Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Biz Hayır Diyoruz PDF Yazdır e-Posta

Kitap

* Bu kitap hakkındaki yazıyı okurken Uruguaylı müzisyen "Carlos Gardel" ezgileri dinlemek isterseniz buraya tıklayın. Ve açılan sayfada "play all" seçeneğini tıklatın... iyi dinlemeler ve okumalar...
* Burada kullanılan fotoğraflar Brezilyalı fotoğrafçı "Sebastião Salgado"'ya aittir.   

Bazı kitaplar vardır, okurken yanınızda bir kalem bulundurur, ilginç gördüğünüz noktaları not alırsınız. Bazı kitaplarda ise elinize aldığınız kalemi o kadar sık kullanırsınız ki artık kalemi bir kenara bırakıp kitabın tamamının tadını çıkartmaya çalışır, yine de bir çok noktayı not almadığınız için hayıflanırsınız. Metis yayınlarından, Metis Seçkileri serisinden çıkan, Eduardo Galeano'nun makalelerinden oluşan "Biz Hayır Diyoruz" da bu tarz kitaplardan.

 

Uruguaylı yazar/gazeteci Eduardo Galeano, Latin Amerika üzerine yazdığı yazılarında aslında ekonomik anlamda gelişmiş ülkelerin kurduğu sömürü düzeninde az gelişmiş ülkelerin çırpınışlarına; kökü derinlerde yatan kültürlerin vahşi ama kendini uygar ve gelişmiş olarak adlandıran güçlüler tarafından nasıl da yer yüzünden silindiğine keskin kalemiyle edebi bir üslupla projeksiyon tutuyor. Makaleler güncel ve basit konuların kitle ilet(iş)im araçları ile kitlelere ulaştırılan bildik yüzünün aksine, sessiz ve derinden giden gerçekleri ortaya koymaya çalışıyor. Okur ise bu makaleleri okurken, tarih çizgisinde 1976'dan günümüze Galeano ile gerçeklerin kırbaç misali şaklayan gölgesinde yolculuk yapıyor.    

"Az gelişmişlik her şeyden önce bağımlı halkların kendi kafalarıyla düşünemelerini, kendi yürekleriyle hissetmelerini, kendi ayaklarıyla yürümelerini engellemek üzere kurulmui bir iktidarsızlık yapısıdır." E.G.

Kitabın arka kapağında her ne kadar, "Latin Amerika üzerine..." ifadeleri kullanılmışsa da, yukarıda alıntıladığım gibi, sömürü düzeni özel olarak coğrafi bir bölgeyi hedeflemediği gibi kafalarını kullanamayarak sömürülenler üzerinde yaşadığımız Dünyanın dört bir yanına heterojen olarak dağılmışlardır. O nedenle, kafasını kullanmayıp da kültürünü koruyamayan, gelişimden nasibini alamayan, gördüğü yanlışa dur diyemeyen ve dur dediğinde güçlülerden göreceği baskıya göğüs geremeyecek kadar cesaretsiz olan insanların bulunduğu her yerde Galeano'nun sözleri yol gösterici ve ibret vericidir...

Kitabın her sayfasında öfke dalgaları kabardıkça kabardı. İster istemez Türkiye'nin içinde bulunduğu duruma takılıp kaldı düşüncelerim. Geçmişten bugüne yaşananlar... cumhuriyet, demokrasi, ekonomi, tarım, dış ilişkiler, iç politika, din, ihtilaller, yargı, yürütme, çekişmeler... uzayıp giden listede birbirine giren veya sokulan kavramlar. Oradan oraya savrulan insancıklar.  Sonra bende kabaran öfke dalgaları suçluluk kayalıklarına çarptı beni: Dünyanın, ülkenin bu çsapraşık düzensizliği içerisinde kendi küçük dünyamda huzuru ve mutluluğu yakalamış, elimi taşın altına sokmaya korkar olmuşum, küçük tatminsizliklerimde inleyen dünyanın sesini duymazdan gelir olmuşum. Tüketim, düzen el ele vermiş beni de tüketmiş... düzmüş...

Eser, Galeano'nun kendi otoportresini çizmesiyle başlıyor ve hemen sonra yazar kendi yarasından ve yarası olduğu için gocunduğundan bahsediyor. Peki neymiş bu yara:
"İnsan bir iletişim ve diğerleriyle buluşma ihtiyacından yazar; kendisine acı vereni açıklamak ve mutluluk vereni paylaşmak için... İnsan aslında talihiyle ya da talihsizliğiyle kendisini özdeş hissettiği yeryüzünün kötü beslenenleri, kötü uyuyanları, isyancıları ve hor görülenleri için yazar ve bunların çoğunluğu da okuma bilmez...Kitlesel sefalet, dünya nüfusunun yüzde altısının bütün dünyanın ürettiği zenginliğin yarısını dokunulmazlıkla tüketmesi için yoksul ülkelerin ödediği bedelin adı...bilim insanları göç ediyor, laboratuvarlarda ve üniversitelerde kaynak yok, endüstriyel know how hep yabancı, çok pahalıya geliyor...açlık ve hapis sistemini reddetmek onurlu bir görev."

Ve hemen ardından da acı soruyu soruyor:

"İktidar sahipleri nereye kadar izin verecekler?"  

İçinizde hala insanlık sevgisi, haksızlığa başkaldırı, adalet duygusu, görme isteği varsa ve olup bitenleri size gösteren bir ses kulak verebilecek cesaretiniz varsa, durmayın kulan verin Galeano'nun "HAYIR" deyişine. Siz de HAYIR deyin.  

Bu yazı vesilesiyle METİS yayınlarınıda tebrik etmek istiyorum. Kitabın arka kapağında, bu makaleleri yayımlamaktaki amaçlarını şu sözlerle ifade etmişler:

"Başka ülkede yaşayan bir yazarı Türkçede tanıtırken, söz konusu iki toplum arasındaki dil, kültürel birikim, yayınlanmış ve yayınlanmamış öncüller gibi farklılıkların getirdiği güçlükler var. Türkiye'deki okuma ortamının kendine özgü koşullarını göz önğnde tutarak hazırladığımız seçkilerle bu güçlüğü aşmak, eleştirel düşünceyi Türkçe'de tartışılabilir kılmak istiyoruz." Burada özellikle ELEŞTİREL DÜŞÜNCENİN altını çizmek istiyorum.

Eser Kendini anlatırken


Başta da ifade etmeye çalıştığım gibi "Biz Hayır Diyoruz" o kadar dolu o kadar yoğun ki, buraya alıntı yaptığım her satır bütünün küçük bir parçası...

"Ulusal güvenlik doktrinine göre, düşman halktır."

Yazının ulaşabildiği, düşünce özgürlüğüne giden yolda hedeflenen kitlenin aslında görünmez sınırlar ardına hapsolduğunun güzel bir ifadesi:

"Ülkelerimizde ifade özgürlüğünden tamamen yararlansak bile, herkes için yazıyoruz ama yalnızca kitaplara para ödeyebilen ve onlarla ilgilenen eğitimli bir azınlık tarafından okunuyoruz."

Ve yabancılaşma, kendi kültüründen uzaklaşma. Size de birşeyler tanıdık gelmiyor mu?
"Eğer Venezüella'da ulusal yemek, kara fasülye, üzerinde beans sözcüğü basılı paketlerde Birleşik Devletlerden ithal ediliyorsa, insan Venezüella'lı çocukların kendi tarihlerini bilmemesine şaşırabilir mi?"
"Uygarlık, ithal edilen kültür, barbarlığa, ulusal kültüre karşı. Uygarlık, azınlığın kültürü, ötekilerin cehaletine karşı."

Yoksa Galeano Anadolu'dan ya da Afrika'dan mı bahsediyor?
"Latin Amerika'da farklı kökenleri olan, değişik karakterli ve derin eşitliksiz gelişim seviyelerine sahip toplumların bir arada olduğu gerçek. Boş bir soyutlamadan bahsetmeden "kültür"den bahsedilemeyeceği gibi aynı zamanda bir "Latin Amerika Kültürü"nden de bahsedilemez. Ama ortak bir çerçeve bizim topraklarımızda fokurdayan düşman ya da birbirini bütünleyen sonsuz kültürü koruma altına alıyor. Çelişki ve karşılaşma mekanı Latin Amerika, korku ve özgürlük kültürleri arasında, bizi reddeden ve bizi doğuran kültürer araısnda bir savaş meydanı sunuyor. Bu ortak çerçeve, bu ortak mekan,bu ortak savaş alanı tarihsel. Geçmişten geliyor, bugünden besleniyor ve gereksinim ve umut olarak gelecek zamanldan tasavvur ediliyor. Direnerek hayatta kaldı; kimliklerimiz gizlemek için farklılıklarımızın altını çizen aynı çıkar çevreleri yüzünden pek çok kere acı çekilmiş ya da parçalanmış olsa bile...
Bizi birleştiren şeylerden yolan çıkan, biiz oluşturan sayısız ulusal kimliğe saygı temeline dayan bir Latin Amerika, herşeyden önce gerçekleştirmemiz gereken bir görevdir. Bizim ekonomilerimiz dışarıya doğru yönlendirilmiştir, hizmet işlevi görürler; kültrülerimizin zirveleri de hala Avrupa başkentlerindedir, mesela bir Paraguay romanının Venezüella'da değerli kabul edilmesi için oradaki edebiyat gümrükçülerinin olumlu fikirlerini belirtmeleri gerekir...
Derimiz ne renk olursa olsun, hangi dili konuşursak konuşalım hepimiz aynı katmerli toprağın farklı çamurlarından değil miyiz?"

"Gerçekliği kopya etmek ona ihanet etmek olur; özellikle de gerçekliğin, hayatta kalabilmek için yalan söylemeye zorlayan ve gündelik olarak şeylerin adlarıyla anılmasını yasaklayan bir sistem tarafından maskelendiği bizimki gibi ülkelerde. Gerçekliğin için işleme yetisinde olanlar gerçekliği döllerler...En iyi kopya eden en iyi değildir, hayır: En çok yaratan en iyidir, yaratırken yanılsa bile."

"Hayatın bedeli arttıkça artıyor, hayatın değer düştükçe düşüyor."

"Yüce papadan son köy papazına kadar seks konusunda uzman olmayan tek bir din adamı yok. Hepsi iffet yemini ettiği için, yapmaları yasak olan bir eylemi nasıl bu kadar iyi bildikleri anlaşılmıyor."

"Sanırım Troçki'ydi, bilmiyorum, en değerli devrimci devrim yerine başka bir şey seçme şansı olup yine de devrimi seçendir, diyen."

"...gözetlenen ve adaletten yoksun bir demokrasinin gerçek bir demokrasi olmadığını söyleyen bir terörizm suçu mu işlemiş olur? Onursuz bir barışın bastırılmış bir savaşa fazlasıyla benzediğini açıklayan biri şiddeti mi teşvik eder? Yüzün suçu aynaya yüklenebilir mi?"

Galeano sıkça düşülen bir hataya da düşmüyor. Bir yanlışı kabullenmezken, yanlıi yapanların, yanlış yolların doğru ipuçlarını verebileceğini de gözden kaçırmıyor:

"Bu anlayış kendi başına televizyonun reddini içermiyor, yalnızca toplumsaş olarak yasallaşmış bir uyuşturucu olarak, düşünmemek için valyum olarak televizyonu reddediyor, nasıl Birleşik Devletlerden ya da diğer yanacı ülkelerden geliyor diye mesajlarının reddini de içermiyorsa..."

"Özgürlük ancak farklı düşünenler de yararlandığı zaman özgürlük olur."

"Zalimi keşfeden mazlumdur." - Ignacio Ellacuria


Eserin Çağrıştırdıkları


Sebastião Salgado - "Salgado içeriden fotoğraf çekiyor; dayanışarak. Sahra çöllerindeki açlığı fotoğraflamak için orada on beş ay boyunca çalıştı. Latin Amerika üzerine bir avuç fotoğrafı bir araya getirmek için yedi yıl yolculuk etti."
http://www.fotografya.gen.tr/cnd/salgado/menu.html

Ölüm Saati - "Beş dakikadır beyaz sayfanın karşısında sözcükler arıyorum. Bu beş dakikada dünya silahlara on milyar dolar harcadı ve yüz altmış çocuk açlıktan ya da iyileştirilebilir hastalıklardan öldü. Yani benim şüpheye düştüğüm bu beş dakikada, yüz altmış çocuk savaşların en savaşında, en sessizinde, açıklanmayanında, adına barış denilenindei kimse cezasını ödemeden katledilebilsin diye dünya silahlara on milyon dolar harcadı."
http://www.poodwaddle.com/worldclock.swf

Viktor Hugo / Arthur Koestler - "Nereden uygulanırsa uygulansın, ölüm cezasının haklılığı yoktur."

Edward Said - Amerika Birleşik Devletlerinin Irak'ta baba oğul Bush'larla ve İngiletere'nin de desteğiyle, Galeano'nun sözleriyle "kelimenin arkasına önceden koydukları şeyi bulmak" için giriştiği savaşta susmayan bir entellektüeldi Said.

Rigoberta Menchú - Guetemaladan bir öykü, Maya yerlilerinin yok oluş öyküsünü anlatmak için, mücadeleye adanmış bir yaşam öyküsü... yaşayanın kendi ağzından.
http://www.netkitap.com/kitap-ben-rigoberta-menchu-guatemalada-yasam-elisabeth-burgos-debray-belge-yayinlari.htm
http://en.wikipedia.org/wiki/Rigoberta_Mench%C3%BA

Uzun Uzak Adam - Bedel : Galeano Seattle adlı bir yerli şefinden alıntı yapıyor: "Pek çok gün geçtikten sonra, can çekişen adam kendi bedeninin pis kokusunu hissetmez. Kendi yatağınızı kirletmeye devam edin, bir gece kendi pislikleriniz yüzünden boğularak öleceksiniz."

Pablo Neruda - Şair
http://tr.wikipedia.org/wiki/Pablo_Neruda


Yazar



Eduardo Germán Hughes Galeano (3 Eylül, 1940 - ) Uruguaylı gazeteci, yazar.

14 yaşında ilk politik çizgi romanını, Sosyalist Parti'nin haftalık yayın organı El Sol'a satmıştır.

Gazetecilik kariyerine 1960lar'da, Marcha'da editör olarak başlamıştır. 1973'te bir askeri darbe nedeniyle Uruguay'ın iktidarı değişince Galeano hapse atılmış, daha sonra da sürgüne yollanmıştır. Arjantin'e yerleşmiş ve kültürel bir dergi olan, Crisis'i kurmuştur. 1976'da Videla rejimi, askeri bir darbe ile, Arjantin'de iktidara gelince ülkeden İspanya'ya kaçtı. Burada ünlü triyolojisi, Memoria del fuego "Ateş Anıları"nı kaleme aldı.

1985'in başında Galeano Montevideo'ya döndü ve hâlâ orada yaşamaktadır.

Türkiyede yayınlanmış eserleri:
- Aynalar
- Latin Amerika'nın Kesik Damarları
- Zamanın Ağızları
- Tepetaklak
- Yürüyen Kelimeler
- Söz Mezbahası Görüşmeler, Gözlemler, Görünümler
- Gölgede ve Güneşte Futbol
- Yaratılış Ateş Anıları: 1
- Rüzgarın Yüzyılı Ateş Anıları: 2 - 3
- Kucaklaşmanın Kitabı
- Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri
- Biz Hayır DiyoruzBiz Hayır Diyoruz

http://tr.wikipedia.org/wiki/Eduardo_Galeano
http://en.wikipedia.org/wiki/Eduardo_Galeano

Sinema

Arabistanlı Lawrence - "Bilgiyi sistematik olarak saklayarak bizi aldattılar." yazıyordu Irak'tan, ta 1920'de Arabistanlı Lwarence diye biri: "İngiltere halkı mezopotamya'ya geldiğinde içinden saygınlık ve şerefle çıkılması zor bir tuzağa düştü."

Bağlantılar

 



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile