Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Benim de Söyleyeceklerim Var PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

BENİM DE SÖYLEYECEKLERİM VAR

İkinci biraları yarıladığımızda Ercan sadece "yaşlanıyoruz lan" dedi...

Çok uzak değil Umut Sarıkaya yazılarıyla tanışmam geçen seneye dayanır. Bir gece vakti gün aşırı ziyaret ettiğim internet sitesinde garip bir çizimin yanında ?ağladım, çok ağladım, ağlarken sakızım ağzımdan düştü? başlığıyla duran yazıya tıklamamla açılan yeni sayfanın sonuna geldiğimde bir süre durdum ve sonra hiç tereddüt etmeden Umut Sarıkaya?yı okuyacağım mizah yazarları arasına aldım. Yalnız o yazıda da kitaptaki bazı yazılarda da hafif maziyi düşündüren ve ?işte bende bunu yaşadım? dedirtirken garip ve acımtırak sonla yazının son bulması ayrı bir tattı.

Kitabı okurken ekseriyetle halka kapalı alanları tercih ettiğimden içimden geldiği gibi kahkaha atabildim. Ve bahsettiğim gibi o kahkahaların arasındaki serpiştirilmiş trajik olayların dozu çok iyiydi. Belki gerçekten trajedi dozunda güzeldi.

Umut Sarıkaya çizerler gibi (kendi de çizerdir) 1980 sonrası veya yakını kuşaklarla beraber büyümenin verdiği birikim ve gözlemleri ile yazılarında bunu çok sırıtmayan ve dilin insanı rahatsız etmediği bir akıcılıkla verdiğini düşünüyorum. Kah eski sevgilisine yazdığı mektuplarda kah Pazar gününü kendine ayırmaya çalışan bir adamın trajedisinde ve en çok tebessüm ettiren Nazım ve bir yerde Ahmet Arif?in dizelerinin dönüştürülmüş haliyle karşılaşmak Umut Sarıkaya?yı ve Benim de Söyleyeceklerim var ? 2?yi okumam için başlıca sebeplerden.

 

Kitaptan bir bölüm (Akdeniz beni çağırıyor):

?Bir müddet sonra Ersin ?yok abi bu böyle olmayacak? dedi ve ?abi böyle vurucu tim gibi hep dört erkek hep beraber gezmeyelim. Kızlar bizi görünce ürküyor. En iyisi ayrı ayrı takılalım. Umut sen şu tarafa doğru git, Ömer, Buğra, siz de benimle gelin ilerde ayrılırız? diye de ekledi. Hepimiz bu öneriyi coşkuyla kabul ettik. Ben dedikleri gibi, gösterdikleri istikamette uygun adım ilerledim. Gittim gittim ama bir müddet sonra kıllanıp diğerlerinin nereye gittiklerine şöyle bir baktım. Birbirlerinden ayrılmamış, bir yirmi metre ileride havlularını serip uzanmışlardı. Koşa koşa gittim yanlarına ?abi ayıp değil mi sizin bu yaptığınız? dedim?

?Ersin eliyle mis yaparak sinirli sinirli ?ya Umutçuğum bak bu böyle olmayacak? dedi ve ?kendini bitirdin, bari bizi bitirme? diye devam etti. Olayı tam anlamadığımı söyleyip, konuyu biraz açmasını rica ettim. ?Allah aşkına şu haline bir bak, şu sırtına, şortuna, göğsüne, şu elindeki poşete bir bak görmüyor musun abi senin vizyonun yok. Hadi seni geçtik, sen bizim yanımızda dolaştığın müddetçe bize de bu plajdan bir ekmek çıkmayacak, sayende şöyle doyasıya bir yaz aşkı yaşayamayacağız? diye kalbimi kırarcasına konuştu.

Aslında haklıydı. Evet belki vizyonum yoktu ama kocaman, sevgi dolu bir kalbim vardı. Ve şimdi kırılmıştı. Gözyaşlarımı dizginleyerek ?haklı sebeplerim var? dedim. Kayalardan denize balıklama atlarken suya göğüs üstü düşüp pişmiştim ve göğsüm üç gündür kırmızı-mor karışımı bir renk almıştı. Sadece sırtımdaki değil burnum ve bacaklarımdaki deriler de soyulmuştu. (nedenini bilmiyorum ama koskoca sahil şeridi boyunca tek soyulan adam bendim). Ve şorta gelince; iki beden büyük olması, suya atlarken kayıp çıkması, sahilde otururken paçamın arasından? Neyse? evet ben de biliyorum bunlar görüntü itibariyle çok çirkin olabilir ama ben denize girdiğimde içine hava dolup şişme yapsın da boğulma olasılığım asgariye insin diye tıpkı bir kurnaz gibi, tıpkı bir sinsi gibi ince hesaplar yaparak büyük almıştım o şortu? ne diyecekler hiçbir şey diyemediler. ?Bundan sonra artık yalvarsanız da durmam? diyerek çekip gittim. Bir on metre sonra poşet mevzuunu açıklamayı unuttuğumu fark ettim. Geri dönüp ?deniz acıktırır diye, buraların fiyatları zalim olur diye İstanbul?dan ekmek arası yapıp getirmiştim. Sizinle de paylaşacaktım şerefsizler!? diye haykırdım?
Gittim, plajın ıssız bir bölgesinde oturup denizi seyrettim?

Yazar

Umut Sarıkaya: 26.04.1980 de Sivas'ta doğdu. 1996 Yılında İ.T.Ü Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesine girdi.
2004-2007 yılları arasında Penguen'de çalışan karikatürist, 5 Eylül 2007'den itibaren Uykusuz'da çizmeye başladı.

Sayfasının üst bölümüne yaptığı karikatürlerde geçmişimizdeki mahalle arası veya sokak muhabbetleri diye tabir edilen her türlü şeyi hatırlatarak beğeni kazanmaktadır. Kendisine 'tespit adamı' diyenler mevcuttur. Alt bölüm ise "Benim de Söyleyeceklerim Var" isimli bir yazı köşesine ayrılmıştır. Çeşitli edebi akımlardan ve romanlardan esinlenerek oluşturduğu bir bölümdür. Sayfasının kenarlarına da ufak çizimler yapar. Özellikle Semih Cumhuriyeti adlı hayali ülkesiyle, bir ülkede, şehirde hatta bir evde görülebilecek bütün absürdlükleri karikatürlerine yansıtır. Karikatürlerinde aynı zamanda alt ve üst sınıf çatışmalarına değinir.

Ekim 2005'te Penguende yazdığı "Benim de Söyleyeceklerim Var" başlıklı yazıları kitap olarak toplanmıştır. 2006 sonunda vatani görevini yapmak üzere askere gitmiştir. Bu ayrılığın etkileri, o dönem Penguen'de olumsuz anlamda gözlenmiştir. 6 ay sonra geri dönerek bütün Penguen okurlarını sevindirmiş, ancak Penguen'den ağustos ayı içerisinde ayrılmıştır. Sarıkaya, 5 Eylül 2007'den beri Penguen'den beraber ayrıldıkları çizerler ile çıkardıkları Uykusuz isimli dergide çizmektedir.

Bağlantılar

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=174898

Benim de Söyleyeceklerim Var (2), Umut Sarıkaya, Mürekkep Basın Yayın
Uykusuz Dergisi



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile