Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Bir Zamanlar İstanbul PDF Yazdır e-Posta

Kitap

Yazar adı: Ali Rıza Bey

Yayınevi: Tercuman

Orijinal adı: Onüçüncü Asrı Hicride İstanbul Hayatı

Geçtiğimiz hafta ikinci el kitaplar satan bir kitapçının önünden geçerken durdum ve her zaman yaptığım gibi neler var neler yokbakınmaya başladım. Daha önceden de ismini duyduğum "Bir Zamanlar İstanbul" adlı kitabı görünce tereddüt etmeden satın aldım. Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey tarafından yazılmış bu kitap Tercüman yayınlarından çıkmış. 1001 Temel Eser serisi içerisinde yayımlanmış. Kitabın benden önceki sahibinin bu kitabı 1986 yılında satın aldığı ilk sayfanın üzerine el yazısı ile not düşülmüş. "1986 - Mart"... ama eserin kendisi baskısı kadar yeni değil: Eser Ali Rıza Bey tarafından "Onüçüncü Asrı Hicride İstanbul Hayatı" başlığıyla 1922 yılında Peyam Sabah ve Alemdar Gazetelerinde eski harflerle yayımlanmış. Niyazi Ahmet Banoğlu ise bu eseri kitap haline getirmiş ve yayına hazırlamıştır. Bununla birlikte kitabın ne ön sayfasında ne da başka herhangi bir yerinde basım yılını bulamadım. O yıllarda pek alışkanlık değildi herhalde...

"Bir Zamanlar İstanbul" bir nevi tarih kitabı, ancak sosyal hayatı yaşayanlar tarafından, eskinin geleceğe aktarılmak çabasıyla ve tamamen toplumsal bir sorumluluk bilinciyle hazırlanmış sosyal bir tarih kitabı. ("Sosyal tarih" kavramı ne kadar doğrudur bilinmez ama kitap nedense bende bu tarz bir ifade kurma isteği yarattı.) Tercuman yayınları da kitabın ik sayfasına şöyle bir başlık atmış:
"Eski Adetler - Eğlenceler - Sosyal Hayat - Esnaf Kuruluşları - Bütün Yönler ile Bir Zamanlar İstanbul".

Gerçekten de kitabı okumaya başladıktan sonra gördüm ki kitabın içerisinde yok yok: çocukların sokak eğlencelerinden, İstanbul'un kahvehanelerine, lohusalık adetlerinden berduşlara, ramazan eğlencelerinden İstanbul'un gezme yerlerine, gelin kaynana ilişkilerinden, padişah tebaa ilişkilerine herşeye yer vermiş Ali Rıza Bey.

Ali Rıza Bey'in anlatımında yer yer "Evliya Çelebi" havası hakim olurken yer yer de tam bir tarihçi edası göze çarpıyor. Zaman zaman tek bir örnek üzerinden genelleme yapılırken zaman zaman da tamamıyla soyut anlatımları yeğliyor Ali Rıza Bey.

Eser içerisindeki kara kalem çizimler ise gerçekten büyüleyici. Aslını sorarsanız, eski kitap kokusu, bir zamanlar İstanbul adetleri ve bu çizimler okuyucuyu günümüz yaşantısından bir süreliğine de olsa koparıp alıyor. Özellikle de şehrin her geçen gün insanı yuttuğu, yükselen beton duvarların sosyal bir hayvan olan insan oğlunun sosyalliğini de elinden alarak bir hilkat garibesine çevirdiği şu günlerde, eskiden şehir hayatının ne denli sıcak olduğunu hatırlamak ve içimizin bir nebze de olsa ısındığını hissetmek gerçekten mutluluk verici oluyor bu kitapla.

Eserden bir kısmı alıntı yaparak eserin içeriğine dair bir fikir vermek de isterim:

İstanbul Gezi Yerleri adlı bölümden bir alıntı:
"Kağıthanenin rağbette olduğu yıllarda hepimiz adeta bir kervan halinde bir araya gelirdik. Ve, süvariocağı yoldaşlarından bir ağa çağırarak kervanımıza rehberlik ettirirdik. Yolda gerekli gördüğümüz yerlerde yemek yer ve dinlenirdik. Böylece eğlenceli bir yolculuk yapardık. Büyükdere yoluyla dönüldüğü yıllarda çayırın sahil boyunda bulunan seddin üzerinden yemekler yer, sonra tekrar arabalara binerdik.
Yolda zümrüt gibi çimenler, sarı, mor ve pembe çiçeklerin çekiciliği, bir tarafta da göklere yükselen orman ağaçlarının taze yaprakları arasında bülbüllerin uzun demler çeken derin nağmeleri hepimizi mest ve hayran ederdi.
...
Geçmiş zaman olur ki bir hayali cihan değer."


İstanbul Esnafları adlı bölümden bir alıntı:

"Kavasların okuyup yazması olmadığından esnafın kabahatleri kavasların verdikleri bilgi üzerine tomruk katipleri tarafından birer kağıda yazılırdı. ikinci günü Belediye Reisi Hüseyin Bey dört çifte kayığıyle gelip köprü başındaki iskelesine çıkardı. (Eskiden Emanet Dairesi köprü başında olduğu için bu yere de Eminönü denmişti.) İskeleden dairenin kapısına kadar iki dizilmiş kavasların arasından sağa sola selam vererek geçen Hüseyin Bey, alt katta, konulan koltuk sandalyesine otururdu. Esnaf kalemi memurları , kavasbaşı ve maiyeti karşısında el pençe divan dururlardı. Hüseyin Bey'in işareti üzerine kağıt okunmaya başlanırdı. (Köfteci Hüseyin, üzümün okkasını narhtan beş paradan fazla satmış.) deniz, Şehremini Bey (beş gün) emrini verir, kavaslardan biri herifi tuttuğu gibi hapse atardı... Şayet ceza görenlerden biri cezaya itiraz edecek olursa ceza bir misli artırılırdı. Çünkü hükümetin emrine karşı gelmiş sayılırdı."


Yukarıdaki alıntıdan da anlaşılıyor ki insanımız yıllarca devleti ve onun yürütme organı tarafından yıllardır haşince cezalandırdığı ve sindirildiği için günümüzde de özgür bilincin açığa çıkması pek güç ve ağır bir şekilde mümkün hale geliyor.

İstanbul Sefilleri ve Kopuklar adlı bölümden:

"İşsiz güçsüz İstanbul serserilerinin diğer tabakalarını teşkil edenler arasında eski külhanbeylerinin karşılığı olan ve sonraları "kopuk" adı verilen bir sürü aşağılık, terbiyesiz, ayak takımı kimseler türemiştir ki, bunların yaşayışları kayda değer."


Ne gariptir ki, bu sınıf hala varlığını devam ettirmektedir. Hatta şunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz ki "kopuklar" insanoğlu varoldukça varolmaya devam edecektir. Nasıl ki Osmanlı döneminden beri konulan hiçbir vergi kaldırılmadıysa (en fazla adı değiştirilmiştir.), toplumumuzda türeyen serseri ve ayak takımı da bir kez türedi mi sonsuza kadar varlığını sürdürmeye devam ediyor...

"Kopuklar mesleklerinde adı ve sanı olan kişilerdir. Her birinin lakabı vardır: "Kavanoz Mehmet", "Kampana Ahmet", "Seyrekbasan Osman", "İskete Hakkı", "Yumurta Hüseyin", "Çiroz İzzet", "Kırık Salih", "Palabıyık Serkis", "Dertli Şevket", "Raconcu Cafer", Çıplak İstirati", "Parmaksız Yorgi", "Kılefteci İlya", "Kabakoz Dimitri" vs. gibi isimler..."

Tütün, kahve ve enfiye İstanbul'a ne zaman geldi adlı bölümden:

Ali Rıza Bey "kahve"ye ilişkin çok hoş bir anektod anlatmış ki, burada aktarmadan edemeyeceğim:

"Bir zamanlar İran Şairlerinden Hikmeti adından bir zat bu kahvelerden birine gidip oturmuş. Kahveci de usulen kahve pişirip getirmiş.

- Kahve ruy-i siyah anı içmez Hikmeti

Kahveci de hiddetlenerek o da şaire şu sözlerle karşılık vermiş:

- Buna ehl-i irfan şerbeti derler, iç anasını ...diğimin nikbeti."


Mahalle Çocuklarının Oyunları adlı bölümden:

"Eskiden İstanbul’da alay alay mahalle çocukları; cami avlularında, yangın yerlerinde, mezarlık tarlalarında, mahalle aralarında körebe, esir almaca, topaç çevirme, pilav pişti, çıplak yavrum, kapamazsın, uzun eşek, adım atlama, uçurtma uçurtma, birdir bir, aşık atma, tahterevalli, seke seke ben geldim, saklambaç, ceviz açma, yazı mı tura mı isimleriyle anılan oyunları oynarlar, kış aylarında yokuşlarda kızak kayarlar, birbirlerini kar topları ile topa tutarlar, ilkbaharda yumurta tokuştururlar, tulumba sandığı kaldırıp yangın taklidi yaparlardı.
"

Eserin genelinden aslında Ali Rıza Bey'in de geçmişe özlem duyduğu sonucu çıkıyor. Sanıyorum, zaman ilerledikçe geçmiş hep özlemle anılıyor. Ne demiş atasözü "Kör ölür badem gözlü olur." Geçip giden zamandan da geriye hep güzel hatıralar kalıyor. Kimbilir bakarsınız 2130 yılında 2000'li yıllarında istanbul'un yeşilliğine, insan ilişkilerinin sıcaklığını, trafiğin güzelliğine atıfta bulunarak,

"Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer" deriz.

Şayet bulabilirseniz, Ali Rıza Bey'in İstanbuluna bir yolculuk yapmanızı tavsiye ederim.

Ne Okusam

Kitabın eski baskısının yanında Eren Yayınları tarafından 2007 yılında yeniden basıldığını görerek seviniyorum. tıklayınız.

Yalvaç Ural'ın Milliyet'te bir köşe yazısı. Tıklayınız.

Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey'e atıfta bulunan bir blog sayfası. Tıklayınız.

Yeni Şafak Gazetesinde bir yazı. tıklayınız.

İstanbul ve hayal alemi bir araya geldiğinde şüphesi akla ilk gelen isim "İhsan Oktay Anar" ve onun meşhur kitabı: "Puslu Kıtalar Atlası". Fantastik bir dünyanın tarihimizin sayfalarında yer almış İstanbul ile karşımı sonucunda ortaya çıkan leziz bir kitap... Tıklayınız.

Diğer

Ivan Aivazovsky tarafından resmedilmiş bir İstanbul'a ne dersiniz?
Ali Rıza Bey'in tarif ettiği günleri okurken Aivazovsky'nin ölümsüz eserlerini de karşınıza alsanız gerçekten bir zaman yolculuğuna çıkmış sayabilirsiniz kendinizi.

Yukarıdaki tablo 1846 yılında yapılmış olup, eserin adı: "Ayışığında Ortaköy'den İstanbul"

Kız Kulesi tıklayınız.


Bağlan



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile