Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Cüce PDF Yazdır e-Posta

Kitap

Cüce

Yazar adı: Leyla Erbil
Yayınevi: İş Bankası Yayınları

Aşağıdaki yazı Selda Tunç – Dilek Yazar – Hülya Soyşekerci  tarafından "DEV BİR YAPIT: “CÜCE” başlığı altında hazırlanmıştır.

Anlamsal Bakış ( Konu ve İçerik )
Leyla Erbil’in bu yapıtını genel olarak değerlendirmeden, yapıtın bizdeki etkilerinden kısaca söz etmek istiyoruz. Edebiyatımızda okuru  bu denli kıpırdatan yapıtlar pek enderdir çünkü. Bu anlamda, “Cüce”yi incelemek kolay  olmadı. Okurken coşku, hüzün, şaşkınlık, öfke, hiçlik, anlamsızlık gibi karmaşık duygular yaşadık. Bazen baştan çıkardı  bizi, bazen  de kramp girdi düşüncelerimize. Okurken yanımızda biri varmış duygusuna kapıldık çoğu zaman.

 

“Cüce”de toplumsal yozlaşmanın  acısını çeken ve bunun bir parçası olmaya direnen kahramanın trajik öyküsü izleniyor. İzlemek sözcüğü önemli burada, çünkü  olaylar   okurun gözünde kendiliğinden canlanıyor.

Yapıtın 25. sayfasında, -tanıtım, reklam, pazarlama, paketleme- zorunluluğunun olduğu bir ortamda üretmekten utanç duyan, vazgeçen, ünden, hayran olunmaktan, hatta sevgiden bile kaçan bir yazarla, Zenime ile karşılaşıyoruz. Bu yazar, çirkinliklerin parçası olmak istemiyor. 27. sayfada, “Kimse içinden çıktığı çirkeften leke almadan gezinemez bu gezegende” söylemiyle Zenime, toplumdaki yozlaşmışlığı vurguluyor. Onun  başkaldırısında günümüz piyasa koşullarına bir göndermenin yapılmış olduğunu  da belirtmek mümkün.  Bir iç konuşmasında, kendisinin değerlerine tanıklık edeceklerin yittiklerini, çok yaşadığını, ölmesi gerektiğini haykırıyor. Çok kalp taşımaktansa, düzene uymak ya da yok olmak üzerine kurulu dünyadan gitmeyi yeğliyor. 
Kitap iki ana bölümden oluşuyor denilebilir. ‘Yazarın Notu’ başlığıyla yazılmış birinci bölümde kurmaca yazar, öykü kahramanını (Zenime’yi)  tanıdığı kadarıyla bize anlatıyor. İkinci bölüm kendi içinde bölümlere ayrılıyor. Burada Zenime’den,  Zenime’nin iç  konuşmalarından , Hatçabla’dan ve Yıldırım’dan söz ediliyor. İkinci bölümde kurmaca yazar, Zenime ağzından kendi duygularını okurla paylaşmak istemiş gibi geldi bize. Kitabı bizlere sunan Leyla Erbil’i  düşündüğümüzde kurgunun ustalığından da söz edebiliriz.

Birinci bölümde kurmaca yazar, okurdan bir istekte bulunuyor; kahramanın bölük pörçük bıraktığı notları birleştirip onun intihar nedenini aydınlatması. Böylece okur bir sorumluluk yükleniyor; sorgulamaya, düşünmeye, kahramanı anlamaya çalışıyor. “Okumak öylesine satırları tarayıp geçmek değilmiş” diyor. Biraz huzursuzlanıyor anlamaya çabalarken. Yabancı sözcüklerin, mitlerin anlamını bulmaya gereksinim duyuyor, sözlüğe, kitaplara baş vuruyor. Uzun devrik tümcelerin içeriğini, kahramanın kendine özgü sözcüklerinin anlamlarını, noktalama imlerinin vurgularını bulmaca gibi çözmeye çalışıyor. Tüm bunları Zenime’nin notları diye düşünüp yadsımıyor. Böylece Leyla Erbil’in özgün biçemine teslim oluyor, kendini  öykünün akışına bırakıyor. Leyla Erbil’in dilde kural ve kalıplara bağlı kalmak istemeyişini, bunları kurguya yedirme inceliği gösterdiğini fark edince susuyor. Bir yazarın kendini özgürce ifade etme çabasına saygı duyuyor. Leyla Erbil, ‘Yazarın Notu’ bölümünün sonuna kendi adını koymakla, kendini de metne dahil ediyor. Böylece okur, Leyla Erbil’in sınırları aşma çabasını, üç katmanlı kurmacayla ustaca örtüştürdüğüne tanık oluyor. Ancak, ‘Yazarın Notu’ bölümündeki anlatıcı, Leyla Erbil mi yoksa yazarın yarattığı aynı adlı bir öykü kişisi mi belli değil. Bu anlamda “Öykü iki katmanlı mı?” sorusu akla geliyor. Leyla Erbil, ustaca oluşturduğu bu ikilemle okuru şaşırtıyor, düşündürüyor.

Zenime’nin iç konuşmalarından birinde, okurların, bir insanlık durumunu  anlamaları için cüceyle röportajı hangi koşullarla onayladığını ve söyleşiyi  içine sinmeden kabul ettiğini öğreniyoruz. Kitap bittiğinde düğüm çözülüyor. Cücenin yaklaşımı, onun ‘hiç’liğe gitme
isteğini tetikliyor ve Zenime intihar ediyor. İntiharından hemen önce dünyanın kendisi için rahmetli olduğunu söylüyor. Cüce, toplumsal yozlaşmanın yarattığı bir varlıktır;  bozulmuş, değersizleşmiş  bir insandır.  Zenime’nin evrenini alt üst etmeye yeter onun kişiliğindeki cücelik.
Kitabın yukarıda sözünü ettiğimiz yorumu salt bizim  algılarımıza dayalı. Bu anlamda, değişik bakış açılarının, farklı yorumların, okumaların ve alımlamaların varlığı da söz konusu. Bilinçli olarak karmaşıklaştırılmış ve okuru içine çeken bir metin olan “Cüce”yi her okur, farklı alımlama  yeteneğiyle yeni baştan kurabilir; bulmacanın parçalarını kendi bakış açısına göre düzenleyebilir.

Kurmaca yazar, Zenime ile ilgili anılarını ve gözlemlerini anlattığı gibi sık sık kendi düşünce, duygu ve yorumlarını ifade ediyor: “Zaten ben de  yaşlandıkça  insan denilen âciz varlıkları olduğu gibi sevmeyi ve kabul etmeyi öğrenmiştim. Kabul edilmeyecek kadar zor ya da alçak olduklarına inandığımda görüşmezdim onlarla; Zenime Hanım asla öyle değildi; iyi, dürüst, onurlu bir insandı bence.”(s:11) Kurmaca yazar, Zenime ile ilgili notlarını şöyle bitiriyor: “Toprağına, yıldızlar, ateşböcekleri, güneşler yağsın.”( s:13) “Zenimeydi adı.” tümcesi ‘Yazarın Notu’ başlıklı kısımda dört kez yineleniyor. Bunlar anlatıma şiirsel bir ses ve özel bir derinlik kazandırıyor. Bu yinelenme bizi Zenime’nin anlamını araştırmaya yönetti. Sözlük anlamıyla Zenime, “hiçbir kavme dahil olmayan, soysuz” demek. Hiçbir kültüre, hiçbir düşünceye ve kalıba girmeyen, hep yalnız kalan öykü kişisinin karakteriyle örtüşen bir adlandırmayla karşılaşıyoruz. “Cüce”de hiçbir şey nedensiz değil, tüm öğelerde bir anlam bulmak olası.

‘Yazarın Notu’ başlıklı kısımda yazar yalnızca  anlatıyla ilgili ip uçları vermiyor; aynı zamanda öykü kahramanının evrenini kendi bakış açısından anlatıyor. Böylece Zenime’ ye derinlik kazandırıyor; okura  onun özgün bir  kişi olduğunu sezdiriyor.

Sözdizimsel Bakış

Kişilerin Özelliklerini Oluşturan Nitelikler, Kişilerin Eylemleri

Yazarın anlatımına göre Zenime’nin kişiliği, farklı kültürlerde yoğrulmuş. Zenime, Avrupa’da, Ortadoğu’da kalmış. Alaturka müzikten anlar  ayrıca piyanoda Batı eserleri çalar. Ateist olduğunu söylediği halde baş ucunda sanat değeri taşıyan bir Kur’an-ı Kerim asılıdır. Ramazanlarda oruç  tutar, sağlık için tuttuğunu söyler. Yılın başka bir zamanında ise yazarla buzlu cin içip sarhoş olur. Burjuva ailelerin çocuklarının okuduğu Dame de Sion’u bitirir; bazı sol gruplara yataklık ettiği iddiasıyla hücrede kaldığını, işkencede hiç konuşmadığını belirtir bir taraftan. Babasının  dünyanın birçok yerinde müritleri olan bir Babai tarikatı şeyhi olduğunu  belirtir. Zenime’nin Amerika’da İngilizce olarak basılan tek romanı felsefi içeriklidir; adı Hiçlik’tir. Kurmaca yazar, Zenime’nin verdiği bu romanı ilgiyle okur ve ona daha çok yakınlık duymaya başlar.  Kitap, ikisini  birbirine yakınlaştırır; bu ‘varoluşçu’ ad bir büyü etkisi yapar sanki. Zenime, toplumsal olaylara da çok duyarlıdır. Gazi kıyımı, Metin Göktepe olayı, Sivas kıyımı onu çok öfkelendirir. Fakat Zenime toplumsal sistemin o kadar dışına atıyor ki kendini, salt kendi dünyasında yaşamaya başlıyor.

Zenime’nin  hastalıklı, parçalanmış bir iç evreni var; ‘şizoid’ bir  evren bu.   Zenime’nin yaşadıkları, anlattıkları kırık bir  aynadan yansır gibi ulaşıyor okura. Ayrıca ayna kırıklarındaki  görüntüler  çoğu zaman içbükeyleşiyor. Bu içbükeyleşme, gerçekliğin şizoid kırılmalarına eşlik ediyor. Bu parçalanmış ve içbükeyleşmiş gerçekleri anlamlandırmak, sıralamak, düzenlemek; ‘rasyonalize etmek’  okura düşüyor.
Zenime’deki bu iç ve dış (farklı kültürler, olaylar) çelişkiler karmaşası, onun kendi anlatısındaki biçemi de belirliyor. Leyla Erbil, bu bilinçle Zenime’nin anlatısında söz dizimini sık sık değiştiriyor, farklı bir yapılanmayla kuruyor tümceleri. Ruh sağlığı bozulmuş Zenime’nin düşünce boyutunda yaşadığı kaosun bir yansıması niteliğinde bu tümceler.

Aynı zamanda Leyla Erbil’in  kendi  biçemindeki özgürleşme arayışının doruğunda yer alıyor. “Cüce”nin arka kapak yazısında, Leyla Erbil ile ilgili bir değerlendirmenin düşüncelerimizle örtüştüğünü belirtmek istiyoruz: “Psikanalizin özgürleştirici yöntemlerinden yararlanarak dilin oturmuş kelime hazinesi ve söz dizimi kurallarını değiştirdi; yeni bir biçim ve biçem geliştirdi.” Bir örnek: “Çünkü, ettiklerinde telefon anlattılar gelecek olanın nasıl sürüklediğini fotoğraf sanatını ve röportajı sedefli dal uçlarından, ayrıca savaş muhabirliği boyunca almışmış dediler ödüller metal ve alaşımdan, “deli-fişek” bir sanatçısıymış bu diyarın kendisi, kaçmazmış gözünden tek sözcük ve dize dediler, oysa sen adını bile duymamışın bunca yıl...” (s:17) Söz dizimindeki kırılmalar yer yer şiirselliğe ulaşıyor; seslerle anlamlar uyumlu bir birlik oluşturuyor. Tümceler uzun görünmekle birlikte bu tümcelerin içinde birçok sıralı küçük tümcenin yer aldığı  da bir gerçek. Tümcelerde virgül ve noktalı virgülün yanı sıra yazarın buluşu olan farklı noktalama imleri de yer alıyor. Virgüllü ünlem, üç virgül yan yana gibi...Yazar bunu bilinçli yaptığını kitabın başında belirtiyor.

Sözel Görünüş ( Anlatımda Kullanılan Sözcükler, Söz Öbekleri ve İşleyişleri )

“Cüce”de dilde karmaşık yapılanmalardan oluşan, yaratıcı, üst düzeyde bir biçem yer alıyor. Yazar sözcüklerin ses değerlerinden, ses benzerliklerinden yararlanıyor. Sözcüklere yeni anlamlar giydiriyor; böylece  ses ve anlam değerleriyle sözcükler zengin imgeler oluşturuyor okurun düş evreninde. “Cüce”, bilinç akışı, iç konuşmalar, düşler, anılar, sanrılar, tasarımlarla,  düşlerde canlılık kazanan mitoslarla beslenen bir anlatı.

“Cüce”de yazarın biçemine estetik boyut kazandıran bir başka yön ise, bazı tümcelerde yazarın birkaç sözcükle bir toplumsal olaya, bir yazınsal yapıta, bir şarkıya vb. göndermeler yapması. Toplumsal göndermelerden  bazı örnekler:

...sense bugün bu kara saçları...öylesine çektin, gerdin, boğdun ki ensende-yedi TİP’li genci boğan müreffeh katilleri gibi Türkiye’nin-, gözlerin bir anda, bir samuray kılıcı keskinliğinde incelerek edindi yepyeni görme boyutları.” (s:19)
...alıştırmaya çabalarken seni medyanın gereğine , dediler ki, istesek de istemesek de geçtik artık küreselleşmeye, zamanın ne içinde ne dışında kalan, sense,,,çünkü kimse içinden çıktığı çirkeften leke almadan gezinemez bu gezegende, artık bil bunu...” (s.27)

Yapıtlara yapılan göndermelerden örnekler:

Bunlarda  bulurdun bir gizli suç ve ceza, tehlikeli ilişkiler ve zamanımızın bir kahramanı katılarak gülüşmelerine...” ( s:57)

Şarkılara yapılan göndermeler:

...her şeye seyirci iki kalbin senin daha mı az yaralı diyorum ruhumu saran inleyen nağmelerle” (s: 36)

Anlatının sonuna doğru resim sanatından çeşitli  adlara göndermeler var:

Menipo (s:84), Guillaume Tell’in Elması...(s:85)

“Cüce”de varoluşçuluk ile ilgili yönlere rastlamak da olanaklı. Sayfa 50’de dil ile psikolojiyi buluşturan varoluşsal bir metinle karşılaşıyoruz. Zenime’nin kendine yabancılaşmasını adım adım izliyoruz. İlk paragraftan itibaren ayna, görüntü ve insan, başlı başına bir trajedi örneği oluşturuyor.(Bkz. s: 50-51) Sayfa 64’te Zenime’nin aynayla konuşması hem onun patolojik dünyasını yansıtıyor, hem de varoluşçu bir metin örneği oluşturuyor. Aynada yüzünü kaybeden insanın psikolojisi tüm ağırlığıyla sayfalarda yer alıyor. Sayfa 66’da aynada çeşitli görüntüler ve yansımalar görüyor öykü kahramanı, aynadan
gelen sesler duyuyor; bunların tümü sanrılardan oluşuyor. Metinde geçen ‘ana rahmi’  varoluşçuların sık sık  gönderme yaptıkları  ve dönmeyi istedikleri bir yer.

“Cüce”de özellikle sayfa 87 ve 88’de gerçeküstü bir dünya yer alıyor. Görselliğe dönüşen sözcükler gerçeküstücü bir tablo meydana getiriyor. Sayfa 88’in son paragrafında yılana dönüşen  kadın (Zenime), Kafkavari bir söylemle, içeriden anlatılıyor. Değişim ve dönüşümünü bizzat yaşıyor kadın. Sayfa 90’da görselliğe dönüşen ‘yaratılış mitosu’ yer alıyor.

“Cüce”de  öykü kişisinin psikolojisine bağlı olarak ölümün sık sık yer aldığını ve sorgulandığını da görüyoruz. Karıncalar, ki evin içinde her yerde onlar dolaşmaktadır, Zenime’ye ölümü çağrıştırır sürekli. “Karıncalar, karıncalar! Kim çoğaltıyor ölümü?” (s:87)  Çok sevdiği köpeğinin ölümü de ona çürümeyi çağrıştırır. (s:68) Ölümün sık sık sorgulandığı sayfalar 67, 70, 87.  Çok yalnızdır  öykü kahramanı: “Sendeki değerlere tanıklık edecek olanları yitirdin bir bir; sana tanıklık edecek en yakın dostlarını! Korkun bu senin! Sen ne çok yaşadın! Bittin  sen artık, öl, öl!..” Tam bir bunalım anıdır bu; bir gün gerçekleşecek ölüm anını içinde taşıyan  bir bunalımdır.

“Cüce”de  öykü kahramanının kişiliğine, kültürüne   bağlı olarak çok değişik dil yapılanmaları ve çok farklı sözcük dağarcıkları ile karşılaşıyoruz. Yapıtın özgünlüğünün en yoğun duyumsandığı yerler bu dil alanları bizce. Örneğin sık sık müzik terimleriyle karşılaşıyoruz ve bu terimler birçok yerde duyguların anlatımında kullanılıyor: staccato, andante, vivace, vibrato, koluratur soprano vb...

Latince sözcüklere  yer verildiği  görülüyor: Pri-ma, lilium kandidum...

Latince’nin yanı sıra başka bir ölü dil olan Osmanlıca’dan da sözcükler alınmış metne: Müteyakkız, mütedennis, mütecevviz...

Halkın dili ise Yıldırım’ın ağzından aktarılıyor. Hep koşarak gelir Yıldırım ve her sözüne “Aneeey!” diyerek başlar.

Slogan dili de gereken yerlerde kullanılarak bir çeşitlendirme yapılmış. Bu sloganlar politik, sanatsal ve bireysel alanlardan alınıp değiştirilerek metnin içine başarıyla sindiriliyor:
“Ya sev ya terk et”, “Türküm dersen kâfirsin”, “Ya öl ya öldür...”

Gazete haberi başlıkları ve  metinlerinin (haber dili) kullanımı yapıta güçlü bir gerçekçilik kazandırıyor: “Yusuf Erişti’ye Ne Oldu?”
Emniyet yetkilileri, Yusuf Erişti’nin gözaltına alınmadığını savundu. Erişti’nin şubede öldürülmüş olabileceğine tanıklık yapan M. Ali Çelik, tutuklu bulunduğu Sağmalcılar Cezaevi’nde  öldürüldü...

KALP ŞARABI adı altında “yemek tarifi”ne de yer veriliyor. Bulantıyı bastırdığı söylenen ‘kalp şarabı’nın tarifi tüm ayrıntılarıyla yapılıyor : On tane taze maydanoz sapı temizce yıkanır, yapraklarıyla birlikte bir litre doğal şaraba eklenir. O eklendikten sonra iki yemek kaşığı doğal üzüm sirkesi eklenir ve ağır ateşte on dakika kaynatılır...(s: 37)

Yazarın dilde farklı kullanımlarına bir başka örnek olarak da ‘kapkaranlık’ sözcüğünde ‘kaskaranlık’ şeklinde bir değişiklik yapması. (s: 50) Bu değişiklik, “kasılmak, kasvet” gibi 0olumsuz kavramları çağrıştırıyor.

Leyla Erbil,  Türkçe abece’de yer almayan bazı harflere (örneğin “q”) değişik işlevler vererek kullanıyor. “Kalın k” sesi yerine kullandığı q’ya şöyle yer veriyor: “...seni görseler ne olacaq görmeseler ne olacaq, kimler unutuşun obur toprağıyla göğün mürekkep rengini tutuşturacaq zaten insanaoğlu ha yok ha var uy havar, bir gelse de gitse şu adam...” ( s:31) Seslerle yerel anlamlar ve çağrışımlar yaratıyor yazar.

Türk Edebiyatı’nda ‘novella’ adlandırmasıyla yazılan ilk yapıt  “Cüce” olsa gerek. Kitabın adının “Cüce” olmasının, türüyle de bağlantısı olabilir.  Yüzlerce sayfalık bir roman yerine bu kısa, derinlikli, görkemli novellayı yazmakla Leyla Erbil ulaşılması çok güç bir başarıyı yakalıyor. “Cüce” her okuyanda çoğalabilen, kendini sürekli yenileyen, evrensel nitelikte, farklı, öncü, çarpıcı bir ‘genç yapıt’; genç öykücüleri  denenmemişliğin  şaşırtan   labirentlerinde adım adım yürütüyor. Hem de tam zamanında...

Selda Tunç – Dilek Yazar – Hülya Soyşekerci

Ne Okusam

Leyla Erbil ile yapılan bir söyleşi için tıklayınız.

Yazar

1931 İstanbul doğumlu yazarın 2001 yılında yayımlanan Cüce adlı romanı haricinde

* Tuhaf Bir Kadın (1971)
* Karanlığın Günü (1985)
* Mektup Aşkları (1988)
* Üç Başlı Ejderha (2005)

adlı romanları da bulunmakta olup, PEN yazarlar topluluğunun da aktif bir üyesidir.

Öyküleri:

* Hallaç (1961)
* Gecede (1968)
* Eski Sevgili (1977)

Bağlan



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile