Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Açlık PDF Yazdır e-Posta

Kitap

Kitap adı: Açlık

Yazar adı: Knut Hamsun

Yayınevi: Varlık

Her insan düşünür, sorar, sorgular... Her insan bakar, dokunur ve anlar... Kimisi çok sorar; kimisi az anlar, kimisi hep düşünür, kimisi yok sayar... Bazısı okur ve bazısı da yazar... Mesela Andreas yazar... İnadına yazar, yokluğuna yazar...  Aç, gururlu Andreas karanlıkve kiralık bir odada yaşar. Buna “yaşamak” denebilirse...
Andreas özgür değildir. Kendi yazgısı önceden çizilmiştir, ona direnir ancak başarılı olamaz. Edimleri, yaşam serüvenleri bilinmeyen gizli bir elce düzenlenmiş gibidir. Ne denli çırpınırlarsa çırpmsmlar kendini bağlayan zincirleri kıramaz. Bu güçten yoksundurlar. Çünkü toplumun kapıları o gizli elce kapanmıştır bireylerin yüzüne. Bu yüzden kaçar kentin sefalet dolu yaşamından; bilmediği bir yere sığınır.

Birkaç önemsiz gazetede yayınlanan yazılarıyla kazandığı üç beş kuruş bastıramaz bir türlü açlığı. Yaz aylarında şehir parklarında yaşayıp; banklar üzerinde yazmaktadır. Ancak kış oldu mu kör karanlık bir izbeye sığınmak zorunda kalır. Açlık ona kimi zaman üstündeki eski püskü giysilerini sattırır. Ayrıca bu muhtaç olduğu birkaç kronu ihtiyaç sahibi birbaşka dilenci ile paylaşmaktan da gocunmayacak  b ir yüreğe sahiptir.  Tüm bunlara rağmen, açlığa rağmen yazmaktan vazgeçmez.

 

Andreas hiç tanımadığı insanlarla dost olur ve bunları yazıları için birer malzeme haline dönüştürür. Onları düşünür, kurar, kurgular; onları hayal ile harmanlar. Binbir emek binbir çaba ile kalemi alır ve yazar... Ne zor birt eylemdir yazmak ve ne zordur tam olarak aklından geçenleri aktarmak. Akıl, karışır bir süre sonra. Hayali gerçeğe dönüştürmek için yazdıkça; gerçekler hayal gibi görünmeye başlar. Önü arkası yer değiştirir; içi dışı bir olur herşeyin.

Andreas,  hemen hemen  heryere başvurur iş bulmak için . Ancak ne yazık ki hiçbiri olumlu sonuçlanmaz. Açlık yavaş yavaş insanlıktan uzaklaştırmaya başlar Andeas’ı. Odadan çıkarken  parmaklarının ucuna basarak uzaklaşır kirasını ödeyemediği için. Ve utanır bu sessizliğinden. Birgün şansı yaver gider ve bir gazetede yayınlanan yazısı sayesinde 10 kron kazanır. Mutlulukla koşar kirasını ödemeye ve ardından bir parça peynir ile bir somun ekmek alır. Ancak 10 kron sefası on gün dahi sürmez. Yien o bilindik çaresizlikler içinde “Açlık” dayanılmayaz hallere bürünmüştür. Gördükleri bulanmaya, baktıkları anlamsızlaşmaya başlar. Aç ve soğuk hayaller görür. Geceleri ahırdan bozma imalathanesde uyur. Yeleğini, ceketinin düğmelerini, gözlüğünü rehineye vermeye çalışır; fakat para etmez. Açlıktan  ne yapacağını bilmez bir halde yerdeki portakal kabuklarını kemirmeye, .dilinin altına bir taş koyarak açlığını bastırmaya çalışır. Bir gün gururunu bir kenara bırakıp dilenmeye kalkışır; fakat bir beceremez.Sefalet içerisinde bir başka gün eski bir arkadaşı ile karşılaşır. Andreas’tan çok da farklı bir yaşamı olmamasına rağmen ona bir miktar para verir. Tam bir hafta, yedi koca gün açlığın yerine tokluğu koymuştur.Kendini biraz olsun toparlar ve yazılarının yayınlanması çalışmaya başlar ; gazete  üslubunun  ağır ve anlaşılmaz olması sebeiyle yayınlamayacağını bildirir. Açlık yine gün yüzüne çıkar. Bu kez atlattığı günlerden daha beter bir sefaletin kucağında erir. Dayanamaz ısırır parmağını ve kanını emerek yaşamaya çalışır.
Tüm olanlara rağmen yazar, gündüz kör kalemlerle, gece kör ışıklarla yazar. Bir sabah yine “yazmak”  için bir mum ödünç istemek üzere bakkala gider. Aynı esnada bir başka kadın alışveriş yapmaktadır. Bakkal, kadının verdiği parayı Andreas’ın zannederek ona para üstü verir. Sesini çıkartmadan uzaklaşır ve bir lokantaya giderek karnını doyurur. Fakat açlık artık öylesine bütünü olmuştur ki vücudu kabul etmez tokluğu.

Artık yazı da yazamaz hale düşünce bu şehirden, bu bekleyişten, bu çabadan ve direnişten vazgeçerek rıhtıma gider ve İngiltere’ye gitmek üzere bir gemiye yazılır.

Kitap kapanınca okur burulur; hemen unutmak kaydıyla birkez daha anımsar.
Yazmak, kazanmaktan çok kaybedeni olan onurlu bir direniştir.

Alternatif

Bazı kitaplar vardır, 1000 sayfa... iki günde okur bitirirsin, arkana dönüp baktığında zihinde hafif bir iz bırakır; bazı kitaplar vardır okuduğun her sayfada yazar ve kelimeleri üstüne üstüne gelirler ki bunlar yükte hafif pahada ağır eserlerdir. İşte "Açlık" böyle bir kitap.

Şehrin sokaklarında aç biilaç gezen kahraman, açlık içinde kıvranırken, okur da kitabın kahramanı ile birlikte açlığın ve çaresizliğin dağlarında geziniyor. Bir satırda açlık umutsuzluğu getirirken diğer satırda bir kıvılcım heyecanı ve umudu doğuruyor. Bu manevi dengesizlikler, ruhsal gel gitler yazardan okura doğrudan yakıcı kelimelerle aktarılmış. Bir satırda umutsuzluğun yapışkan ve küf kokan yalnızlığını hissederken, diğer satırda adeta güneşin açtığını, baharın geldiğini hissediyorsunuz. Bu noktada "Behçet Necatigil"in hakkını da teslim etmeliyiz. Türk edebiyatının güçlü kalemi kuzeyin güçlü kalemini dilimize aktarırken ustalığını alabildiğine ortaya koymuş.

Varlık yayınevini de bu vesile ile tebrik etmek istiyorum. Ben kitabı 1956, Şubat baskısından okudum. O yıllardaki kapak seçimi mükemmel. Aradan yıllar geçiyor, kapak değişiyor fakat kapak seçimi hala mükemmel. Ayrıca, o yıllardan bu yıllara kitabın ısrarla basılması ve kitap kokusu severlere sunulması her zaman ve sıklıkla karşılaştığımız bir durum değil. Tebrikler VARLIK YAYINEVİ.

Kesinlikle okunması gereken bir kitap.

Ne Okusam

İstanbul'da İki İskandinav Seyyah

Hans Christian Andersen - başmasalcı, gerçek bir seyyah, kötü bir oyun yazarı.

Bu iki "kuzey" yazarını güneye, İstanbul'a çeken neydi? İstanbul sokaklarında birer yabancı yazar olarak dolaştıklarında, bizim görmediğimiz, atladığımız neleri yakalamışlardı? "Hilalin Altında" gezen iki "dünya yazarı"nın, özgün dillerinden yapılan çevirileriyle İstanbul anıları!

------

Turgut Uyar - AÇLIK ÇOĞUNLUKTADIR.
Her nerede, her ne kitabını bulursan al ve oku. Çünkü Açlık Çoğunluktadır.
Gülü çiğdemi filan bırak
Sardunyayı karidesi filan bırak
Acıyı ve ölümleri bırak
Oy pusulalarını ve seçimleri bırak
Evet
Seçimleri özellikle bırak
Çünkü açlık çoğunluktadır
Her kişinin ukala ömrü
Yeter sanılır çiçeklenmeye
Ve dünyanın karanlığından
Bir aşk bahanesiyle kurtulmaya
Kaçıp giden baharların anısı
Elden ele devredilen bir gençlik duygusu
Laleler sümbüller bütün öbür boklar püsürler
Hakkım var mıdır bunları söylemeye
- vardır
Güneş doğarken ve batarken
Yazdan kışa girerken ve kıştan çıkarken
Ve dağda ve kırda
Hakkım vardır -
Çünkü en azından dünyadan
Dölsüz katırlar geçer
Yüklü vagonlar geçer
Demir yüklü şilepler geçer
Yelkenleri işletenleri ve tayfalarıyla
Ve onların karıları ve çocuklarıyla
Ve bilinmez sanılır geleceği
Bir demiryolu makasçısının
Oysa kesinlikle yazılmıştır
Her sevgi kitabında
Asıl olan açlıktır
Çoğunluktadır
...........

Ne İzlesem

Knut Hamsun’un başyapıtı “Açlık” iki kez sinemaya aktarılmıştır. Bunlardan biri 2002 yılında gerçekleşen renkli ve modern versiyonu olmasına rağmen tavsiyemiz 1966 yılında çekilen siyah-beyaz ilk versiyondur. Danimarka’lı yönetmen Henning Carlsen’in, Cannes Film Festivali’nde en iyi aktör ödülü kazandırdığı oyuncu Per Oscarsson, Andreas’ı canlandırır.  Film 1967 ve 1968 yıllarında çeşitli festivallerden ödüller  ile döner.
Hunger / Sult  - 1966
Yönetmen : Henning Carlsen
Oyuncular : Per Oscarsson / Gunnel Lindblom

Bu noktada bir küçük hayal kırıklığını aktarmak isteriz. Hepimiz biliriz ki çoğu zaman sinema filmleri kitapların yerini alamaz. Kitapta, baş kahramanın kemik yediği sahne alabildiğine gerçekçi ve insanın içine işler nitelikte olmasına rağmen filmde bu sahne oldukça zayıf kalmıştır. Yine de kitabı okuduktan sonra izlemeye değer...

Yazar

Knut Hamsun (asıl adı: Knud Pedersen)
Norveçli Yazar
1920 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi

Dünyaca tanınmış, Norveçli Yazar Knut Hamsun, Açlık romanını, Amerika’ya ikini gidişinden dönüşte, 1888’de Oslo (o zaman ki adı Kristiania)’da yazmaya başlamıştı, çalışmasına Kopenhag’da devam etti. Bu romandan parçalar, imzasız olarak, ilkin Ny Jord adlı bir dergide yayınlandı. Tamamlanmış şekliyle kitap, yazar adı yine verilmeden, 1890’da çıktı.

1890’dan başlayarak dünyanın sayılı romancıları arasına girecek ve Knut Hamsun adını alacak olan Knud Pedersen, Norveç’İn kuzeyinde Gudbrandsdal sınırları içinde Lom kasabasında doğmuştu.

Gençliğinde Lensmann’ın yanında “tahrirat katipliği” yapmaya başladı. Lensmann’ın kitapları vardı, Knud’a Björnson’un toplu eserlerini okma izni vermişti; Knud kitabın birini bitirip birine başlıyordu. Gözlerini bozdun bu yüzden; ömrü boyunca gözlük, özellikle kelebek gözlük kullanması bu yıllardan kalmadır. Kuru süngerin suyu emmesi gibi, içine çektiği bu yeni sanat ve bilgi cevheri, meyvesini vermekte gecikmedi; bir aşk hikayesi daha yazdı.

Knud, Erasmus Zahl adından bir tüccara yaar olmak istediğini söyledi; yardım diledi, son yazdığı hikayeyi uzattı ona. Tüccar, uzatılan kağıtlara değil, Knud’Un yüzüne baktı, düşündü. Genç Hamsun, tüccarın yazıhanesinden çıkarken bin kron’U cebine indirmiş bulunuyordu.

Bir köy hikayesi (frida) ve şiirler yazmaya başladı. Adını da Knut Pederson diye değiştirdi o ara. Tasarılar, planlarla doluydu kafası ve yirmisinde bile değildi henüz.

Hikayeyi tamamlayınca bir vapur bileti alarak Kopenhag’a gitti. Bir Kitapçıya, sonra da Norveç’li bir şaire eserini kabul ettirme teşebbüsü boşa çıktı. Yüz vermedi ikisi de. Ümitsiz, üzgün Kristiania’ya döndü. Sonra yayan, uzun bir yolculuğa çıktı.Norveç’İn en büyük yazarı Björnson’un malikanesini buldu, ne yapıp yapıp, kendisini, içeri aldırdı. Björnson evirdi çevirdi kağıtları “Yok!” dedi. “Bir şey yok bu hikayede !”...
Alıntıdır...

Açlık – Varlık yayınları
Önsöz - Behçet Necatigil

Thomas Mann, Franz Kafka, Maxim Gorky, Stefan Zweig, Henry Miller, Hermann Hesse ve Ernest Hemingway gibi isimlerin ondan etkilendiği söylenir.

Thomas Mann onu "Fyodor Dostoyevsky ve Friedrich Nietzschenin soyundan" olarak nitelendirmiştir. Arthur Koestler aşk hikayelerini beğendiğini belirtmiştir. H. G. Wells Toprağın Bereketi (1917) adlı eserini methetmiş, Charles Bukowski ise onu yaşamış en büyük yazar olarak nitelendirmiştir.

Bir eser yaratıcısının kaleminden aktrılıp vücuda geldikten sonra artık başlı başına bir varlıktır, o nedenle yazarının kişiliği ve düşünceleri çok da önemli değildir. Yine de böylesine bir eseri vücuda getiren bir eserin HİTLER'in destekçisi olması, bu görüşleri benimsemiş olması oldukça üzüntü vericidir diye düşünmekteyiz. Hitlerin ölümünün ardından yazdığı methiyede aşağıdaki ifadeleri kullanmıştır:

"O bir savaşçıydı, insalık için bir savaşçı ve tüm uluslar için adaletin müjdecisi olan bir peygamberdi."

Bağlan



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile