Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Bir Kadın ve Bir Erkek PDF Yazdır e-Posta

Kitap

Bir Kadın ve Bir Erkek

“Dünya Havacılık Tarihi diye anlatılanlar; 16. Asırda Leonardo da Vinci’nin, insanların uçabileceğini düşündüğünü, fakat insan kudretinin bu işe yetmeyeceğini anlayınca teşebbüsten vazgeçtiğini yazarak başlıyor.”

Bir kadın ve bir erkeğin kudretleri üzerine iki kitap “Bulutlarla Yarışan Kadın” ve “Bir Tayyarecinin Anıları” üzerine notlar alıyorum.

“Bulutlarla Yarışan Kadın”ın, Halit Kıvanç’ın gerçekleştirdiği çok keyifli bir söyleşinin izindeyim. Cumhuriyetin ilk günlerinde kadının toplum içindeki yerini güçlendirmek, onun söz sahibi ve erk noktası olabileceğini ispat etmek için “tasarlanmış” ancak tasarlandığı yüksek sesle telaffuz edilmeyen bir hikayenin kahramanını okuyorum. Yapılan işin takdir edilmesi gereken büyük erdemler taşıdığının farkındayım. Mustafa Kemal Atatürk’ün gölgesinde bir hayatın ne denli zor ve sıra dışı olduğunun da… Ancak şu gerçeği kabul etmek gerek. Eğer genç bir kadının içinde göklerde süzülme arzusu baskın bir halde ortaya çıkmasaydı; tüm benliği ile benimsenmeseydi; belki Vecihi Hürkuş’ta şu cümleyi kuramazdı:

“İnsan uçuculuğu ilim halinde anlayıp vazife halinde benimsedikten sonra bir daha bırakamıyor.”

İşte Sabiha Gökçen’in genç kızlık döneminde başlayan –ciddi bir yönlendirme olmuş olsa dahi- uçma arzusu, önce kendi bileğinin gücüyle kazanılmış bir başarıyı ardından da bu ülkede elinin hamuru ile erkek işine bulaşmanın ne kadar takdir edilmesi gereken bir şey olduğunu gösteriyor okura.

Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşadığı çağın ne kadar ilerisinde olduğunu, tanıdığı imkanlar ve gösterdiği cesaretin bırakın savaştan yeni çıkmış Türk toplumuna, dünyanın medeniyet beşiklerine dahi ilham kaynağı olduğunu bir kez daha görüyor insan.

“1950’de Kore Savaşı’na katılmak istedi. Kore’ye gidecek ve hür milletler safında kendine düşeni yapacaktı. İsteğini Cumhurbaşkan’ı Celal Bayar’a iletmişti. Bayar, dileği yerinde buluyor, gereğinin yapılması için talimat veriyordu. Ancak bir engel vardı: Birleşmiş Milletler yasalarına göre, o sırada kadın fiilen askeri hizmette kullanılamıyordu. Geri hizmette görev almayı da askeri pilot Sabiha Gökçen kabul etmedi. Gidemedi Kore Savaşı’na…”

Bir diğer hikaye ise “inadına uçmak” üzerine.  Bazı insanlar vardır ki uğruna hayatlarını adadıkları amaçların gölgesinde kaybolup giderler. Onlar bu dünyadaki idealleri ayakta tutan tılsımlı ve bir o kadar da kahırlı hayatlar yaşarlar.

“Bir Tayyarecinin Anıları”, başarılı bir mühendisin, tutkulu bir pilotun ve her türlü olumsuzluklara rağmen yenilgiyi kabul etmeyen, yılmayan sıra dışı bir ruhun hikayesi.

Dünyanın cayır cayır yandığı bir dönemde, savaşların tam ortasında başlıyor yaşantının hikayesi. Bir vataseverin canla başla, sorgulamadan ülkesi için gösterdiği çabalara tanıklık ediyor okur. Büyük Ata’nın yolunda tam bağımsızlık için istikbal, göklerde inşa ediliyor.

İkinci bölüm ise genç cumhuriyetin yavaş yavaş bürokrasi ve uzun vadeli düşünceden yoksun sivilleşmesi üzerine anılar, notlar ve görüşleri içeriyor.

19 Ekim 1925 yılında Türk Tayyare Cemiyeti kurulduktan kısa bir süre sonra akıl tutulması sonucu alınan kararları görüyoruz. “Toplumun kendi öz isteği ve işi ile kurulan bu cemiyet alınan karara göre yalnız gelir kaynaklarını işletecek; elinde bulunan tayyare, vasıtalar ve elemanlarını Hava Kuvvetleri emrine verecek ve bundan böyle de nizamnamesinin birinci maddesinde yazılı şartlar gereğince yapılması ön planda bulunana havacılık işleriyle ilgili hiçbir teşebbüste bulunmayacak.”  Satırlarını kahrolarak okuyor insan. Hem kendi hem Vecihi Hürkuş adına.

Hemen akabinde bu anlamsız kararların neden alındığı anlaşılıyor. Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı öncesinde gelişmekte olan toplumlar üzerindeki ekonomik ve politik etkilerini,  Junkers Firmasının Türkiye’deki hava endüstrisinin oluşumu için atılan “olumlu” adımlarını, Türk işçisine, sanatkarı ve mühendisine tanıdığı imkanları not alıyor Vecihi Hürkuş. Oyuncaklarına tutkuyla bağlı bir çocuğun iflah olmaz saflığı ve iyi niyetiyle…

Ancak sözünü esirgemeden, gerçeği değiştirmeden…

“Bir milletin istiklalini muhafaza ve idame umudunu yabancı milletlerden alınacak savaş araçlarına bağlamak keyfiyetini, İstiklal Savaşı’ndaki yoksulluğumuzla kıyaslamak gerekir. O kutsal davada nasıl çırpınmış ve nasıl derme çatma uçaklarla düşmanla boğuşmak! Yerde çürüyen ve havada yırtılan bezlerini paça jelatini ve nişasta terkibinde analiz madde ile gererek uçuyorduk. Bu hazin yoksulluğumuza rağmen uçak adedi bakımından düşmanın büyük üstünlüğünü ezmek ve istiklalimizi mezbuhane boğuşarak kazanmak, tarihimize geçen iftihar tablolarıdır.”

Kudret’in Vecihi’de olduğunu göremeyen Leonardo da Vinci’ye aşk olsun…

  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.
Büyücü PDF Yazdır e-Posta

Kitap

Kitap adı: Büyücü

Yazar adı: John Fowles

Çevirmen: Meram Arvas

Yayın evi: Ayrıntı

Tanıtım yazısından:

Çağının yarı-entelektüel bunalımlarını geçirmekte olan, Oxford mezunu Nicholas Urfe, İngiltere'nin kasvetinden ve aşktan kaçmak için ücra bir Yunan adasına İngilizce öğretmeni olarak gider. Tek başına sıkıntılı günler geçirdiği, şair olduğuna dair hayallerinin de suya düştüğü bir sırada, gizemli milyoner Conchis ile tanışır...

Büyücü, insan zihninin labirentlerinde dolaşan metafizik bir eğlence trenidir adeta. Bu labirentlerde gerçeklikle sanrı arasındaki gri bölge kahramanımızca ihlal edilir. Birbiri ardına gelişen ürkütücü olayların, aşk ve ihanetin sonucunda Urfe başta kendi akıl sağlığı olmak üzere her şeyden şüphelenir bir duruma gelir.

Mitolojik öğelere ve Shakespeare'in ünlü oyunu Fırtına'ya çeşitli göndermelerin yapıldığı hikayede John Fowles, savaşın acımasızlığını, bir Akdeniz adasının dinginliğini, insan zihninin karmaşık yapısını, kadın-erkek ilişkisinin doğasını, Tanrı ve özgürlük kavramlarını ustaca anlatımıyla irdeler. Gerçek özgürlüğün ancak kendini tanımakla mümkün olabileceği savından yola çıkılarak hayallerle gerçek deneyimler arasındaki ilişkiler, Fowles'un Prospero'su Conchis tarafından bir dizi yanılsama, maske ve gösteriyle çarpıcı bir biçimde sahneye konur.

Büyücü'de, insanlığın karşı karşıya bulunduğu tehdit, Batı kültürünün duvarları arasına olduğu kadar insanın kendi bilincinin duvarları arasına da gizlenmiştir. Urfe gibi, içinde doğdukları kültürün sosyal yapılarınca dayatılan davranış kalıplarından uzak durma özgürlüğüne sahip olduklarını keşfeden bireylerin çabalarıyla varılabilecek yeni bir bilinç düzeyine yolculuktur bu.

Random House'un 20. yüzyılda İngiliz dilinde yazılmış en iyi yüz yapıt listesinde yer alan Büyücü, kişisel özgürlüğe ulaşmanın ve insanın kendini keşfetmesinin zorluklarına dair bir edebiyat şöleni...

  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 22