Ara

Yazıyooooor!


"Koku" Bulten sizleri bekliyor, ayda iki defa
TIKLA
Yaziyor! Okuyoooor... okutuyor!

Anket

Favori Distopya Romanınız?
 

Twitter'da Takip Et

Haberdar Olun!

Anneannem PDF Yazdır e-Posta

KitapAdı

O günler gitsin, bir daha gelmesin?

Tamamen tesadüf ve korkaklığın birleştiği bir noktaydı. Bu noktadan sonrası bir cevap buldu derseniz, elbette daha açılmamış kırk bin nüfus kütüğü arşivlerde dururken, eşelediği çöplerden umudunu kesmiş, bir apartman girişine yağmurdan kaçan köpek gibi yurduma döndüm. Elimde birkaç duyum dışında hiçbir veri yokken ve anneannemle çok vakit geçirip kendi ellerimle gömmüşken işte tam bu noktada bir sabah iş yerime girmiştim. İş arkadaşlarımdan birisi, iş yerine erken gelmesinden dolayı mesai başlayana kadar bir kitaba gömülmüştü. Bir yandan tırnağını yiyordu ve benim uyarımı bekler gibi gözlerini üzerime dikti. ?Yeme? dediğim gibi, elini ağzından çekip tekrar kitabına döndü. Ama kitabın öyle bir tarafı olduğunu bilmiyordum. Bitirdiğinde masasına gidip kitabı ödünç aldım ve söylediğim gibi tesadüf ve korkaklığın başladığı noktaya gelmiştim.

 

Kapağında bir mezar taşı ve pembe güllerin yer aldığı kartonu araladığımda o sıkıntı tekrar başlıyordu işte.

24. sayfaya kadar hiç dürtmenden ilerleyen kitap annemin anneannemden duyduğu ve benim bir koridor ortasında istemeden işittiğim sözle, elimdeki antika vazoyu düşürmeme sebep olmuş gibi geçmişi kanatmaya başlamıştı.

?anneannem yemeklerindeki lezzetin sırrını şöyle anlatırdı. Bir yemeğin lezzetli olması için malzemeden kısmayacaksın. Etini, yağını, salçasını bol bol koyacaksın yani malzemeye kıyacaksın. Sonra, yemeği ateşe koyup unutmayacaksın. O yemekle beraber sende ağır ağır pişeceksin.?

Daha sonra pizez bacı?nın hikayesini okudum ve sonundaki tekerleme birden dilime dolanmıştı.

?ver elini çekelek.?

?ben senden küselek??

İnsan aynaya baktığında nereden geldiğini bilemiyordu. Ama bazen üzülüyordu. Benim gibi insanlar için çok önemi olmasa bile bazen bu öylesine rahatsız ediyor ki, etnik kimlik sol göğüs cebinde durmamalı hatta hiç olmamalı diyen insan için bile yavaş yavaş kana karışan zehir gibi, kalbe ilerliyordu.

Anneannemi düşünmeye başlıyordum sayfalar ilerledikçe. Bazı yerler uyuşuyordu ki o güne gelip çattı sayfalar.

Fethiye?nin anneannesi herkes kadar olmasa da geçmişi anlatmaya başlamıştı.

?aramızda ölenler oldu ama çoğumuz uzunca bir süre dağlarda yaşamayı başardık. Sonra bir gün köyümüze dönmemize izin verildi ve döndük.?

?döndüğümüzde kiliselerimiz, okullarımız, evlerimiz yıkılmıştı, yakılmıştı.?

?

?İsguhi, jandarmaların komşu köylerden bazılarını, bu arada eltisinin köyünü de basmadıklarını, bu köylerin ahalisine bir şey yapılmadığını öğrenir öğrenmez üç çocuğunu, Heranuş?u, Horen?i ve Hırayr?i yanına alıp, eltisinin köyüne gitti. Ancak, çok geçmeden jandarma bu köye de geldi ve bu kez köyün kadın erkek bütün ahalisine toplayıp Palu?ya götürdü. Palu?ya götürülenler arasında Heranuş, annesi ve iki kardeşi de vardı.?

?kadın ve erkekleri ayırdılar. Kadınları kilisenin avlusuna soktular. Erkekler dışarıda kaldı.?

?Heranuş bir genç kızın dışarıyı görebilmek için ötekinin omzuna bastığını görünce, onların yanına gitti. Arkadaşının omzuna basıp duvarın üstünden dışarıya bakan kız, aşağıya indikten epey sonra, gördüklerini söyleyebildi. Bu kızın ağzından duyduklarını Heranuş ömür boyu unutmayacaktı:

Erkeklerin boğazlarını kesiyorlar, sonra da nehre atıyorlar!?

Kitabı kapattım. Uzun bir süre durdum. Bekledim. Düşündüm. Bomboş baktım. Kalktım camın kenarında durdum. Dışarıya anlam veremedim. Oturdum. Her zaman kızdığım bir sürü şeye tepki vermedim. Her şeyi bekleyebilirdim. Ve bekledim. Birçok eylem böylece sürüp gitti. Sadece yüklem olarak devam etti hayat. Sadece yüklem. Doğdum. Yaşadım. Öldüm. Düşündüm. Yazdım. Çok karışık rüyalar gördüm. Sonra bir cesaretle tekrar elime kitabı alıp başladım kaldığım yerden. Aslında bu olaylara dair okuduğum ilk kitap değildi elbette ama tarihçilerden sıyrılıp canlı bir tanıktan (hangi taraftan olursa olsun )dinlemenin farkını yaşıyordum. Hatırlıyorum, ne zaman annem dayısının hanımını ve çocuğunu anlatmaya başlasa hemen laf karışıyor, işte öyle ne anlatayım diyerek konuyu kapatıyordu.

Sonlara doğru Heranuş yaşlılığın son günlerinde katıldığı bir düğünde bir türkü ister ve türküye iki yana sallanarak ve eliyle tempo tutarak eşlik eder. İstediği türkü Dersim türküsüdür.

Dersim dört dağ içinde

Gülüm var bağ içinde

Dersimi hak saklasın

Bir yarim var içinde

 

N?oldu ağama n?oldu

Sararıp benzin soldu

Ağam buradan gideli

Bu yerler viran oldu

 

Dersimin altı kelek

Harput?a gidek gelek

Elim elinde olsun

Kapı kapı dilenek

 

Oy havar havar havar

Havar demekte ne var

Elin elimde olsun

Üç aylık yolda ne var?

?

Kitabın sonuna geldiğimde tekrar elimden bıraktım. Hırıltılı bir ses duyduğum karanlık bir rüya gördüm. Uyandığımda hava kararmıştı. Yazarın adına sevindim. Fotoğraflara baktım tekrar. Çok şey anlatıyordu. En azından bir şeylere ulaşılabilmişti.

Yazar

Fethiye Çetin İstanbul Barosu İnsan Hakları Yürütme Kurulu üyeliği ve Azınlık Hakları Çalışma Grubu sözcülüğü yapmış, çeşitli gazete ve dergilerde yazıları çıkmış, son olarak da Ermeni Tehciri'ni yaşamış anneannesinin hayatını anılar şeklinde ve 'Anneannem' ismi altında kitaplaştırmış İstanbul Barosu'na kayıtlı bir avukattır. Elazığ'ın Maden ilçesinde doğmuş, ilk ve orta öğrenimini Mahmudiye, Maden ve Elazığ'da tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olmuştur. Halen İstanbul'da yaşamaktadır.

 

Kitap, 1904 yılında bugünkü Elazığ'ın Kovancılar ilçesine balı Ekinözü köyünde, veya eski adıyla Habab köyünde Heranuş Gadaryan olarak dünyaya gelmiş anneannesi Seher hanımın, 1915 olaylarını 10 yaşında bir çocuğun gözüyle yaşayışını, Çermik zaptiye karakolu komutanı Hüseyin Onbaşı ve karısı Esma hanım tarafından evlat edinilerek Seher ismiyle büyütülüşünü anlatmaktadır. Aynı süreçte, erkek kardeşi Horen de, Karamusa köyünden Hıdır Efendi tarafından alınır ve Nahırcı Ahmet adıyla çobanlık yapmaya başlar. Geriye dönük olarak aile tarihçesi çıkarılmakta, Heranuş Gadaryan'ın babasının Hovannes Gadaryan, annesinin aynı köyden İsguhi Arzumanyan, baba tarafından dedesi Hayrabed Efendi'nin ve kardeşi Antreas Gadaryan'ın Palu, Ergani-Maden ve Kiğı'da tanınan eğitimciler oldukları anlatılmaktadır. Heranuş 1913 yılında okula başladığında babası ve iki amcası para kazanmak için Amerika'ya giderler. 1915 olaylarıyla bu çerçeve içinde karşılaşırlar.

 

Heranuş, Seher olduktan sonra, yeni kimliğinin nüfus kayıtlarına göre teyzesinin oğlu olan Fikri (Fethiye Çetin'in dedesi) ile evlendirilir. Bu arada I. Dünya Savaşı bitmiş, baba Hovannes Gadaryan Suriye'de 1920'de karısı (Seher'in annesi) İsguhi'yi ve onun kızkardeşi Diruhi'yi, 1928'de de Halep'te oğlu (Seher'in erkek kardeşi) Horen'i bulmuş ve Amerika'ya götürmüştür. Küçük kardeşi 1915'de 5 yaşındaki Hırayr ise, anlaşıldığı kadarıyla, Hovannes Gadaryan'ın hanesi içinde tehcir yollarında ölen tek fert olmuştur. Hovannes kızı Heranuş'u (Seher) da bularak mektup ve onlara katılması için para da yollar, ancak Seher bu aşamada artık evlidir ve gitmez. Bu arada bir akraba da, Seher'in küçük teyzesi Siranuş, Siverekli bir Kürt ile evlenmiştir. Tehcirden alınarak evlat edinilen başka kimselerin hikâyeleri de anlatılır. Geniş anlamda aile fertlerinden tehcirde ölenlere atıfta bulunulur.

 

Fikri ve Seher'in 4 çocuğu olur. Sabahat, Zehra, Fethiye Çetin'in annesi Vehbiye ve sonradan milletvekili olacak dayısı Mahmut. Mahmut dayısı nüfus kayıtlarında annesi için yer alan 'muhtedi' ibaresin nedeniyle askeri okula giremez. Çocuklar büyüdüklerinde ailenin Amerika'daki Ermeni kanadıyla Horen vasıtasıyla haberleşilmeye başlanır. Mahmut dayısı Amerika'dan gönderilen para ile tahsil için oraya gider gelir. Bu arada Hovannes ve İsguhi'nin Amerika'da iki çocuğu daha olmuştur. Olaylara bakış açısı ve tavırlarından ötürü 'Türk oğlu Türk' olarak niteledikleri Mahmut dayı ile aralarında anlaşmazlıklar doğar ve, anlaşıldığı kadarıyla, Mahmut dayının isteğiyle ailenin Amerika'daki Ermeni kanadı ile irtibat kesilir. Hovannes Gadaryan 1965'de, Horen Gadaryan 1992'de ölür. Bu irtibatı Fethiye Çetin 80'li yıllarda, önce New York'ta bulunan ve telefon rehberinde bir Gadaryan bulan bir arkadaşı vasıtasıyla bir süre kurar. Sonra da anneannesinin 11 Şubat 2000'de Agos gazetesinde yayınlanan ölüm ilanına ilişkin olarak Fransa'da Ermenice yayınlanan Haraç gazetesinde (gayet menfi ve Fethiye Çetin'i küçümseyen tavır ve yorumlar içerecek şekilde) yayınlanan bir haberi görmüş olan ve kendisi de Habablı ve Gadaryanlarla akraba olan Başekiskopos Mesrop Aşçıyan kanalıyla bağlantı tekrar kurulur ve ABD'de yaşayan akrabalarını ziyaret eder.

 

"http://tr.wikipedia.org/wiki/Fethiye_%C3%87etin" adresinden alındı.

Bağlantılar

 

http://www.kalan.com/scripts/Album/dispgrup.asp?id=80

http://bianet.org/bianet/kadin/50666-anneannem-heranus

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=143651

http://www.bydigi.net/genel-kultur/244442-palu-kazasi-ermenileri.html

http://tr.wikipedia.org/wiki/Ekin%C3%B6z%C3%BC,_Kovanc%C4%B1lar

 



Bu sayfayı ekleyin...
  Bu yazı üzerindeki tüm haklar saklı olup, izinsiz kullanılması yasaktır.

Yorumlar  

 
0 # 2010-08-24 16:31
Kitabı hızla okudum ve bazı sayfalarında ağladığım için migrenim tuttu ,inanılmaz güzel bir anlatım tarzı olmakla birlikte insanın içini sızım sızım sızlatıyor
Fethiye Çetin'den dinlediği ve paylaşmadığı diğer bütün hikayeleride paylaşması dileğiyle
Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile