Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

6 - 7 Eylül Kasırgası PDF Yazdır e-Posta

Kitap

Kitap adı: 6 - 7 Eylül Kasırgası

Yazar adı: Hasan İzzettin Dinamo

Yayınevi : MAY

Bir Mapushane Türküsü

Bir Eyüp sabrıyla bekledim
Sabahı olmayan gecelerde.
Gül dalları yerine demir çubuklar vardı
Münzevi münzevi pencerelerde.
Dört uzun yıl boyunca
Dışarıda koskoca bir doğa
Baştan çıkaran kokularıyla
Doldurdu yolları.

 

Her bahar göğün kapılarında
Şarkılar okudu tarla kuşları.
Apak bulutlar geçti habersiz
Âşıklığımdan, şairliğimden.
İlkyaz yağmurları bensiz yağdı
Ve ebemkuşağı açtı bensiz.

Bir Eyüp sabrıyla bekledim
Pis kokulu gübreliğinde günlerimin.
İnsanlar olmadı farkında
En küçük hünerimin.
Ne de bir kişinin oldu haberi varlığımla yokluğumdan.
Bir bahar sabahına benzeyen çocukluğumdan
Ebem kuşakları gelirdi
Eğlendirmek için beni!
İçinde çırılçıplak çimdiğim dereler
Söylerken kulağımın dibinde ninni.

Bir bahar sabahı gibi güzel çocukluğumun
Kırık beşiğine başımı koyar
Uyanamadan günlerce uyudum.
Umudumu, dudaklarımda büyük türküler
Ve ellerimde gelincik desteleri
Karşımda bulurdum.
Öğrenme istemem bir Eyüp sabrı nedir
Torunlarımın torunu!
Say ki dedelerin bir masal yaşadı
Say ki acılar masaldı
Ve öttür ölümsüzlüğe doğru borunu!

Ebedi aşığın dönüşünü bekler
Yalan yeminlerin tanığı çiçekler
Artık olmayacak baharlar içinde.
Ey, ömrümün en güzel türküsü aldanış!
Aldan, gelmiş olsa bile ümitsiz kış;
Her garipsi ayak izi kar içinde
Dönmeyen âşığın serptiği çiçekler.

Ya sen! ey sen! esen dallar arasından
Bir parıltı gibi görünüp kaybolan
Ne istersin benden akşam saatinde?
Bir gülüşü olsun görülmemiş kadın,
Nasıl ölümsüzsün aynasında aşkın;
Hatıraların bu uyanma vaktinde
Sensin hep, sen, esen dallar arasında.

Ey unutuş! kapat artık pencereni,
Çoktan derinliğine çekmiş deniz beni;
Çıkmaz artık sular altından o dünya.
Bir duman yükselir gibidir kederden
Macerası çoktan bitmiş o şeylerden.
Amansız gecenle yayıl dört yanıma
Ey unutuş! kurtar bu gamlardan beni.


Yakın tarihimizin vahim olaylarından bir tanesinin anlatıldığı bu anı kitabı maalesef "eskici" bölümümüzde yerini alıyor, zira yayınevlerimiz bu kitabın yeni baskısını yapmamışlar. Yıllardan 1955, aylardan Eylül... İçinde aşağıdaki isimlerin de bulunduğu 50 küsur kişi Harbiye'de tutuklu:

- Müeyyet Boratav (Sakıncalı Doktor)
- Cango Ali
- Can Boratav (Ağabeyi gibi doktor)
- Tütün işçisi Remzi
- Aziz Nesin
- Mustafa Börklüce
- İsmet Selimoğlu
- Nihat Sargın (TİP genel başkanı, TBKP kurucusu, politikacı, Türkiye Sosyal Tarih Araştırma Vakfı yöneticisi.)
- Kemal Tahir
- Hasan İzzettin Dinamo
- Orhan Birgit (Kıbrıs Türktür Derneği)
- Asım Bezirci (1993 Yılında Sivas - Madımak'ta öldürüldü.)

Bu isimlerden bir kısmı bilindik yazarlarımız, doktorlarımız bir kısmı ise halkın içinden kendi halinde insanlar. Aslında ismini yukarıda zikrettiklerimiz ve adını bilemediklerimizin ortak noktası 6 Eylül gecesi orada olanlardan haberdar olmamaları...

"6 - 7 Eylül Kasırgası" adlı anı kitabının yazarı, 6 - 7 Eylül olayları sonrası göz altına alınanlardan Hasan izzettin Dinamo. Dinamo o sıkıntılı dönemin karanlık atmosferini akıcı ve  büyüleyici anlatımıyla bizlere aktarıyor. Anılarını aktarırken, o hücrelerde bir araya gelen insanların kıvrak zekalarını ve bu tutuklamaları tertipleyenlerin kör bakışları karşısındaki keskin dimağlarını öyle hoş bir dille aktarıyor ki Dinamo, yer yer yüzünüzdeki tebessüme engel olamıyorsunuz. 6 - 7 Eylül olaylarından sonra sorgu sual edilmeksizin tutuklanan Hasan İzzettin Dinamo o dönem 6 ay Harbiyede cezaevinde kalıyor. Tutukluluğun ilk zamanları zifiri karanlık içerisinde geçiyor, zira apar topar tutuklamalar gerçekleştirilirken aileleri de durumdan haberdar edilmiyor. Bu zifiri karanlıkta tek hüküm var: "suçlu"... Dinamo bu durumu şöyle ifade ediyor:

"Bilinmeyen koşullar altında tutuklanmıştık...Hepimiz, tutuklanmamızın nedeni olarak Kıbrısı, Makaryos papazını, İstanbul'un Bayar ve Menderes <<marifetiyle>> yıktırılışını buluyorsak da bunların bize ne gibi kötülükler getirebileceğini kestiremiyorduk. Bu yüzden de kapkara belkilerin karadüşü bizi boğucu kükürt dumanları gibi sarıyor, bunaltıyordu."


May yayınlarından Ocak 1971'de basılan bu kitapta, Dinamo'nun kaleminden 6 - 7 Eylül kasırgasının sıkıca kavrayıp Harbiye zindanlarına savurduğu hayatların mapushane günlüğünü adım adım izliyoruz: "SUçlu adayları"nın toplanması, Harbiye zindanlarındaki küçük pencereli hücrelere tıkılmaları, ilk yoklama, ağır ağır geçen günlerde tutukluların ruh halleri, olan biteni sorgulaması, traji komik anılar ve bir bir salıverilme...

Yoklama adlı bölümden bir alıntı:

"Listenin sonlarına doğru Tahsin Güzelfilibe diye bir ad daha okundu. Eski devrimci arkadaşlardan biri: "bu işçi arkadaş öleli iki yıl oldu, dedi, neredeyse mezardan çıkarıp onu da İstanbulu yıktın diye zindana atacaklar!..."

Derken, Kemal Tahir'e Vala Nurettin'den bir mesaj geliyor, zamanın sıkı yönetim komutanı Nurettin Aknoz'a Harbiyede tutuklu bulunan 52 kişiye ne yapacaklarını soruyor Vala Nurettin. Cevap hazır:

"İstanbul'u yıktıran o heriflerdir. Hepsine müstahak oldukları cezayı verdireceğim. On on beşini sallandıracağım, geri kalanını da yirmişer, otuzar yılla zindanda çürüteceğim."

Aradan yıllar geçiyor, günümüze bakıyoruz. Kafamızda soru işaretleri uçuşuyor... O zamandan bu zaman aktörler değişti ama sahne aynı mı? Ya da sahne ve aktörler değişti ama temel plan aynı mı işliyor?

Bu sırada Dinamo yüzümüze tebessümü yayıyor:

"Sevgili hükümet ve devlet başkanlarımızı sorumluluktan kurtarabilecek birer suç işleyip birer yaramazlık yapamadığımızdan, bunları da belgeleriyle hazırlayıp onlara sunamadığımızdan bayağı üzülüyorduk. Bu sakallı bebeklerin ağlamaklı halleri gözlerimizin önüne geliyor, onların namına üzülüyorduk."


Kitapta tanınmış simaların yanında Conga Ali gibi halktan insanlara da yer veriyor Dinamo. Conga Ali tutuklandıktan sonra evinde yapılan aramada, evinden 6 Eylül gecesi yağmalarda elde edildiği iddia edilen bilmem kaç çift ayakkabı çıkıyor. Suç delili bulunmuş oluyor böylece. Oysa durumu Conga Ali nasıl yorumluyor:

"Yahu, diye dert yanıyordu, Menderesle Bayar, kıçlarını kurtarmak için salt benden aldıkları yedi çift eski püskü Tahtakale pabucuna kalmışlarsa Türkiye batmış demektir... Bizim gibi birkaç yoksul işçiyi ateşle atarak pisledikleri kocaman suçu ört bas etmğe çalışmaları çok alçakça, namussuzca bir iş." (Bu arada belirtmek gerekir ki Conga Ali, tutuklanmazdan evvel, yaşamını Tahtakale eski ayakkabı alım satımı ile sürdürmekteymiş.)

Anıların arasında zaman zaman tutuklularla tutuklayanların sohbetlerine şahit oluyoruz:

"Yüzbaşı bir gün aramıza sokuldu, bizimle bayağı dertleşerek:
- Yahu, dedi, hepinizin dosyasını ayrı ayrı karıştırdım, hiçbirinize yüklenen bir suça rastlamadım. Suçsuz olduğu bilinerek  bunca insan buraya nasıl tıkılabilir? Bu işten birşey anlamadık, doğrusu."


Ve bir başka alıntı:
"Sabahattin Ali'nin Sinop mapusanesinde yazdığı "geçmiyor günler" şiirine meydan okurcasına en geçmeyecek gibi görünen günler de geçip gidiyor. Ne var ki kzıgın damga demiriyle yüreğimizi dağlayan zulmün açtığı yaralar bir türlü sağmak bilmiyor."


Sabahattin Ali - Geçmiyor Günler-Şarkı Sözleri

Burda çiçekler açmıyor
Kuşlar süzülüp uçmuyor
Yıldızlar ışık saçmıyor
Geçmiyor günler geçmiyor

Avluda volta vururum
Kah düşünür otururum
Türlü hayaller görürüm
Geçmiyor günler geçmiyor

Gönülde eski sevdalar
Gözümde dereler bağlar
Aynada hayalim ağlar
Geçmiyor günler geçmiyor

Dışarda mevsim baharmış
Gezip dolaşanlar varmış
Günler su gibi akarmış
Geçmiyor günler geçmiyor

Yanımda yatan yabancı
Her sözü zehir gibi acı
Bütün dertlerin en gücü
Geçmiyor günler geçmiyor

Ahmet Kaya yorumunı dinlemek için Tıklayın


Ve bir ikindi üstü salıveriliyor tutuklular... Karanlık geceleri, havasız zindanları geride bırakarak. Ne var ki bu manasız kasırganın açtığı yaralar yüreklere dağlanmıştı, onarılmamak üzere!

Ne Okusam

6 - 7 Eylül olayları üzerine yakın tarihimize ışık tutacak bir kaç eser:

Kitap adı: 6-7 Eylül Olayları Fotoğraflar Belgeler : Fahri Çoker Arşivi

"Tarihimizde kara bir leke olarak bilinen 6-7 Eylül Olayları’nın 50. yıldönümü, kuşkusuz Fahri Çoker Arşivi’nin yayımlanması kararında önemli nedenlerinden biridir. Merhum Emekli Tümamiral Fahri Çoker, gayrimüslimlere ait ev, işyeri ve kiliselere gerçekleştirilen saldırılardan sonra açılan soruşturma ve mahkeme süresince, Beyoğlu Bölgesi Sıkıyönetim Mahkemesi’nde başhakim olarak görev yapmıştır. Olaylar ile ilgili elindeki fotoğraf ve belgeleri, ancak ölümünden sonra yayımlanmak kaydı ile tarihe karşı sorumluluğunun önemi bir örneğini ortaya koymaktadır bu sayede, artık 6-7 Eylül 1955’te olup bitenleri daha iyi anlama ve değerlendirme imkanına kavuşuyoruz."

Kitap adı: 6-7 Eylül Olayları : Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları Bağlamında

Yazar adı: Dilek Güven

"Osmanlı İmparatorluğu’ nun dağılmasının ardından, Küçük Asya’da etnik ve demografik açıdan homojen bir ulus – devlet kurulması, temel politika olarak benimsenmiş ve bu politika Cumhuriyet dönemi boyunca çeşitli yöntemlerle uygulanagelmiştir. Gayrimüslim azınlıklar – Rumlar, Ermeniler, Yahudiler – ile örneğin Kürtler gibi, Türk olmayan grupların zorunlu asimilasyon politikaları her dönemde ağırlığını korumuştur.

Teorik olarak, tüm vatandaşların yasalar önünde aynı hak ve ödevlere sahip olmasına karşın, gündelik hayatta, Türk etnisitesine sahip mensup olmak, devletin kimlik politikasında belirleyici idi. Bu çalışma, 6 – 7 Eylül 1955’te İstanbul ve İzmir’in gayrimüslim sakinlerine yönelik saldırıların, Türk devletinin ulus – devlet inşa etme politikasıyla sıkı bir ilişki içerisinde ele alınmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Olaylar, dönemin Demokrat Parti hükümeti tarafından, devletin istihbarat servisi kullanılarak planlanmış; DP yerel teşkilatları ve başta “Kıbrıs Türktür Cemiyeti” olmak üzere öğrenci – gençlik dernekleri, sendikalar gibi devletçe yönlendirilen örgütlerce uygulanmıştır."

Radikal'de yayımlanmış, bu konu ile ilgili yazı dizisi... TIKLAYIN

Hasan İzzettin Dinamo'nun 6 - 7 Eylül Kasırgası adlı kitabı hakkında bir blog yazısı için TIKLAYIN

Yazar

Hasan İzzettin Dinamo

"Dinamo ilk şiirini 14 yaşında iken yazmıştır. Mehmet Emin Yurdakul'u anımsatan bu şiirde şöyle demektedir. "Vur demirci çekicini boş durma sen bugün de / Ocağından dört bir yana kıvılcımlar saçılsın / Şimdiyedek o pas tutan altın örsün önünde / Sana bolluk ve mutluluk kapıları açılsın". İlk geçlik şiirlerinde Rıza Tevfik'in, Yusuf Ziya'nın, Orhan Seyfi'nin etkileri görülmektedir. Daha sonra Faruk Nafiz'in etkisinde şiirler yazmıştır. Dinamo'nun ilk şiiri Giresun'da çıkan izlen dergisinde yayımlanmıştır (1925). 1928 yılında Serveti Fünun dergisinde de hece vezniyle şiirleri yayımlanan Dinamo, 1929 yılında aruz ölçüsünü denemiş, ancak yeniden hece'yi kullanmayı başlamıştır.

O sıralarda Nâzım Hikmet Rusya'dan yurda dönmüş ve 835 Satır adlı kitabını çıkarmıştır. Bu kitap Dinamo'yu büyük ölçüde etkilemiş, serbest vezinle şiirler yazmaya başlayan genç şair bunlardan bazılarını Nâzım Hikmet'e göndermiştir. Dinamo'nun belirttiğine göre Nâzım bu şiirleri beğenmiş, "hepsini Resimli Ay" da yayımlayacağını bildirmiştir. Artık toplumsal konuları işleyen şiirler yazmaya başlayan Dinamo, bunlardan bazılarını Sivas'ta çıkan Adım ve Merzifon'da çıkan Taşan dergilerinde yayımlamıştır (1930). Sivas Öğretmen Okulu'nu bitirdiği yıl okul arkadaşları Mehmet Cevdet ve Vehbi Cem (Aşkun) ile birlikte Adsız Kitap adlı ilk yapıtını çıkarmıştır. Dinamo'nun bu kitaptaki şiirleri gençlik günlerinin ürünleridir. Ancak, yeni doğrultusunu gösteren şiirlere de rastlanmaktadır. "Sekiz yıl şairlik yaptım yeter / Proleter / Olmıyanlara / Göğsümün altındaki yara / Bundan sonra / Yalnız sizin için sızlayacak".

Gazi Eğitim Enstitüsü son sınıfta iken dört yıla mahkum olunca, Ankara'da hapiste sayısız şiirler, romanlar, destanlar kaleme almıştır. Bu arada, hapse girişinin ikinci yılında, İstanbul'da kız kardeşinin aracılığıyla Deniz Feneri adlı kitabını bastırmıştır (1937). "Tahiregiller (iki cilt), Kızılırmak Donjuanı, Açlık adlı üç roman, Simavneli Bedrettin adlı romanımsı bir kitap ve yüzlerce şiirden oluşan" dört yıllık hapisane ürünleri, ne yazık ki Dinamo, hapisten çıkıp İstanbul'a gelirken (1939) valiziyle birlikte kaybolmuştur. Şair, tutuklanması sırasında da "Arkadya adlı bir romanıyla bine yakın şiirinin polisin elinde yitip gittiğini" söylemektedir.
"

Bu yazının alıntılandığı Kültür ve Turizm Bakanlığı sayfası ve yazar hakkında daha detaylı bilgi için TIKLAYIN

Bağlan



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile