Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Biletimiz İstanbul'a Kesildi PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

Koşun koşun! Anadolu?dan Kürtler gelmiş?!

Diyarbakır?lı bir Ermeni olan Mıgırdiç Margrosyan?ın öykülerinin yer aldığı bu kitap için 28. Tüyap Kitap Fuarı?nda rastladım. Ve tabi ki yazarı Mıgırdiç amcaya. Hiçbir şey söylemeden kitabı uzattım. Kısa bir süre bakıştık. İkimizinde teni kavruktu. Yalnız onun gözlerinin içine bir doğu hüznü çökmüştü. Adımı sordu ve sonra imzasını attı. Elini sıkıp yanından ayrıldım.
Kapağında ilgi cezbeden fotoğraflar yerine kardeşi ile 1943 yılında Diyarbakır?da çekilmiş olan, yani kendi mazisini sunan kitaplar hep samimi gelmiştir bana. Bu kitaba fotoğraftaki küçük çocuğun gözünden bir şeyleri anlatacağı hevesiyle başladım. Diyarbakır?ın Ermeni mahallesinde, Ermeni mezarlığında, sararmış sokaklarında, kilise bahçesinde ve bir şeylere anlam vermeye çalışan bazen kendi dilini yeniden öğrenen 20. Yüzyılın orta yerinde bir çocuğun öyküleri geldi geçti sayfalarda.

Anadili Serüvenim adlı öykü ile başlayıp son öyküye kadar, yanağımda ilkbaharın ilk papatyasını taşır gibi ince bir tebessümle okudum. Belki çoğumuzun yaptığı, o küçük çocuğun Tanrı ile arasındaki kendi içinden süren konuşmaları ve düşünceleriydi.

?Gerçi papazımızın ifadesine göre her ne kadar gökteki yüce Tanrımız genelde bağışlayıcı ve de affedici idiyse de eninde sonunda onun da bir sabrı, bir hulku vardı. Öyle ya! Pazar ayininden sonra kilise çıkışında uslu uslu evin yolunu tutacağımıza kaçamak yapıp Merheli, Dıngılhava, Leylek, Küpeli havuzlarına veya çaya, yani Dicle?ye giderek çimdiğimizde, boğulacağımız, geberip eşek cennetini boylayacağımız endişesiyle, ana babalarımızın bizleri evire çevire dövdüğüne bakacak olursak, Tanrımız hakikaten daha sabırlı, iyi yürekli ve affediciydi! Ama gene de Tanrı?nın işi belli olmazdı! Bakarsın günün birinde, tövbe tövbe onun da kafansın tası atabilir ve bu hesap sorma işini ahret gününü beklemeden yapabilirdi.?

Bu esnada kitapta ?usul gereği? başlığıyla yazılmış yayıncının notunu okumadan geçmemek lazım. Çünkü izah edildiği gibi Ermenice?ye aşina okurlar dikkate alınarak, telaffuz ağırlıklı bir yazım tercih edilmiştir. Türkçe yazımda da Adam Yayınları?nın Ekim 1996 basımlı Ana Yazım Kılavuzu?na uyulmaya çalışılmıştır.

Mıgırdiç?in içinden konuşmaları kendini hayranlıkla okutturmaya devam ediyordu.

?Tanrı Baba, kusura bakma ama her Pazar senin evinde aynı filmi seyretmektense arada bir de olsa babalarımızdan beyaz, gümüş yirmi beşliği havada kapıp Şehir Sineması?na girmeyi düşlüyoruz??

Adı Sarkis olan babasının nasıl halk arasında Ali veya Elo?ya döndüğünü, ana dilini öğrenirken yaptığı kandırmacanın tutmaması sonucunda söylediği maniyi, avluda tamir etmeye çalıştığı oyuncağının fırlayan tekerleğiyle beraber birçok şeyi geride bırakıp Şişli?de ki Karagözyan Ermeni Yetimhanesi?ne ayak basar basmaz Ermeni çocukların duyduğu alaylı cümleye kadar (koşun! Koşun! Anadolu?dan Kürtler gelmiş?!) bir çok anekdot içeriyor bu kitap.

Gâvur Meydanı?nda oynadıkları oyunları anlatırken dipnotlarla ğar, kortig, çatal matal, ana ana birinci, çelik çubuk?un içeriklerini anlatıyor Mıgırdiç.

Ermeni kültüründen örnekler vererek ilerlerken, Rışeş Vartavar bayramını anlatan öyküsünün sonunda kahveden sokağa taşan cızırtılı bir gramofon sesi bunaltıcı sıcakta sokağı yıkar ve dalga dalga şehre yayılıyor:

?yazan kâtip kara yazmiş yazımi

Dertten gamdan açamiyam gözımi

Kadir mevlam güldırmemiş yüzımi

O benem kim bahti kara ağlaram.?

?Allah? öyküsüyle beraber eski İstanbul?un yoğurtçusunu, Rum kadınlarını, boyacı çocuklarını anlatan Mıgırdiç Tanrı ile ve olacaklara dâhil içinden konuşmalarından yine geri durmuyor.

Kitaptan anlatılabilecek o kadar çok anekdotum oldu ki hepsini buraya yazmak kitabın tadını kaçıracaktır. Bu yazdıklarım gibi çocuksu yanını kaybetmeden her öyküde karşımıza çıkıyor Mıgırdiç?in gülen yüzü.

Kitabın sonuna geldiğimde Ara Güler?in çektiği fotoğrafa uzun uzun baktım. Kitapta adları geçen, Duvarcı Tumas, Çulcu Dikro, Manifaturacı Kel Hamit, Sobacı Vanes, Badanacı Kevoi Paketçi Şehmuz, Marangoz Haço, Süryani Sait?ler ve Keldanş Abit?lerden sonra yine içerlerde bir şeyleri kırmıştı yaramaz çocuklar, ihtiyar atlar çayırlarda terk edilmişti ölmeleri için?

Ama değmişti yaşamaya?

Volkan

Yazar

Mıgırdiç Margosyan (d.23 Aralık 1938, Diyarbakır) Diyarbakır?ın Hançepek Mahallesi'nde (Gâvur Mahallesi) doğan Margosyan, ortaokuldan sonra öğrenimine İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde devam etti. 1966?72 yılları arasında Üsküdar Selamsiz'daki Surp Haç Tibrevank Lisesi?nde felsefe, psikoloji, Ermeni dili ve edebiyat öğretmenliği ve okul müdürlüğü yaptı. Daha sonra öğretmenliği bırakarak ticarete atıldı. Edebi çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Marmara Gazetesi?nde yayımlanan Ermenice öykülerinin bir kısmı Mer Ayt Goğmeri ( Bizim Oralar) adıyla kitap haline getirildi.

1988 yılında Ermenice yazan yazarlara verilen Eliz Kavukçuyan Vakfı Edebiyat Ödülünü aldı. Gavur Mahallesi, Avesta yayınları tarafından Kürtçe olarak yayımlandı. Ermeni yazınında taşra edebiyatının son temsilcisi olarak bilinmektedir

Aras yayıncılığın yöneticilerinden biridir. Agos, Marmara ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde yazmıştır.

http://tr.wikipedia.org/wiki/M%C4%B1g%C4%B1rdi%C3%A7_Margosyan adresinden alındı.

Bağlantılar

Tespih Taneleri, Aras Yayıncılık

Dikrisi Aperen Dicle Kıyılarından, Aras Yayıncılık

Mer Ayt Goğmeri (Bizim O Yöreler), Aras Yayıncılık

Gâvur Mahallesi, Aras Yayıncılık

Söyle Margos Nerelisen?, Aras Yayıncılık



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile