Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

Bu kitaba ilişkin PODCAST'i dinlemek için Tıklayın

1939 yılında patlak veren tarihin en büyük felaketi olan kavga, modern savaşın yeni karakterini tamamıyla ortaya koyar. Birincisinden farklı olarak, İkici Dünya Savaşı, bütün ulusal ekonomileri ve toplumları önemli ölçüde etkiler. Avrupa kıtası sınırlarını aşıp küresel bir görünüm kazanır. Geniş çatışmalara daha önce hiç sahne olmamış Pasifik Okyanusu coğrafyasının bütünüyle savaşa dahil olması ve savaşın son safhasında Müttefiklere destek olmak amacıyla partizan ordularının da savaşa girmesi, İkinci Dünya Savaşı'nın ne kadar korkunç olabileceğinin kanıtıdır.

 

Hayatını kaybeden toplam ellibir milyon insanın yarısını siviller oluşturur. Yahudi soykırımı veya Hiroşima'ya atılan bombalarla işlenen insanlık suçları bu çatışmanın yıkıcı özelliğini ve teknolojik gücünü gösteren uç örneklerdir. Bir önceki savaşın galip güçleri barışcıl ve sağlam bir düzen kuramamışlardır. Versailles Antlaşması ile Almanya'ya yüklenen ağır şartlar Alman Halkını öfkelendirir. Bunun sonucunda Nazi Partisi'nin seçimlerde bu "Tepki oylarını" toplayarak başarısının önü açar. Hitler ve Mussolini'nin diktatör rejimleri karşısında, Fransa ve Büyük Britanya demokrasileri değişken bir tutum izler Etiyopya Savaşı sırasında İtalya'ya getirilen yaptırımlarla acımasız; daha sonra İspanya İç Savaşı'nın karşısında tarafsız ve son olarak da Nazizm'in giderek saldırganlaşan yayılmacı stratejisinde ise hoşgörülü bir tutum izler. "Münih Ruhu" ve "Appeasement (Taviz yoluyla yumuşatma" Siyaseti" batılı ülkelerin Almanya savaş kapasitesini ve Hitler'i küçümsendiğini gösterir. Sovyet komünizminin sonucunda duyulan endişenin yanında ekonomik kriz yüzünden siyasi ve diplomasi alanında da kendini tek başına idare etme eğilimi görülür. Almanların doğudaki hedefleri, liberal demokrasi karşıtı rejimleri birbirine düşürmek için bir fırsat olarak değerlendirilir. ABD bile, önceleri savaşı Avrupalı rakipler arasında bir hesaplaşma olduğunu düşündüğünden, sorun ancak büyüdükten sonra dahil olabilecektir. Pearl Harbor saldırısıyla Japonya'nın yeni bir emperyalist güç olarak ortaya çıkmasından sonra dev Amerikan hareketi başlar ve kaderini dönüşü olmayan br şekilde Avrupa kıtasının kaderiyle birleştirir. Aynı şekilde bir başka dev güç olan Sovyetler Birliği de savaştan, uluslararası yeni bir rol ile çıkar. Savaştan sonra ortaya atılan bütün yeni savlar, ülkeler arasında doğan anlaşmazlıkları çözmek ve savaşa başvurmalarını engellemek için yeni bir uluslararası hukukun kurulması gerekliliğini gözler önüne serer.

İşte tam bu noktadan çıkışla her ne kadar 1984 üzerine yazılan tüm inceleme ve kritikler kitabın Stalin yönetimine karşı bir eleştiri olduğu yönünde tek bir ağızdan çıkmış gibi olsada; benim fikrime göre 1984 İkinci Dünya Savaşı sonuçları üzerine geliştirilen bir öngörüdür. (herkes nedense buna ütopya diyecektir.)

1984'te Orwell'in ilk amacı, totaliterciliğin korkunç yüzünü göstermektir diye düşünüyorum. Kitabı okurken, Orwell'in, Winston'ın gözüyle aktardığı kabus dolu bir dünyasını izliyor insan. Winston'ın bireysel olarak direnişi ile yazarın kişisel eğilimini en uç noktalara taşımak için belirlenmiş "Büyük birader" ve "Düşünce polisi" olguları; İkinci Dünya Savaşı'nın Nazizmin ve günümüzde halen sıcaklığını koruyan musallat uzantısı Faşizmin sonuçları üzerine kurulduğunu düşünüyorum.
Winston kendi içinde tıpkı çağımız bireyleri gibi isyankarlığı ve kaderciliği birarada taşır. Saplantı halinde partiden nefret eder, ve onun gücünün sınırlarını öğrenmek için tutkuyla suçlar işler. Winston'un isyanı ve sonuçta gelen çöküş, onun kadercilik hissidir. Orwell İkinci Dünya Savaşı'nın sonuçlarını gelecekte üç temel üzerine kurar .

Büyük Birader
Düşünce Polisi
Soğuk Savaş

Bugün bunların hepsi gerçekleşmiş ve eser ütopya olmaktan çıkmıştır benim gözümde. "Okyanusya" benim için Amerika Birleşik Devletleri ve/veya G8'i ifade etmektedir. "Büyük Birader" küreselleşme rantının ateşli yönlendiricisi olan "Şirketler" veya "Sermaye Güçleri"dir. "Tele-ekran"lar televizyonlar ve her türlü medya aygıtları olmuştur. Bugün bireysellik teşvik edilir gibi gözükmesine karşın sınırlandırılmıştır. Dünyanın her yerinden her türlü bilgiye ulaşım imkanı vardır diyebilirsiniz; ancak unutturulan soru ulaştığım bilgilerin doğruluğunu nasıl ispat ederim olmalıdır. Sadece televizyon ana haberlerinde önüme koyulan kadar bilgiye ulaşabilirim. Gazetelerde sadece birilerinin onayını almış; birilerinin filtresinden geçmiş bilgilere ulaşabilirim. ve hatta birkaç ay sonra okuduğum bir haberin yalan olduğunu bir başka yalan kaynaktan duyabilirim. Devlet beynimi yıkar; "özgürlük aşkı", "yaşam mücadelesi" ile unutturulur. Ruhunu ölene dek canlı tutmanın tek yolu "bir ev, bir araba üstüne bol para" sahibi olabilmektir. Çoğumuz bu sığ amaca bile ulaşamadan gözlerini yumar. Yalnız ve özgür olmak; internette takma isimlerle tanımadığın kişilere kur yapmak olmuştur. Anti-seks'in günümüz uygulaması porno içerikli web sayfalarında gezmektir.

Dünyanın en güçlü örgütü olan ?Düşünce Polisi? bugün "Medya"dır. Büyük birader itaat eden onun isteklerini yerine getirmek için insanları tek düzeleştiren; düşündürtmeyen; sorgulatmayan; küresel köleler yaratır. Muhalifler yok sayılarak elemine edilir. Günümüz medyası da artık toplumsal normları ve kültürü korumanın çok ötesinde ideolojik sistemlerin söylem aracı haline gelmiştir. Okyanusya?nın tele ekran hakimiyetli dünyasında gerçeğin ne olduğunu bilmek imkansızdır. Ne gerçekleri ne de geçmişi öğrenebilirsiniz. Ancak belki hafızalardan bile yok edilmeye çalışılmış anılardan faydalanabilirsiniz.

?Geçmişin değişebilirliği, İngsos?un temel ilkelerindendir. Geçmiş olayların, nesnel gerçekliğin olmadığı, yalnızca yazılı kayıtlarda ve insanın belleğinde yaşayabileceği kabul edilir. Geçmiş kayıtlar ve insan belleği nerede birleşiyorsa gerçek odur. Parti tüm kayıtları ve üyelerin belleklerini denetim altında bulundurduğu için, geçmişe de istediği biçimi verebilir. Her ne kadar geçmiş değiştirilebilirse bile, ortada değişmiş olduğu düşünülen bir olay, yoktur. Çünkü istenilen anda yeni biçimine sokulan geçmiş varolmuş olmaz. Bir çok kereler olduğu gibi, aynı olay bir yıl süresince defalarca değiştirilebilir. Parti her zaman mutlak gerçeği bilir, o halde mutlak gerçeğin şimdikinden farklı olamayacağı açıktır. Görüldüğü gibi geçmişin denetlenmesi, belleğin eğitilmesi üzerine kurulmuştur. Yazılı kayıtları, o anki durumlara uydurmak, yalnızca mekanik bir işlemdir. Ancak olayların istenildiği biçimde geliştiğini hatırlamak da gerekir, insanın anılarını yeniden düzene soktuktan ya da yazılı kayıtları değiştirdikten sonra yapılmış olan bu işlemler de unutulmalıdır. Bunun için belirli düşünce tekniği gerekir. Bu parti üyelerinin çoğunun ve hele bağnaz oldukları kadar akıllı olanların öğrendikleri bir şeydir. Eski dilde buna ?gerçeğin denetlenmesi? adı verilir.?

Bir yanda gizlenen gerçekler, bir yanda içeriğinden uzaklaştırılmış metinlerle simgelerin birleşmesi sonucunda seyircide algılama karmaşası yaratan görüntüler günümüz medyasının hiç de güvenilir olmadığını gösterir. Medyayı elinde bulunduran güç de Büyük Birader gibi yalnızca tek yönlü bir iletim gerçekleştirir. ?Üretici kültürlerin haber ajanslarından tüketici kültürlere yönelen ?tek yönlü akım? taarruzu" vardır. Televizyon teknolojik yapısı gereği bir ikon aracıdır. Görüntü ve ses kodlanmalarının hızlı akışıyla bilinçaltı basitçe yönlendirilebilir. Bir bakarsınız memleket bir anda dizi kahramanları ile dolup taşar. Doğru bildiklerimiz yanlış, yanlış bildiklerimiz ise birden ortadan kaybolabilir.

Okyanusya'nın resmî ideolojisi olan İngsos. Bugün özgürlükçü demokrasi adı altında uygulanan temel faşizm kurallarıdır. Resmî ideolojiye bağlılıkları sürekli kontrol ve test edilir. Rejimin iç ve dış düşmanları vardır. Bütün vatandaşlar bu iç ve dış düşmanlara karşı sürekli uyanık olmak zorundadırlar. Goldstein, rejim düşmanı hain, her kötülüğün arasındaki isimdir. Tıpkı bugün küreselleşme karşıtlarının olduğu gibi. Rejimin en önemli hedefi ?Goldsteincılığın kesin ve tümden yok edilmesidir?. Boğazımıza kadar eğlenceye, özgürlüğü algılayamayacağımız kadar çok bilgiye, cinselliğe ve gerçek görünen imajlara batırılmışızdır. Günümüzde dünyanın büyük kesiminde bizi sürekli takip eden, aşkı yasaklayan, zorla partizanlık yaptıran zorba yönetimler yok gibi görünebilir. Ancak ne var ki, akışına bilinçli bilinçsiz kapılıp gittiğimiz, egemen kültürün bize sunduğu, etkin bir birey olarak yer alamadığımız ve kendi rızamızla kabul ettiğimiz, taraftarı olduğumuz bir dünya oluşuvermiştir. Kadercilik bayrağımız, isyan ise elimize tutuşturulan elma şekerinden öteye gidemez.

Tek boyutlu toplumun ve düşüncenin oluşturulmasında en önemli araçlardan biri de kuşkusuz ?dil?dir. Dil zenginleştikçe, düşünce de zenginleşir. Orwell bu düşüncenin aksine hareket ederek, partinin yeni bir dil yaratma çabasından söz eder. Buna göre, eski dilin kelimeleri, ?iskelet haline? getirilinceye kadar kırpılacaktır. Tıpkı bugün herkesin İngilizce konuştuğunu söylediği ve aslında iki kelimeyi bir araya getiremediği gibi. Ülkenin geçmişiyle ilişkisini koparmak için ülkenin dili tahrip edilmekte, sürekli yeni kelimeler üretilmekte, halk içeriği boşalmış kelime ve kavramlarla birbirini anlamadan konuşmaya zorlanmaktadır. Tıpkı bugün ana dilim içerisine zorla ve farkındasızca sokulan başka dillerin kelimeleri gibi. "Dil yetkinliğe ulaştığı zaman devrim tamamlanmış olacaktır" Bütün kavramların içi, ya hiçbir şey ifade edemeyecek şekilde boşaltılmıştır veya tamamen tersi kavramlarla doldurulmuştur.

Tele ekranda Okyanusya ve Doğu Asya? nın sürekli devam eden bitmek tükenmek bilmez savaşı, alabildiğince şiddet sahneleri ile süslenerek gösterilmektedir. Gerçekte böyle bir savaş olup olmadığı dahi bilinmemekte , düşmanın adı sürekli değişerek insan hafızasının yanılma ve unutma istemleri, uygulanan politikalarla işleme geçirilmektedir. Tıpkı her gün yeni bir haberin ?Gündem? olduğu çağımız medyası da gündeme taşıdığı ve önemli lanse ettiği konuları, çok kısa bir süre içerisinde devreden çıkarabilmekte, bir daha hiç hatırlamamakta ve hatırlatmamaktadır. Aslında aktarılan bilgiler sürekli değiştiği için Arşiv Dairesi'nde yok edilen ve yerine hemen yenisi hazırlanabilen Okyanusya? da olduğu gibi, medyamız da enformasyon çılgınlığı içerisinde manşetlere veya gündeme taşıdığı bilgileri adeta yutar gibi eritmekte ancak işe yarayabileceğini düşündüğü anlarda çıkartmaktadır. Nasıl ki, Asya?daki düşman sellerinin karşısında Büyük Birader? e yenilmez bir koruyucu gibi sığınılıyorsa, günümüz medyası da sanki düzenin, resmi ideolojinin en büyük koruyucusu izlenimini vermekte ve aslında amacından çok uzaklaşarak yenilmez bir koruyucu görevi üstlenmektedir. Büyük Birader? in ikonlaştırılması tele ekran sayesinde olmuştur. Günümüz medyası da gücünü arttırmak için geçmişteki ikonlara sarılmakta yahut sık sık kişilerden, olaylardan ve mekanlardan ikonlar yaratma çabası içine girerek adeta karşı konulmaz bir güç haline gelmek istemektedir.

Uzun lafın kısası kültürlerin ve bireylerin tüketilmesi için izlenen iki yoldan biridir 1984'te anlatılan hapishane; bir diğeri de Huxley? in ?Cesur Yeni Dünya?sındaki gibi anlamsız yaşam unsurları ile doldurmaktır içimizi.
Şimdi kim bana bu iki eserinde ütopya olduğunu söyleyebilir sorarım size ?

Burçin Özgün

Yazar Adı

George Orwell

http://tr.wikipedia.org/wiki/George_Orwell



Bu sayfayı ekleyin...
Attachments:
Access this URL (http://www.planetebook.com/ebooks/1984.pdf)http://www.planetebook.com/[George Orwell'in Kitabının Orijinal Tam Metni]1334 Kb
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorumlar  

 
0 # 2012-08-24 14:20
George Orwell'ın bu romanı benim en çok etkilendiğim romanlardan biridir. Özellikle yazıldığı dönem düşünüldüğünde ileriye yönelik yaptığı öngörüler gerçekleştiği için özel hayatın mahremiyetinin günümüzde nasıl hiçe sayıldığı görüldüğü için herkesin okuması gereken bir çağdaş klasiktir.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
0 # 2012-11-06 07:03
Algılarımı açan, bana dystopia'yı sevdiren ve daha çok sorgulamamı sağlayan mükemmel bir kitap.
Cevap | Alıntı | Alıntı
 
 
0 # 2013-05-14 10:57
Romanı okuduğumda kafamda oluşan resim hiç yabancı değildi. Smith’i tanımamak için ahmak olmak gerekir zaten.İnanmak istenilen şey sizin ve devletin gerçeği olabilir.Tarih bile yeniden yazılabilir.Günümüzde de bunu birebir yaşıyoruz ne yazık ki.Çok şey çıkarılabilecek bir eser. Adeta bir şölen
Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile