gerekmektedir.

Şeytanın Saati’nde sözleri ile doğmamış bir çocuğun şair olmasını sağlayan ve ilan eden şeytan, doğacak çocuğun aynı zamanda şeytanın oğlu olduğunu söyler. Belki de bu yüzden bir şair olan Pessoa’nın kitaplarını anlamak ve özümsemek biraz zor. Onunla beraber dönemdaşı Ensor’un resimleri incelenirse daha kolay sindirilecektir. Çünkü bir sanatçı olarak onun da içine aynı şeytan vardır.Yada Tanrı bedeni, Şeytan hayalleri yarattıysa sanatçılar da bize bu hayalleri gösterdiler. Bu yüzden de Tanrı ile Şeytan’ın arasında kaldılar.

  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.
Emanet Şehir PDF Yazdır e-Posta

Kitap

Kitap adı: Emanet Şehir

Yazar/Çizer adı: Levent Cantek - Berat Pekmezci

Yayın evi: İletişim

Kitap kokusunda yazarken, çizgi roman/grafik roman için birkaç defa aynı cümleyi kullanmıştım ve bu defa da aynı şeyi yapıyorum:

"Ben iyi bir çizgi roman okuyucusu değilim."

Buradan devam ediyorum:

Ancak bazı çizgi romanları özellikle takip ediyorum ve alıyorum. "Levent Cantek" imzasını görünce "Emanet Şehir"i de almak istedim. Sonra gördüm ki "İletişim Yayınları"ndan çıkıyormuş. Bu benim için ikinci artıydı çünkü her yayın evinden çıkan her kitabı gözü kapalı almazsınız. Benim/bizim sarfı nazarımızda "İletişim Yayın evi" ayrı bir yer etmiştir. Kitabı elime aldığımda ise Berat Pekmezci'yi de takdirle karşıladım. (Demiştim ya çizgi roman kültürüm çok gelişkin değildir diye, ne yalan söyleyeyim kendisini de bu kitaba kadar, Sırtlan Logosu haricinde tanımıyordum.)

Gelelim "Emanet Şehir"e:

Kitabın sayfalarını çevirmeye başladığımda, ilk çağrışımlarım Maus - Art Spiegelman ve Berlin Üçlemesi - Jason Lutes geldi. Sanıyorum içerik derinliği yönünden Maus'u hatırlamıştım. Çizgiler yönünden de Taş Şehir canlanmıştı gözümün önünde.

Kitabın kapağından başlamak üzere ne kadar özenle hazırlandığı anlaşılıyor ve her işaret her nokta bir göndermede bulunuyor. Orak çekiç, kurt başı, altı ok, gamalı haç, dp, tabanca bizi bekleyen hikayeyi sarmalayan ortamı ortaya koyuyor, tıpkı kitabın kapağının kitabı kaplaması gibi. Sonra bir sayfa daha ve geçmişte kalan film afişlerinden fırlama bir başka iç kapak...

1940ların sonu - 1950lerin başındayız...

Baş kahramanımız Şekip, Emanet Şehir Ankara'nın entelektüel açmazlarında, "yalan" bir dünyanın gölgesinde kendi yolunu bulmaya çalışıyor. Bir yanda komünistler diğer yanda topluma yayılan bu virüsü temizlemek üzere cansiperane çalışan yurtsever gençler, öte yanda karanlık bir istihbarat teşkilatının görünmez eli, ispiyoncular... Şekip, Orhan, Faik derken Emel, Fahriye, pantolonlu kadın sahne alıyor. İçki şişeleri, meyhaneler, fahişeler, soğuk ve garip bir şehrin karanlık sokaklarında, aydınlık gelecek için yapılan tartışmalar, entelektüel tartışmalar, 3 kuruşa sipariş tefrikalar... İşte böylesine bir girdaba çekiyor bizi Emanet Şehir, Levent Cantek'in kaleminden ve Berat Pekmezci'nin mürekkebinden.

Bir alıntı:

"Bize bu şehri emanet ettiler. Hangimiz Ankaralıyız?

Hiçbirimiz.

Emanete hıyanet edersen seni buradan kovarlar. Bu parti işleri Ankara'da yapılması, başka şehirlerde olsa, buraya hiç dokunulmasa iyiydi."

ve bir tane daha:

"İyi bi şey bu demokrasi... Biri gider öbürü gelir... Bize düşen içip içip ağlamak işte."

Özellikle bu son cümle beni yürekten vurdu. Cantek ve Pekmezci'nin 50'li yıllarından 2014 yılına geldiğimiz bugünlerde hala aynı tas aynı hamam. Maalesef böyle gelmiş böyle gidiyor. Yeniyor, içiliyor, ağlanıyor, sızlanıyor, ancak iş harekete geçmeye gelince herkes o "kendinden menkul ve herşeyden bağımsız var olan!!!" demokrasiden medet umuyor. Ve bize bi şey olmaz edebiyatı sürüp gidiyor.

Emanet Şehirlerde emanet hayatlar, deve kuşu - kum ilişkisi içinde yaşanıp gidiyor.

Tanıtım Yazısından:

Kırklı yılların sonu, Soğuk Savaş’ın başı. Demokratlar iktidara ha geldi ha gelecek... Ankara tedirgin, başka bir dönem başlayacak. Yel üfürecek, sel götürecek, başka bir siyaset çökecek şehre...Komünistler dolanıyor arka sokaklarda, veremliler var hastanelerde, gün batımında kıtlık, gün doğumunda yokluk... Yahudiler İsrail’e göç ediyor... Kısacık akşamlarda şiirden romandan konuşan memurlar toplanmışlar yine...Kırık dökük içki masaları, kavgalar, atışmalar ve Bohemler... Altındağ’da ahşap evler, Yenişehir’de beton apartmanlar...

Şekip ve Orhan iki arkadaş. Şekip, yalancı; Orhan, şair. Faik, bir Hacığa’nın oğlu, Bobstil. Adana’dan okumaya geldi, ticareti biliyor. Kıpkırmızı gülümseyen Fahriye, Şekip’in aşkı. Emel, aykırı bir yolcu, dünya küçük, Şekip’in ev arkadaşı... Şekip, tefrika yazıyor: Feride Celal, Pardayanlar ve İstanbul’un Fethi. Doktor, nasıl anlatsam, yüreğim yanıyor, derdime derman... Kadehler hicrana!

Ne okusam sekmesinde tavsiyeleri bulabilirsiniz!

Ne Okusam


Gelelim tavsiyelere:

Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları - Metin Toker Tıklayın

Dönemin olaylarını öncesini ve sonrasını bir gazetecinin gözünden görebilmek adına Metin Toker'in Demokrasimizin İsmet Paşalı yılları dizisini tavsiye ederiz. (Bulabilirseniz.) Bilgi Yayınevinden çıkmış. Emanet şehir'e denk gelen kısım: "Tek Partiden Çok Partiye - 1944 - 1950" olsa gerek.

"Başka havalar çalan fareli köy kavalcılarının arkasından, o rejimi bırakıp gitmeye kalkışacaklar olacaktır."

6 - 7 Eylül Kasırgası - Hasan İzettin Dinamo Tıklayın

Diğer bir tavsiyemiz ise Hasan İzettin Dinamo'dan "6 - 7 Eylül Kasırgası" Belki de Emanet Şehrin atmosferinde mayalanan fırtınanın koptuğu döneme kısa ve öz bir bakış sağlayabilecektir bu kitap:

"Yahu, diye dert yanıyordu, Menderesle Bayar, kıçlarını kurtarmak için salt benden aldıkları yedi çift eski püskü Tahtakale pabucuna kalmışlarsa Türkiye batmış demektir... Bizim gibi birkaç yoksul işçiyi ateşle atarak pisledikleri kocaman suçu ört bas etmğe çalışmaları çok alçakça, namussuzca bir iş." (Bu arada belirtmek gerekir ki Conga Ali, tutuklanmazdan evvel, yaşamını Tahtakale eski ayakkabı alım satımı ile sürdürmekteymiş.)"

"Sabahattin Ali'nin Sinop mapusanesinde yazdığı "geçmiyor günler" şiirine meydan okurcasına en geçmeyecek gibi görünen günler de geçip gidiyor. Ne var ki kızgın damga demiriyle yüreğimizi dağlayan zulmün açtığı yaralar bir türlü sağmak bilmiyor."

MAUS - Art Spiegelman Tıklayın

Başta da yazdığım gibi Art Spiegelman'ın ödüllü çizgi romanı MAUS mutlaka okunması gerekenlerden.

Gamalı Haç başrolde!

Berlin - Taş Şehir - Jason Lutes Tıklayın

Berat Pekmezci çizgileri ile paralellik kurduğumuz bir çizgi roman tavsiyesi:

Berlin - Taş Şehir

"2. Dünya Savaşı ve Almanlar teması, bu kitapta 1. Dünya Savaşı bitiminden itibaren ele alınıyor ve iki dünya savaşı arasında kalmış bir milletin farklı sınıflara mensup neferlerini, oldukça objektif bir gözle ve yalın bir anlatımla gözlerimizin önüne seriyor. "

Yazar

Levent Cantek

 

1969 Ankara doğumlu. Bilkent Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Lisans eğitimi aldı, Gazi ve Ankara Üniversitelerinde gazetecilik yüksek lisans ve doktorası yaptı. Çizgi roman ve mizah ile ilgili çalışmalarıyla tanınıyor. Kültür tarihi ile ilgili çalışmalar yapıyor. Film ve dizi senaryoları yazıyor. Kitapları: Türkiye’de Çizgi Roman (İletişim Yayınları, 1996/2002/2012), Markopaşa, Bir Mizah ve Muhalefet Efsanesi (İletişim Yayınları, 2001), Karaoğlan, Erotik ve Milliyetçi Bir İkon (Oğlak-Maceraperest, 2003), Çizgili Hayat Kılavuzu (der. İletişim Yayınları, 2002/2004), Çizgili Kenar Notları (der. İletişim Yayınları, 2007), Cumhuriyetin Büluğ Çağı (İletişim Yayınları, 2008/2013), Şehre Göçen Eşek (İletişim Yayınları, 2011), Dumankara (İletişim Yayınları, 2013) ve Emanet Şehir (İletişim Yayınları, 2014).

Berat Pekmezci Tıklayın

  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 4