Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Bulantı PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

Sartre'in Bulantı isimli eserini bitirdim az önce.
Toparlanıyorum... Sinir bozuklukları ardından felsefeye dönmeli.

Nedir bu "Var oluş" işi anlamalıyım.

"Var Olmak ya da var olmamak işte bütün mesele bu" mu?. Yok canım bu cevap değildir.

Daha "karmaşık cümleler" kurmalıyım.

Baştan alıyorum. Öze dön.

Existenzialismus, Existentialism... Varoluşçuluğun tohumlarını serpmiş iki dostum var karşımda Kierkegaard ve Nietzsche. Tanıştırayım. İsimlerinizi tekrar tekrar yazmamak için birinize K diğerinize N diyeceğim kusura bakmazsanız.

Evet Sevgili K, tanrı sevgin, tanrı yolunda yaşamını biçimlendirişin yüzyıllardır dillere destan bir şekilde anlatılır. Not almışım okuyorum yanlışım varsa düzelt lütfen. Demişsin ki "Tanrıyı nesnel olarak kavrayabilir miyim, bilmiyorum ve işte tam da bu nedenle buna inanmak durumundayım" Müthiş bir cümle.

Peki neden inanmak durumundasın K ?

Çünkü bu senin yaşamın için anlamlı değil mi?

Daha doğrusu senin yaşamının anlamı "inancın" değil mi? Bu inanç seni mutlu ediyor; amacını ve hedefi belirliyor. Nesnel, somut, elle tutulur doğrular yerine senin yaşamın için anlamı olan doğruları tercih ediyorsun değil mi? Oturmuşsun, düşünmüşsün, bir karara varmış; bir seçim yapmışsın.

Evet Sevgili N, şairliğin destansı, fikirlerin akım akım her yerde. Karşısın değil mi her şeye karşı? Tanrı anlayışına, hayatı katlanılabilir kılan her şeye karşısın. Nedir peki seni Varoluşçuların diline dolayan ? Bak ne demişsin zamanında ""Her insan kendi değerini yaratmalıdır. İnsan, varoluşunun gerektirdiği şeyi gerçekleştirmeye çalışmalıdır." Bir başka müthiş cümle daha.

Sevgili K ve N her ikinizde henüz "Varoluş" akımı doğmadan ona filiz noktası yaratmışsınız. Hemde asla bir araya gelemeyecek iki noktadan. İnanç ve inançsızlık noktasından. O zaman şöyle söylenebilir ki Varoluşçuluğun K noktasından Heinemann, Marcel, Berdiaeff, Jaspers, Buber; N noktasından Sartre, Camus, Heidegger yeni açılımlar yapmış. Bu açılımlar gerçekleşirken kimi zaman kimi noktalarda kesişmeler olmuş.

Şu an itibari ile salt "Ben" ile ilgilenen ben için Sartre'a geri dönüyorum.

Sartre bana ne dedi hatırla "Varoluş özden önce gelir".

ve ekledi "İnsan ne ise o değildir, ne olmuşsa odur".

Yani bu ne demektir. Ben etiketi "Burçin Özgün" önce rahme düştüm, gelişip dünyaya geldim. "Yok"tum "Var" oldum. Sonra geliştim. Descartes kulağıma fısıldadı "...artık düşünüyorsun. o zaman varsın..." dedi. Farkına "Var"dım.

Ve başladım kendimi şekillendirmeye. Özümü yarattım. Nasıl olacağımı, ne işe yarayacağımı, ne yapacağımı belirledim. Tüm bunları yaparken yakın çevremin beni şekillendirme çabalarından elbette etkilendim. Sağ kolumu kullanmam gerektiğini yakın çevrem söyledi mesela. Ama sonra sol kolumunda ne işe yarayacağına ben karar verdim. Esasında ahlaki değerlerin "baskı"sı altında anamdan, babamdan, eşimden, dostumdan görüp öğrendiklerimle bir şekil aldım. Ama devinimim bitmedi. "Hiç" oluncaya kadar da devam edecek. Bu devinim bana hayatımın bir çok aşamasında karşıma "seçim" yapma olgusunu getirdi. Hür, özgür iradem ile seçimler yaptım. Ve sonuçlarının cezasını veya mükafatını kendim sırtladım. Sorumluluk aldım.

Anladım ki "Her şeyi yapmakta Özgürüm, eğer gerçekten yapabilirsem..."

Erdemlerimi ben yarattım,

Zayıflıklarımı ben belirledim. Seçtim, yaşadım ve gördüm. Yeri geldi sindim, yeri geldi yüreklendim. Sartre'dan öğrendim ki toplumda değiştiremeyeceğim zorunluluklarım var. Bu dünyada yaşamak, başka insanlarla bir arada olmak, bir iş görmek ve ölmek zorundayım. Kendimi tanımak için ise yalnız, desteksiz, yardımsız bir başınayım.

Hayatımın bir çok yerinde K noktasında buldum kendimi, bir çok yerinde ise N noktasında farkındalığa ulaştım. Hem N oldum hem K.
Ve gördüm ki seçimlerimde, sorumluluklarımda, bulantım ve huzurumda insanlığımdan kaynaklanmakta.

Bulantım her zaman eyleme geçirdi beni.

Eylemlerim seçeneklerimi koydu önüme.

Seçtim çünkü özgürüm.

İnsan olmak için özgür olmak zorundayım.

Budur benim "Var"oluşum.

 

Arka Kapak

Jean Paul Sartre
CAN YAYINLARI

Bulantı, 20. yüzyılın en etkili düşünürlerinden Jean-Paul Sartre?ın ilk romanı. Bireyin kökten özgürlüğünü vurgulayan varoluşçu akımın sözcülüğünü üstlenen Sartre, adını 1938?de yayımlanan bu romanıyla duyurmuştu. Günlük biçiminde yazdığı bu kitabında, romanın kahramanı Roquentin?in dünya karşısında duyduğu tiksintiyi anlatıyordu. Bu tiksinti yalnızca dış dünyaya değil, Roquentin?in kendi bedenine de yönelikti. Kimi eleştirmenler romanı hastalıklı bir durumun, bir tür nevrotik kaçışın ifadesi olarak değerlendirdilerse de, Bulantı, yansıttığı güçlü bireyci ve toplum karşıtı düşüncelerle, sonradan Sartre?ın felsefesinin temellerini oluşturacak birçok konuya yer veren özgün bir yapıttı. ?Varoluş?la yüz yüze gelen Roquentin?in geçirdiği değişimi anlatan Bulantı, varoluşçuluğun kült kitaplarından biri oldu. 20. yüzyıl roman sanatında da önemli bir yeri olan bu kitabı, Selâhattin Hilâv?ın usta işi çevirisiyle sunuyoruz.

 

Bağlantılar

 



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorumlar  

 
0 # 2010-10-06 12:58
kitabın her sayfasında adına yakışır bir şekilde buhrandan buhrana düştüm...
Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile